BAM

Tarafların Yaşları ve 2 Yıllık Fiili Evlilik Süresinin Az Olduğu Gözetildiğinde Yoksulluk Nafakasının Süresiz Hükmedilmesi Doğru Değildir

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hükme karşı, tarafların istinaf yoluna müracaat edilmiş olmakla, incelemenin duruşma yapılmadan karar verilmesi mümkün bulunan hallerden olması sebebiyle duruşmasız olarak yapılan inceleme neticesinde evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Davacı erkek tarafından Akdağmağdeni Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinde TMK’nın 166/1 maddesine dayalı boşanma ve fer’ilerine ilişkin açılan davada; davalı kadın usulüne uygun süresi içerisinde Bakırköy Mahkemelerinin yetkili olduğunu ve harcını yatırarak karşı TMK’nın 166/1 maddesine dayalı boşanma ve fer’ileri ile birlikte erkek tarafından elinden alınan ve kendisine iade edilmeyen ziynet eşyalarının aynen, olmadığı takdirde 20.000 TL bedelinin tahsilini talep ve dava etmiş ve her üç dava birlikte görülmüştür.

Akdağmağdeni Asliye Hukuk Mahkemesi 10/05/2016 tarih 2015/450 Esas- 2016/222 sayılı karar ile mahkemenin yetkisizliğine, dosyanın yetkili Bakırköy Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, kararın kesinleşmesi üzere süresi içerisinde müracaat edilmesi ile eldeki dava dosya numarası ile mahkeme esasına kaydolmuştur.

Bakırköy 1. Aile Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; asıl davanın açılmamış sayılmasına, karşı davanın kabulü ile tarafların TMK’nın 166/1. Maddesi gereğince boşanmalarına, kadın için dava tarihinden 350 TL tedbir, kararın kesinleşmesinden sonra yoksulluk nafakası olarak devamına 20.000 TL maddi, 20.000 TL manevi tazminatın erkekten alınarak kadına verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 8 adet 20’şer gram 22 ayar bilezik ( 18,560 TL), 15 adet çeyrek altın (3,060 TL),5 adet tam Cumhuriyet altını (4,100 TL), 1 adet 22 ayar 50 gramlık set takımının (5,800 TL) davacı tarafından davalıya iadesine olmadığı takdirde bedeli olan 31,520 TL nin davacı tarafından davalıya ödenmesine, İspatlanamadığı kabul edilen tek taş yüzük, 3 adet yüzük ve 22 ayar altın saat ile ilgili talebin reddine karar verilmiştir.

Davacı-davalı erkek, kusur tespiti, nafakalar, tazminatlar ve ziynet alacağı yönünden; Davalı-davacı kadın ise, açılmamış sayılmasına karar verilen erkeğin boşanma davasında lehine vekalet ücreti takdir edilmemesinin hatalı olduğunu belirterek, istinaf kanun yoluna müracaat etmişlerdir.

Taraflarca istinafa getirilmediğinden boşanma 08/09/2017 tarihinde kesinleşmiştir.

Asıl dava tarihi 03/08/2015 olduğu halde karar başlığında yetkisizlik kararı üzerine Bakırköy 1. Aile Mahkemesine dosyanın geliş tarihi olan 01/08/2016 olarak yazılması maddi hata olmakla birlikte yerinde düzeltilmesi mümkün görülmüştür.

Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda mahkemeninde kabulünde olduğu üzere birlik görevlerini yerine getirmeyen, evin zorunlu faturalarını ödemeyen ve aboneliklerini iptal eden, Ş….n E….i isimli bayan ile kaçan ve ondan çocuk sahibi olan erkek tam kusurludur. Davalı-davacı kadına yüklenebilecek bir kusur ispat edilemediğinden koşulları oluştuğu için kadın lehine TMK’nın 174/1-2 maddesi uyarınca maddi manevi tazminata karar verilmesi doğru olduğu gibi miktarları da TMK 4. Maddesi gereğince hakkaniyete uygundur. Bu nedenle davacı-davalı erkeğin kusur tespiti ve kadın lehine hüküm altına alınan tazminatlara yönelik istinaf talebinin esastan reddine karar vermek gerekmiştir.

Kadının boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği sabittir. TMK’nın 169. Madde çerçevesinde tedbir nafakası verilmesi doğru olduğu gibi, yoksuluk nafakasına da karar verilmesi doğrudur ancak tarafların yaşları, 14/05/2013 tarihinde evlenip boşanma davasının 03/08/2015 tarihinde açıldığı fiili evlilik süresinin az olduğu gözetildiğinde yoksulluk nafakasının süresiz olarak hüküm altına alınması doğru bulunmamıştır.

Davacı-davalı erkeğin yoksulluk nafakasına ilişkin istinaf talebinin ise kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin yoksulluk nafakasına ilişkin kararının kaldırılmasına, TMK’nın 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de gözetilerek TMK’nın 176/1. maddesi gereğince davalı-davacı kadın yararına aylık 350 TL’den 2 yıllık toplam 8.400 TL toplu yoksulluk nafakasının davacı-davalı erkekten tahsili ile davalı-davacı kadına verilmesine, fazlaya dair isteğin reddine karar vermek gerekmiştir.

Kadın tarafından talep edilen ziynet eşyalarının taraflar ve tanıklarının ifadesi ile evde bulunduğu ancak erkeğin kadının evde olmadığı bir zamanda evdeki tüm eşyaları aldığı, elektrik, su, doğalgaz aboneliklerini iptal ettirdiği evin kiralanması sırasında verilen depozito bedelini dahi ev sahibinden aldığı ve evi boş olarak terk ettiği sabittir. Evde bulunduğu belirtilen ziynet eşyaları kolaylıkla taşınabilir ve götürülebilir eşyalardan olması nedeniyle evin tüm eşyalarının erkek tarafından alındığı sabit olduğundan ziynetlerin kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun olduğundan erkeğin buna ilişkin istinaf talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.

Harcı verilerek açılmış olan erkeğin boşanma davanın (asıl dava) HMK’nın 150. Maddesi gereğince açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Ancak yargılamada kendini vekil ile temsil ettiren davalı-davacı kadın yararına yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca vekalet ücretine karar verilmemesi doğru olmadığından kadının istinaf talebinin kabulü ile davalı-davacı kadın lehine asıl dava yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 2.180 TL vekalet ücretinin erkekten alınarak kadına verilmesine karar vermek gerekmiştir.

Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

A-)Davacı-davalı erkeğin kusur tespiti, kadın lehine hüküm altına alınan maddi manevi tazminat, tedbir nafakası ve ziynet alacağına yönelik istinaf başvurularının ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,

B-)Davacı-davalı erkeğin yoksulluk nafakasına yönelik istinaf talebinin KISMEN KABULÜ İLE,

Bakırköy 1. Aile Mahkemesinin 17/05/2017 tarih ve 22016/548 Esas – 2017/366 Karar sayılı kararının yoksulluk nafakasına ilişkin 3. Bendin 2. Cümlesinin KALDIRILMASINA,

TMK’nın 176/1. maddesi uyarınca aylık 350 TL’den takdiren iki yıllık toplam 8.400 TL toplu yoksulluk nafakasının erkekten alınarak kadına verilmesine, fazlaya dair isteğin reddine, (3. Bendin 2. Cümlesi olarak yazılmasına)

C- Davalı-davacı kadının istinaf talebinin KABULÜ İLE,

Açılmamış sayılmasına karar verilen erkek tarafından açılan asıl davada kendini vekille temsil ettirdiğinden yürürlükteki AAÜT uyarınca 2.180 TL vekalet ücretinin davacı-davalı erkekten tahsili ile davalı-davacı kadına ödenmesine,

Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ziynet alacağına yönelik karar yönünden HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca kesin, boşanma ve fer’ilerine ilişkin karar yönünden HMK’nın 7035 sayılı Kanun ile değişik 361/1 maddesi uyarınca işbu kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Menfi Tespit Davasının Davalısı Takip Alacaklısı Olduğu Ancak Yanında Takip Borçlusunun da Davalı Gösterilmesi Usule Aykırı Değildir

İİK’nun 89.maddesi uyarınca açılan menfi tespit davasının davalısı takip alacaklısıdır. Ancak takip alacaklısı yanında takip borçlusunun davalı gösterilmesinde de usule aykırılık bulunmamaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13/12/1995 gün, 19-629/1080 Sayılı kararı da bu yöndedir.

Taşıma Sözleşmesinden Kaynaklanan İtirazın İptali İhtiyati Haciz Talep Eden, Para Borcunun Alacaklısı Olduğunu

İhtiyati Hacizde Para Borcunun Alacaklısı Olunduğunu, Rehinle Temin Edilmediği ve Vadesinin Gelmiş Olduğu Yaklaşık Olarak İspat Edilmelidir

İhtiyati haciz talep eden, İİK’nın 257/1. maddesi kapsamında bir para borcunun alacaklısı olduğunu, borcun rehinle temin edilmediğini ve borcun vadesinin gelmiş olduğunu yaklaşık olarak mahkemeye kanaat getirecek tarzda ispat etmek durumundadır. Somut olayda; iddia, savunma, dava konusu faturalar, ödeme Planı ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında alacak iddiası yönünden yaklaşık ispat olgusunun gerçekleştiği, alacağın muaccel olduğu ve rehinle temin edildiğine dair bir iddianın da bulunmadığı, dolayısıyla davacının ihtiyati haciz talebinde haklı olduğu sonuç ve kanaatine varılmış olup, ilk derece mahkemesinin aksi yöndeki ara kararında isabet görülmemiştir.

Fiilin İftira Suçunu Oluşturup Oluşturmayacağı, Dilekçe Hakkı Kapsamında Kalıp Kalmadığının Tespiti

İlk derece mahkemesince verilen hükme karşı istinaf kanun yoluna başvurulmakla, başvurunun reddi sebepleri bulunmadığından işin esasına geçildi, dosya incelenip görüşüldü;

DOSYANIN İNCELENMESİNDE

Savunma, katılanın iddiası, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın … sayılı soruşturma evrakı, tanık ifadeleri ve Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesi’nin … esas sayılı dosyasına ait evraklar birlikte değerlendirildiğinde; sanığın F… isimli şahısla birlikte 22/01/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ettiği, müracaatlarında sanığın kardeşi O…’nin avukatı İ…’nın Ankara 43. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşma sonrasında kendilerini kastederek O…’ye “sen kafanı takma bu o… çocuklarını nasıl olsa içeri attıracağım” diyerek hakaret ettiği iddiasıyla şikayetçi oldukları, soruşturma sonucunda E… ve O… hakkında hakaret suçundan dava açıldığı, İ.. hakkında da delil yokluğu gerekçesiyle ek kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği sabittir.

Ek kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi üzerine İ…’nın şikayetiyle bu kez F… ve C… hakkında iftira suçundan kamu davası açıldığı ve yapılan yargılama neticesinde de sanık C…’nin mahkumiyetine, F… hakkında da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.

DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

Somut olayda çözülmesi gereken mesele, sanık C…’nin fiilinin iftira suçunu oluşturup oluşturmayacağı, Anayasa ile teminat altına alınan dilekçe hakkı kapsamında kalıp kalmadığının tespitine ilişkindir.

Anayasa’nın “hak arama hüriyeti” başlıklı 36. maddesi “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı merciileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” hükmünü ve “dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74. maddesi de “Vatandaşlar ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir” hükmünü içermektedir.

Türk Ceza Kanunun 26. maddesinin birinci fıkrasında da “Hakkını kullanan kimseye ceza verilemez” hükmüne yer verilmiştir.

İftira suçunun düzenlendiği Türk Ceza Kanunun 267. maddesinin birinci fıkrası ise “Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklindedir.

Buna göre iftira suçunun varlığı için; yetkili makamlara ihbar ve şikayette bulunarak hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için işlemediğini bildiği halde bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat edilmesi gerekmektedir. İftira, doğrudan kastla işlenebilen bir suç olmasının yanında, suçun failinde mağdur hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılması ya da idari yaptırım uygulanması amacının bulunması gerektiğinden özel kast da gerektiren bir suçtur. Bu sebeple ihbar veya şikayette bulunan kimsenin iddialarını ispat edememiş olması tek başına iftira suçuna vücut vermediği gibi özellikle iddianın somut vakalara dayanması halinde Anayasa’nın 74. maddesi ile teminat altına alınan dilekçe hakkının kullanılması söz konusu olacaktır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanığın şikayetinin somut olaylara dayanması, şikayeti neticesinde diğer iki kişi hakkında kamu davası açılmış olması, mezkur dosyada sanığın şikayetini yalanlayan tanık ifadeleri olduğu gibi doğrulayan tanık ifadesinin de mevcut olması karşısında iddiasını ispat edememesinin tek başına iftira suçuna vucüt vermediği, başvurusunun Anayasa’nın 74. maddesinde düzenlenen dilekçe hakkının kullanılması kapsamında kaldığı, fiilinin kanunda düzenlenen suç tanımına uymadığı anlaşılmakla, ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararı hukuka aykırı bulunduğundan ve yargılamaya konu fiilin daha ziyade aydınlanması gerekmediğinden aşağıda yazılı şekilde karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM

Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1- Sanık C…’nin istinaf başvurusu yukarıda açıklanan sebeplerle yerinde görüldüğünden ve yargılamaya konu fiilin daha ziyade aydınlanması gerekmediğinden, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 280/1-a ve 303. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca Ankara 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin … esas, … karar sayılı ve 28/03/2017 tarihli kararından hüküm kısmının kaldırılarak yerine “sanığın fiilinin suç olarak düzenlenmemesi sebebiyle CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince beraatine, yargılama giderlerinin Hazine üzerinde bırakılmasına” ibaresi yazılmak suretiyle hüküm düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan REDDİNE,

2- İstinaf incelemesine konu olmayan F… hakkındaki hükmün açıklanmasında, lehe olan dairemiz kararının Ceza Muhakemesi Kanununun 280/3. maddesi gereğince sirayet edip etmeyeceğinin ilk derece mahkemesince değerlendirilmesine,

3- Kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, bir örneğinin de istinaf başvurusunda bulunana tebliğine,

4- Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine,

Dair;

Cumhuriyet Başsavcılığı yönünden kararın geliş tarihinden, istinaf başvurusunda bulunan yönünden ise tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde, dairemize bir dilekçe verilmesi ya da zabıt katibine beyanda bulunup tutanak tutturup hakime onaylatmak suretiyle veya bir başka ilk derece ceza mahkemesi ya da bölge adliye mahkemesi ceza dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek, ilgilinin cezaevinde bulunması halinde ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 286. maddesi uyarınca temyiz kanun yolu açık olmak üzere 19/09/2017 tarihinde, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle karar verildi.

İhtiyati Tedbir Kararları, Cebri İcra Yoluyla Yapılan Takibi ve Satışı Engeller Nitelikte Değildir

Yargıtay’ın yerleşik içtihatları uyarınca borçlular hakkında mahkemelerce verilen ihtiyati tedbir kararları niteliği itibariyle cebri icra yoluyla yapılan takibi ve takip sonucu gerçekleşecek olan satışı engeller nitelikte değildir. Bir başka anlatımla, anılan tedbir kararları rızai devirleri önler mahiyette olup, kesinleşen takip sonucunda mahcuzların satışını ve cebri icra yoluyla devrini engellemez.

İşçi Alacakları Kısmi Dava Seri Davalarda Vekalet Ücreti

İşçi Alacakları / Kısmi Dava / Seri Davalarda Vekalet Ücreti

Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 22. maddesinde toplamda 65 dosyaya kadar açılan seri dosyalarda her dosya için ayrı ayrı tam ücretin %70’i oranında avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğinden, uyuşmazlık konusu seri dosya sayısı 37 olmakla, maktu tam avukatlık ücreti olan 1.980,00.-TL’nin %70’i olan 1.386,00.-TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir.