Yargıtay

Kredi Taksitleri Tamamen Bitirildiği Halde Borcu Kaldığından Bahisle Bankaya Yaptığı Haksız Ödeme

Kredi Taksitleri Tamamen Bitirildiği Halde Borcu Kaldığından Bahisle Bankaya Yaptığı Haksız Ödeme

Taraflar arasındaki itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına bozulması istenilmekle, incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı, Kırıkkale Tüketici Hakem Heyeti’nin 27.05.2014 tarih ve 418 sayılı kararına istinaden davalı tüketiciye ödenen dosya masrafının, Çankaya ilçe Tüketici Hakem Heyeti’nin 22.01.2018 tarihli kararı ile tekraren davalı tüketiciye iadesine karar verildiğini ileri sürerek; Çankaya İlçe Tüketici Hakem Heyeti’ne ait 22.01.2018 tarih ve 753 sayılı kararının itirazen incelenerek iptaline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, dava konusu yapılan ve Çankaya İlçe Tüketici Hakem Heyetince tarafına iadesine karar verilen 367,00 TL’nin, kredi taksitleri tamamen bitirildiği halde borcu kaldığından bahisle bankaya yaptığı haksız ödemeye ilişkin olduğunu savunarak; davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne, anılan hakem heyeti kararının iptaline karar verilmiş; niteliği itibariyle kesin olan hüküm, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına bozulması istemi ile temyiz edilmiştir.

Bilindiği üzere; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hukuki dinlenilme hakkı” başlığı altındaki 27. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde hukuki dinlenilme hakkının, “Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini” içereceği, aynı Kanunun “Hükmün kapsamı” başlığı altındaki 297. maddesinin birinci fıkrasının (Cc) bendinde de hükmün kapsamının, “Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri” kapsayacağı düzenlenmiştir.

Somut olayda, davacı bankadan 17.09.2012 tarihli konut kredisi kullanan davalının, kendisinden haksız olarak tahsil edilen 993,74 TL’nin iadesi için Kırıkkale Tüketici Hakem Heyetine başvurusu üzerine, adı geçen Heyetçe 27.05.2014 tarih ve 2014/10-418 (993289) sayılı kararla 1.118,74 TL olarak talebin kabul edildiği ve Banka tarafından bu miktarın davalıya ödendiği, bilahare kredi taksitleri bittikten sonra davacı Bankanın davalı tüketiciden tahsil ettiği 367,00 TL’nin iadesi için Çankaya Tüketici Hakem Heyetine davalı tarafından yapılan başvurunun, 22.01.2018 tarih ve 753 sayılı kararla 625,00 TL üzerinden kabul edildiği, itiraz üzerine anılan Heyetçe 19.02.2018 tarih ve 1886 sayılı tavzih kararıyla 367,00 TL’nin iadesine karar verildiği, Mahkemece söz konusu kredi nedeniyle tahsil edilen ve dava konusu yapılan 367,00 TL’nin Kırıkkale Tüketici Hakem Heyeti kararına istinaden davalı tüketiciye iade edildiği sonucuna varılarak, Çankaya Tüketici Hakem Heyeti kararının iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır.

Ancak, dosyada bulunan dekonttan davalının 27.11.2017 tarihinde 367,00 TL bedeli davacı Bankaya İnternet Bankacılığı aracılığı ile ödediği görülmektedir.

Bu itibarla, mahkemece 17.09.2012 tarihli aynı konut kredisi nedeniyle kredi borcu bittikten sonra davalıdan 27.11.2107 tarihinde tahsil edilen 367,00 TL’nin, gerçekten de Kırıkkale Tüketici Hakem Heyeti kararı mahiyetinde iadesine hükmedilen miktar olup olmadığı gerekli araştırma ve inceleme yapıldıktan sonra açıklığa kavuşturulması gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanun yararına bozma talebinin kabulü gerekir.

SONUÇ

Yukarıda belirtilen nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanun yararına temyiz talebinin kabulü ile, Ankara 3.Tüketici Mahkemesi’nin 16.07.2018 tarih 2018/59 E., 2018/402 K. sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, 24/01/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kamu Alacağında 6183 sayılı Kanun Uyarınca Tahsil veya Genel Haciz Yolu ile Takip Yoluna Başvurulabilir

Kamu Alacağında 6183 sayılı Kanun Uyarınca Tahsil veya Genel Haciz Yolu ile Takip Yoluna Başvurulabilir

Kamu alacağının, genel haciz yolu ile takip edilemeyeceğine ilişkin bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Bu konuda seçimlik hakkı bulunan davacı, genel hükümler uyarınca takip ve dava yoluna başvurabilir. Alacaklı, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca tahsil yoluna başvurabileceği gibi, genci haciz yolu ile takip yoluna da başvurabilir.

SEGBİS Çözüm Tutanağı Düzenleyen Bilirkişilere Ödenen Ücretler, Yargılama Gideri Olarak Sanığa Yükletilemez

SEGBİS Çözüm Tutanağı Düzenleyen Bilirkişilere Ödenen Ücretler, Yargılama Gideri Olarak Sanığa Yükletilemez

Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;

Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebebine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;
Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre sanık hakkında,

… Asliye Mahkemesinin 2015/514 esas ve 2016/276 sayılı “Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” dair kararı için 5271 sayılı CMK’nın 231/11. maddesi uyarınca mahkemesine, yerinde ihbarda bulunulması olanaklı görülerek yapılan incelemede;

Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; sanık ve müdafiinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü sair nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddine, ancak;

1-Anayasının 138/1. maddesi hükmü, TCK’nın 61. maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerle 3/1. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesi çerçevesinde, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılar araçlar, işlendiği zaman ve yer, konusunun önem ve değeri, meydana getirdiği zarar ve tehlikenin ağırlığı ile sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve saik de göz önünde bulundurularak işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde hakkaniyete uygun makul bir cezaya hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde fazla ceza tayin edilmesi,

2-Örgüt mensubu olduğu kabul edilen sanık hakkında verilen cezanın, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilirken uygulama maddesi olarak karar yerinde sadece TCK’nın 58/9 maddesinin gösterilmesi gerekirken, anılan maddenin atıf maddesi olarak kabulü ile uygulama yeri bulunmayan TCK’nın 58/6 maddesi gereğince tekerrür uygulanmasına karar verilmesi,

3-İlk derece Mahkemesi tarafından yapılan duruşmada SEGBİS vasıtasıyla kaydedilen savunmasına ilişkin SEGBİS çözüm tutanağı düzenleyen bilirkişilere ödenen ücretlerin yargılama gideri olarak sanığa yükletilemeyeceğinin gözetilmemesi,

Kanuna aykırı, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, sanığın tututklulukta geçirdiği süre, atılı suç için kanun maddelerinde öngörülen ceza miktarı ve bozma nedeni gözetilerek tutukluluk halinin devamına, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın Ankara … Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için Ankara Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.02.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Anestezik İlaçlardan Meydana Gelen Alerji Nedeniyle Ölüm Olayında Uzmanlardan Oluşacak Bilirkişi Kurulu Raporuna Göre Karar Verilmelidir

Anestezik İlaçlardan Meydana Gelen Alerji Nedeniyle Ölüm Olayında Uzmanlardan Oluşacak Bilirkişi Kurulu Raporuna Göre Karar Verilmelidir

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacılar vekili avukat Berrin Tunç Köroğlu ile davalılar D… Sağlık Hiz. Ltd. Şti.ve diğerleri vekili avukat Z…’ın gelmeleriyle duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacılar, on beş aylık bebeklerinin cinsel organının şişmesi üzerine istanbul üniversitesi tıp fakültesine başvurduklarını, sünnet derisinin dar olması nedeniyle enfeksiyon geliştiği ve sünnet edilmesi gerektiğinin söylendiğini, davalı hastaneye başvurarak davalı hastanede sünnet olduğunu, sünnet operasyonu sırasında gerekli özenin ve tıbbi uygulamaların yapılmaması nedeniyle bebeğin vefat ettiğini ileri sürerek: her bir davacı için 1.000 Tl üzerinden 2.000 TL maddi ve 300.000 TL manevi tazminatın davalılardan ölüm tarihinden itibaren avans faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmişlerdir.

Davalılar, hastaya uygulanan tedavide bir kusur bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, davacıların bebeğine yapılan sünnet operasyonu sırasında verilen anestezik ilaçlar nedeniyle meydana gelen allerji sonucu davalıların gerekli özen ve ihtimamı göstermemeleri nedeniyle vefat ettiği iddiasıyla maddi ve manevi tazminat istemine yöneliktir. Taraflar arasındaki ilişki vekalet sözleşmesidir. Vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. O nedenle vekil konumunda olan ve çocuğun tedavisini yapan doktorların bilim ve teknolojinin getirdiği bütün imkanları kullanmak suretiyle özen borcunu yerine getirmeleri gerekir.

Davacı tarafından yapılan şikayet üzerine İstanbul Tabib odası tarafından gerçekleştirilen soruşturma kapsamında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji Anabilim dalı başkanlığı öğretim üyesi Prof. Dr.A.E… tarafından düzenlenen 01.11.2011 tarihli bilirkişi raporunda, operasyon sırasında gerçekleşen sorunun nedeninin tam olarak anlaşılamadığı, hastada sorun geliştiği andan itibaren uygulanan hareket tarzı genel anlamda doğru olmakla birlikte hastada oluşan kardiyopulmoner arrest olgusunun ameliyathane koşullarında gerçekleşmesi nedeniyle hastanın izlenmesi ve yapay solunum uygulanmasının mümkün olduğu, bu ortamda hastanın daha stabil hale gelmesini bekleyerek bir başka hastaneye sevkinin sağlanması gerektiği,tarif edilen klinik tabloda zamanlamanın uygun olmadığı,ancak eldeki verilerin yasanan olayın kesin nedenine ulaşmak ve malpraktis olarak adlandırmak için yeterli olmadığı rapor edilmiştir.

Dava konusu davacıların çocuğuna uygulanan sünnet operasyonu sonrasında hastanın vefatı nedeniyle yapılan savcılık soruşturması kapsamında ölüm sebebinin araştırılmasına dönük olarak hazırlanan Adli tıp kurumu 1. İhtisas dairesinin 01.08.2012 tarihli raporunda bebeğin yapılan otopsisinde trakea mukozası ve epiglotun ödemli olduğunun tespit edildiği,bunun bebeğin ölümünün anestezi amacıyla kullanılan Jetokaine karşı oluşan allerjik reaksiyon sonucu gerçekleştiğini gösterdiği tespit edilmiştir.

Mahkemece Adli tıp 1. ihtisas kurulundan alınan 12.06.2013 tarihli bilirkişi raporunda hasatının ölümünün lokal anestezi amacıyla kullanılan jetokaine karşı oluşan allerjik reaksiyon sonucu gerçekleştiği, bebekte sünnet endikasyonunun uygun olduğu,sünnette anestezi amacıyla uygulanan jetokainin uygun bir lokal anestezik madde olduğu, oluşan allerjik reaksiyonun öngörülemez ve önlemez bir durum olduğu, klinik bulguların ortaya çıkmasından sonra gerekli tedavinin yapıldığı ve muayene ve tedaviye katılan hekimlerin bir kusurunun bulunmadığı rapor edilmiştir.

Dava konusu bebeğin ölümüne ilişkin olgunun Uluslararası katılımlı 9. Anadolu Adli bilimler kongresinde yapılan sunumunda ölümün lidokain etken maddesine bağlı gerçekleştiği, bu ilacın kullanımı sırasında mutlaka kardiyopulmoner resüsitasyon ekipmanlarının bulundurulması gerektiği tespitine yer verilmiştir.

Allerjiye sebeb olan ilacın dosyaya sunulan prospektüsünde, lidokain içermesi nedeniyle amid türü lokal anesteziklere karşı aşırı duyarlılığı olduğu bilinen hastalarda ve epinefrin içermesi nedeniyle penis anestezisinde kullanılmaması gerektiğine dair uyarıların yeraldığı görülmüştür.

Dosya kapsamı itibariyle, davacıların bebeğinin davalı sağlık kuruluşunda diğer davalılar tarafından uygulanan tedavi kapsamında gerçekleştirilen sünnet operasyonu sırasında kullanılan anestezik Jetokain isimli ilaca karşı oluşan allerjik reaksiyon sonucu vefat ettiği, bu hususun dosyada mevcut otopsi raporuna dayalı olarak hazırlanan adli tıp raporu ile tespit edildiği, Mahkemece alınan adli tıp bilirkişi raporunda bebekte anestezik ilaca karşı meydana gelen allerjinin öngörülemez ve önlemez nitelikte olduğu tespitine yer verilmiş ise de, jetokain isimli ilacın prospektüsünde amid türü lokal anesteziklere karşı aşırı duyarlılığı olduğu bilinen hastalarda ve epinefrin içermesi nedeniyle penis anestezisinde kullanılmaması gerektiğine dair uyarıların yer aldığı bu kapsamda bebeğin allerjisinin olup olmadığına dair davalılarca sünnet operasyonu öncesi bir allerji testi veya başkaca bir tıbbi araştırma yapıldığına dair dosyada herhangi bir tespitin bulunmadığı, ayrıca bebekte meydana gelen allerjik reaksiyon sonrasında yapılması gerekli tıbbi müdahaleye ilişkin olarak adli bilimler kongresi sunumunda vurgu yapılan kardiyopulmoner resüsitasyon ekipmanlarının davalı sağlık kuruluşunda bulunup bulunmadığı ve bu ekipmanların kullanılıp kullanılmadığı, hastanın bir başka sağlık kuruluşuna sevkinin uygun zaman ve koşullarda gerçekleşip gerçekleşmediğine dair yeterli bir bilirkişi incelemesi bulunmadığı, karara esas alınan adli tıp raporunun denetime imkan verir nitelikte gerekçelendirilmediği ve karara esas alınamayacağı anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca bu rapora itibar edilerek hüküm kurulamaz. Bu durumda mahkemece, üniversitelerin ana bilim dallarından seçilecek uzmanlardan oluşacak bir bilirkişi kuruluna dosya tevdi edilerek, davalıların açıklanan hukuki konum ve sorumlulukları, dosyada mevcut delillerle birlikte bir bütün olarak değerlendirilip, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalıların sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığını gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar vermekten ibarettir. Mahkemece, değinilen bu yön gözardı edilerek eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, 1100,00 TL duruşma avukatlık parasının davalılardan alınarak davacılara ödenmesine, 16/03/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kanser Tedavisinde Kalp Pilinin Zarar Görmesi Nedeniyle Ölüm Olayında Rapor, Adli Tıp Değil Konularında Uzmanlar Tarafından Hazırlanmalıdır

Kanser Tedavisinde Kalp Pilinin Zarar Görmesi Nedeniyle Ölüm Olayında Rapor, Adli Tıp Değil Konularında Uzmanlar Tarafından Hazırlanmalıdır

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

Davacılar, muris İ…’un davalı hastanede 27/12/2010-05/01/2012 tarihleri arasında, davalı hastanede bulunan Cyber Knife isimli cihazın kullanılması suretiyle ve toplam 6 seanslık bir kanser terapisi hizmeti aldığını, bu 6 kürden oluşan kanser terapisinin uygulanmasında kullanılmış olan “Cyher Knife” isimli cihazın yaratmış olduğu manyetik ya da benzeri bir etkiden dolayı kalbinde takılı olan ICD (kalp pili) cihazının, her bir kür sırasında ve bazı kürler sırasında birden fazla olmak üzere şoklama yaparak murisin kalp krizi geçirmesine sebep olduğunu, murisin kalp cihazı kullandığını davalı hastaneye ilgili terapi hizmetini almadan önce yazılı olarak belirttiğini, üstelik terapi yapılırken görüntüleme cihazında da söz konusu cihazın varlığının doktorlar tarafından açık şekilde tespit edildiğini, murisin bu elem verici hadiseyi davalı hastanedeki kanser terapi kürleri bittikten hemen sonra, nefes darlığı şikayetiyle başvurduğu S… Kalp ve Damar Hastalıkları Eğitim Hastanesinde kalbinde takılı olan ICD cihazını kontrol ettirdiğinde, kanser terapisi sırasında geçirdiği kalp krizlerini öğrendiğini, ICD cihazının hafızasında kayıtlı olan kriz zamanlarının da yazılı olarak tespit edildiğini, murisin defalarca geçirdiği kalp krizi nedeniyle kendisine takılı olan ICD cihazının bataryasının boşaldığını ve kanındaki pıhtılaşma oranının hayati tehlike yaratacak seviyede arttığını, bu sebeple S… Kalp ve Damar Hastalıkları Eğitim Hastanesinde müşahade altında tutularak yatırıldığını ve söz konusu kandaki pıhtılaşmayı önlemesi için verilen ilaçlar nedeniyle acil olarak başvurduğu Özel Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesinde beyin kanaması sonucu hayatını kaybettiğini, davalı hastanece uygulanan toplam 6 seanslık kanser terapilerinin en azından bir tanesi sırasında söz konusu tıbbi durumun objektif olarak farkına varılması gerekirken söz konusu tıbbi durumun farkına varılmadığını, murisin yaşadığı her bir kalp krizinin ayrı ayrı ele alınarak, yaşadığı elem ve acının değerlendirilmesi suretiyle, kalp krizlerinin tamamı için takdir edilecek tazminat sorumluluğunun bu çerçevede takdir edilmesini, davalı hastanenin ve davalı doktorun durumu farketmesi ve gerekli önlemleri alması gerekirken, tespiti hiç de zor olmayan bu durumun devam etmesine seyirci kalarak murisin her bir kür sırasında kalp krizi geçirmesine sebebiyet verdiklerini ileri sürerek, davalılardan maddi manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır.

Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, açılan davanın reddine, karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, davacıların murisinin davalı hastanede yapılan kanser tedavisinde kalp pilinin zarar görmesiyle oluşan komplikasyonlar nedeniyle murisin vefat ettiği iddiasına dayanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki ilişki vekalet sözleşmesidir. Vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. O nedenle, vekil konumunda olan doktorların bilim ve teknolojinin getirdiği bütün imkanları kullanmak suretiyle özen borcunu yerine getirmeleri gerekir.

Mahkemece, dosyaya, 06.03.2014 tarihli, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanlığı Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı’ndan temin edilen, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyeleri Prof.Dr.Coşkun YORULMAZ, Uz.Dr.Berna ŞENEL ERASLAN, Uz.Öğr.Dr.İbrahim Eray ÇAKI’nın hazırladıkları heyet raporu ve yine Prof.Dr.Coşkun YORULMAZ ile Uz.Öğr.Dr.İbrahim Eray ÇAKI’nın hazırladıkları 22.09.2014 tarihli ek rapor kazandırılmış; alınan bu raporlara dayanılmak suretiyle hüküm tesis edilmiştir.

Anılan kök raporda, sonuç olarak; “1- ICD cihazı bir tür kalp pili olmakla birlikte, klasik kalp pilinden değerlendirme bölümünde belirtildiği üzere şekilsel ve işlevsel farklılıkları bulunduğu, 2- Değerlendirme bölümünde açıklandığı gibi, hastada mevcut ICD cihazının, lineer hızlandırıcıya nasıl cevap vereceği ve zarar görüp görmeyeceği hususlarında yeterli veri bulunmamakla birlikte; lineer hızlandırıcı(radyoterapi) seanslarıyla, ICD’nin pik yaptığı tarih ve saatin aynı zaman aralığında olması nedeniyle, cihazın radyoterapi seanslarından etkilendiğinin kabulü gerekeceği, 3- Lineer hızlandırıcı seansları sonrası, hasta hemen kardiyoloji kontrolüne gitmediğinden ve radyoterapiden yaklaşık 16 gün sonra yapılan başvuruda da herhangi bir kalp kası hasarı saptanmadığından, radyoterapi seanslarından etkilendiği görülen ICD cihazının, ölenin kalbine zarar verdiğinin adli tıbbi delilleri bulunmadığı, 4- Ancak, Lineer hızlandırıcı işleminin ICD cihazını etkileme potansiyeli bilindiğinden, Lineer hızlandırıcı seansları öncesinde ICD firma yetkilisinin çağırılmamış ve işlem öncesi ve sonrasında kardiyoloji konsültasyonu istenilmemiş olmasının eksiklik olduğu, 5- Ölenin 2006 yılından beri atrial fibrilasyonu olduğunun kayıtlı olduğu, bu nedenle Dr. S… Göğüs, Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 31.01.2011 tarihinde atrial fibrilasyon ve intraatrial trombüs tanısı konulup, antikoagülan tedavi düzenlenmesinin; lineer hızlandırıcı uygulamasının bir sonucu olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, 6- Değerlendirme bölümünde aktarıldığı gibi İ…’a uygulanan antikoagülan tedavi protokolünün tıp kurallarına uygun olduğu, 7- İ…da ortaya çıkan beyin kanamasının antikoagülan tedaviyle ilişkisinin bulunduğu ancak, bu durumun komplikasyon olduğu cihetle tıbbi malpraktis kavramı çerçevesinde izin verilen risk kapsamında değerlendirileceği, 8- İ…’un son başvurduğu hastanede bu komplikasyonun yönetiminde bilimsel standartlara uygun davranıldığı kanaatine varılmıştır.” değerlendirilmesi yapılmış; ek raporda ise sonuç olarak; “1- Tarafımızdan hazırlanan önceki raporda belirtildiği gibi, hastada mevcut ICD cihazının, lineer hızlandırıcıya nasıl cevap vereceği ve zarar görüp görmeyeceği hususlarında yeterli veri bulunmamakla birlikte; lineer hızlandırıcı(radyoterapi) seanslarıyla, ICD’nin pik yaptığı tarih ve saatin aynı zaman aralığında olması nedeniyle, cihazın radyoterapi seanslarından etkilendiğinin kabulü gerekeceği, bu etkilenimin cihazda ya da kalpte hasara yol açtığının adli tıbbi delillerinin bulunmadığı, 2- Önceki raporda belirtildiği gibi, ölenin 2006 yılından beri atrial fıbrilasyonu olduğunun kayıtlı olduğu, bu nedenle Dr. S… Göğüs, Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 31.01.2011 tarihinde atrial fibrilasyon ve intraatrial trombüs tanısı konulup, antikoagülan tedavi düzenlenmesinin; lineer hızlandırıcı uygulamasının bir sonucu olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, zira atrial fıbrilasyonun da tek başına trombüs oluşmasına neden olabileceği, 3- Daha önce belirtildiği gibi, Lineer hızlandırıcı işleminin ICD cihazını etkileme potansiyeli bilindiğinden, Lineer hızlandırıcı seansları öncesinde ICD firma yetkilisinin çağırılmamış ve işlem öncesi ve sonrasında kardiyoloji konsültasyonu istenilmemiş olmasının eksiklik olduğu, bu eksikliğin kusur olarak düşünülebileceği, ancak bu kusurun bir zarara yol açtığının adli tıbbi delilleri saptanmadığı, 4- Bu nedenle sorulduğu üzere, ölüm ile Lineer hızlandırıcı kullanımı arasında illiyet bağı kurulamayacağı, kanaatine varılmıştır.” değerlendirilmesi yapılmıştır.

Dosyaya kazandırılmış bulunan, anılan raporlar incelendiğinde, hükme esas alınacak açıklık ve yeterlilikte olmadığı, taraf iddialarını yeteri kadar aydınlatmadığı, raporların ilgili ihtisasın uzmanları tarafından değil, adli tıp uzmanları tarafından hazırlandığı anlaşılmakla, bu konuda rapor düzenlemeye ehil ve donanımlı bir Üniversiteden, konularında uzmanların, özellikle kardiyoloji ve kanser hastalıkları uzmanının da içinde bulunduğu, akademik kariyere sahip 3 kişilik bilirkişi kurulundan, taraf iddiaları ve tüm dosya kapsamı değerlendirilmek suretiyle, dava konusu olayda davalılara atfı kabil bir kusur olup olmadığı hususunda, nedenlerini açıklayıcı, taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli nitelikte rapor alınarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yön göz ardı edilerek, eksik incelemeye dayanılarak, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenle hükmün temyiz eden davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Tıbbi Malpraktis Nedeniyle Tazminat Talebinin Konusunu Oluşturan Zarar Kalemleri Tahkikata Elverişli Olacak Şekilde Açıklattırılmalıdır

Tıbbi Malpraktis Nedeniyle Tazminat Talebinin Konusunu Oluşturan Zarar Kalemleri Tahkikata Elverişli Olacak Şekilde Açıklattırılmalıdır

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı ve davalı Meryem Dikmen avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı, 12/09/2011 tarihinde sol ayak tabanında ve eklemlerindeki şiddetli ağrılar sebebiyle fizik tedavi uzmanı davalı Dr. Kemal G…’a muayene olduğunu, muayene sonrası eklem yerlerinde kireçlenme ve taban düşmesi olduğunun tespit edildiğini, davalının kireçlenme için ilaç yazdığını, taban düşmesi içinse tabanlık ve fizik tedavi uygulanmasını önerdiğini, ancak sağlık personeli davalı Meryem tarafından yapılan fizik tedavi uygulaması sonrasında topuğunun yandığını, bundan sonra bir ay boyunca iki günde bir topuğundaki yanıktan dolayı su toplayan alanların kesilerek yeni deri oluşumunun beklendiğini, ancak bir ayın sonunda açılan yara yerlerinin kabuk bağlayıp siyahlaşmaya başladığını, bunun üzerine 20/10/2011 tarihinde kasığından alının deri parçasının topuğuna yamalandığını (doku grefti), ameliyattan sonra 20 gün post-op tedavinin sürdüğünü, en son 10/01/2012 tarihinde bir başka klinikte yapılan muayenesinde 6 ay daha ayağının üstüne basmaması gerektiğinin belirtildiğini, hatalı tıbbı uygulama öncesinde bir şirkette grafiker asistanı olarak çalıştığını, olaydan sonra işe taksiyle gidip gelmek zorunda kaldığını, taksi ücretlerinin başlangıçta hastane tarafından karşılandığını sonrasında karşılanmadığını, ayrıca olay nedeniyle çalışmalarının sekteye uğradığını ve sorumluluğunda bulunan markaların başkalarına verildiğini ve bu şekilde grafiker kadrosuna yükselemediğini, kariyerinin etkilendiğini, ve kazanç kaybının olduğunu, davalı doktorun yanlış tedavi önerdiği için davalı Meryem’in ise tedaviyi hatalı uyguladığı için sorumlu olduğunu, hastanenin ise istihdam edenini sorumluluğu kapsamında sorumluluğunun bulunduğunu ileri sürerek şimdilik yapılan harcamalar karşılığı 2.500,00 TL maddi tazminatın çektiği acıların karşılığı olarak da 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan mütesilsilen ve müştereken tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, daha sonradan maddi tazminat talebini ıslah ederek 3.857,95 TL ‘ye yükseltmiştir.

Davalılar, kusurlarının olmadığını, kendi yükümlülüklerini yerine getirdiklerini, davacı hastanın acıyı zamanında bildirmediği için topuğunun yandığını belirterek davanın reddini istemişlerdir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 1.638,00 TL maddi 3.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birilikte davalılardan müteselsilen ve müştereken tahsiline karar verilmiş; hüküm, davacı ile davalı Meryem tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dava, tıbbi malpraktis nedeniyle açılan maddi manevi tazminat talebine ilişkindir.

Davacı, dava dilekçesinde hatalı uygulama sonucu topuğunda oluşan yanık sebebiyle işine taksi tutarak gidip gelmek zorunda kaldığını, ayrıca çalışmalarının sekteye uğraması nedeniyle grafiker asistanlığından grafiker kadrosuna yükselemediğinden kazanç kaybına uğradığını ileri sürerek 2.500,00 TL maddi tazminat talebinde bulunmuş, 06/03/2015 tarihli zararlarını kalem kalem (2.067,00 TL taksi masrafı, 152,95 TL ortapedik tabanlık bedeli, 138,00 TL pharmaozom serum bedeli, 1.500,00 TL yardımcı bedeli, 20.960,00 TL kazanç kaybı, 2.580,00 TL ikramiye kaybı) açıkladığı dilekçesinin ardından talebini ıslah ile 3.857,95 TL’ye yükseltmiştir.

Mahkemece, davacının maaşlarının ödenmiş olması sebebiyle iş gücü kaybı tazminatı talep edemeyeceği, ancak davalıların, bilirkişinin hesapladığı tedavi giderlerinden sorumlu oldukları belirtilerek maddi tazminat talebinin kısmen (1.638,00 TL) kabulüne karar verilmişse de dosyadaki 03/03/2016 tarihli adli tıp uzmanı Dr. Cüneyt Atasoy tarafından düzenlenmiş raporda yalnızca, tabanlık zorunluluğunun yanıkla ilgili olmadığı, dosyadaki belgelere göre SGK tarafından karşılanmayan toplam tedavi giderinin 2 adet pharmaozon serum masrafı olan 138,00 TL olduğu belirtilmiş olup, kararda belirlenen miktarın nasıl tespit edildiği açık değildir.

Mahkemece, öncelikle davacıya maddi tazminat talebinin konusunu oluşturan zarar kalemleri (konusu, miktarı, ilgili olduğu dönemi vb. yönlerden) tahkikata elverişli olacak şekilde açıklattırılması, ardından tarafların dayandığı ve süresinde ibraz ettiği yahut ilgili yerden celbi için gerekli bilgiyi verdiği delillerine istinaden varsa zararının tespiti amacıyla konusunda uzman bir bilirkişiden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

2-Öte yandan somut olayın oluş şekli ve dosyadaki deliller birlikte değerlendirildiğinde takdir edilen manevi tazminat miktarı da düşüktür. Manevi tazminatın makul miktarda arttırılarak hüküm verilmesi gerekirken belirlenen şekilde hüküm kurulması isabetli olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

3-Bozma sebebine göre davalı Meryem’in temyiz itirazlarının incelenmesine şu aşamada gerek görülmemiştir.

SONUÇ

Yukarıda 1. ve 2. bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, 3. bentte açıklanan nedenlerle davalı Meryem’in temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan 29,20 TL harcın istek halinde davacıya, 81,75 TL harcın davalı Meryem Dikmen’e iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06/05/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Sahte Diploma ile İşe Girme / Dolandırıcılık Suçu / Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Araç Olarak Kullanılması

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme imkanını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.

TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir. Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.

Sanığın sahte olarak oluşturulmuş 20/02/2006 tarihli 9 Eylül Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği eğitimini bitirdiğine dair diploma fotokopisi ile L.. B..na müracaat ederek kendisinin inşaat mühendisi olarak işe alınmasını sağladığı ve 11/01/2007 ile 12/12/2008 tarihleri arasında bu kurumda çalışarak haksız yere toplam 36.546,85 TL para aldığı, daha sonra sanığın aslında 9 Eylül Üniversitesi’nden ………. tarihinde mezun olduğunun anlaşıldığı olayda, sanığın L.. B..na sunmuş olduğu diploma fotokopisinin onaysız olduğu, bu yönüyle suret belge özelliğini taşımadığı, belediye görevlilerinin diplomanın onaylı suretini istemeleri biçimindeki özensiz davranışları nedeniyle ortaya çıkan fiilin iğfalin ve aldatıcılık yeteneğinin varlığını göstermeyeceği ve sanığa ödenen maaşın çalışmasının karşılığı olarak ödenmesi nedeniyle nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarının unsurları oluşmadığı gerekçesiyle verilen beraat kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün, ONANMASINA, 04.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Şoför İşçinin Ehliyetine El Konulması ve İşverence İş Akdinin Sonlandırılması Nedeniyle Kıdem ve İhbar Tazminatı

Şoför İşçinin Ehliyetine El Konulması ve İşverence İş Akdinin Sonlandırılması Nedeniyle Kıdem ve İhbar Tazminatı

Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile hafta tatili ücreti, fazla mesai ücreti, genel tatil ücreti, ilave tediye, yıllık izin ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı vekili özetle; davacının 04/05/2012-27/05/2013 tarihleri arasında …. Başmüdürlüğü’ne bağlı …. Postanesi bünyesinde faaliyet gösteren alt işverenlerin sigortalısı olarak çalıştığını, 27/05/2013 tarihinde iş akdine son verildikten 2 ay sonra yeniden davalı kurumda çalışmaya başladığını, 25 gün kadar çalıştıktan sonra iş akdinin haksız ve önelsiz feshedildiğini, en son net 1.150,00 TL ücretle çalıştığını, asgari ücret kadarının bankaya ödendiğini, bakiyesinin elden verildiğini, herhangi bir sosyal hakkı olmadığını, davalı kurumdaki taşeron firmaların 4857 Sayılı Kanun’un öngördüğü alt işverenlik hükümleri çerçevesinde değil muvazaalı olarak birtakım yükümlülüklerin ortadan kaldırılması amacına yönelik faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin tüm çalışma süresi boyunca … ve …. Şubelerinde, … ve…’ndeki postaneleri arasındaki kargo ve postaların taşımacılığını yaptığını, müvekkilinin yaptığı işlerin tamamının davalı kurumun asıl işlerinden olduğunu, İş Kanunu’nun 2. maddesine aykırı bir şekilde işlerin alt işverene devredildiğini, müvekkilinin davalı kurumun kadrolu elemanı gibi asıl işlerde görevlendirilmesinin ve alt işverenler değişse de müvekkilinin yaptığı işe aynen devam etmesinin müvekkilinin davalı kurumun işçisi olduğu sonucunu doğurduğunu, davalı kurumun 6772 Sayılı Kanun’un 1. maddesinde sayılan kurumlardan olması sebebiyle müvekkiline bu yasadan doğan ilave tediye alacaklarının ödenmesi gerektiğini, müvekkilinin bir gün 20.30-06.00 saatleri arasında diğer gün 19.30-07.00 saatleri arasında çalıştığını, çalışmanın bu şekilde düzenli olarak sürdüğünü, fazla mesai ve hafta tatili ücretlerinin ödenmediğini, tüm genel tatillerde çalıştığını, ancak ücretlerinin ödenmediğini, hak ettiği yıllık izinlerini kullanmadığını iddia ederek; kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, hafta tatili ücreti, fazla mesai ücreti, genel tatil ücreti, ilave tediye alacağı ve yıllık izin alacağının faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Posta ve Telgraf Teşkilatı A.Ş. Genel Müdürlüğü vekili özetle; husumet itirazında bulunduklarını, 5584 Sayılı Posta Yasasına 2009 yılında yapılan ekleme ile ayrım ve dağıtım işinin ihale yoluyla üçüncü kişilere verilebileceğinin hükme bağlandığını, 01/01/2010-31/12/2013 tarihleri arasında ……posta hatlarında posta ve kargo gönderileri taşıma işinin ihale ile …. Taş. Ltd.Şti’ne verildiğini, müvekkilinin işveren değil ihale makamı olduğunu, bu sebeple işveren gibi sorumlu olmasının mümkün olmadığını, davacının tüm işçilik alacaklarından yüklenici firmanın sorumlu olduğunu, davanın …. Taş. Ltd.Şti’ne ihbarını talep ettiklerini, konu ile ilgili emsal karar olan … 9. İş Mahkemesi’nin 2009/875 Esas, 2010/468 Karar sayılı husumet yönünden ret kararının Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleştiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Feri Müdahil …. Taş Gıda Turizm İnş Tem Hiz San ve Tic Ltd.Şti. vekili özetle; zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davacının 04/05/2012-27/05/2013 tarihleri arasında belirli süreli hizmet sözleşmesiyle çalıştığını, davacının şoför olarak çalıştığı sürede 100 ceza puanını doldurması sebebiyle 19/05/2013 tarihinde ehliyetine el konulduğunu, bu tarihten sonra mazeretsiz olarak işe gelmediğini, 27/05/2013 tarihinde iş akdini istifa ederek sona erdirdiğini, bu tarihten sonra bir daha çalışmasının olmadığını, davacının ehliyetine el konulmasının kendi kusuruna dayandığını, bu sebeple davacının istifasının İş Kanunu’nun 24. maddesinde sayılan haklı sebeple fesih hallerinden sayılamayacağını, davacının 2 kamyonda çalıştığını, 2 kamyon için toplamda 4 şoför istihdam edildiğini, her bir sefer için 1 kamyonda 2 şoför olarak çalıştıklarını, bu suretle günlük 2 vardiya halinde çalışma sisteminin söz konusu olduğunu, bu şoförlere haftanın 2 tam günü haftalık izin verildiğini, şoförlere aylık ücretleri haricinde harcırah verildiğini, hafta tatili ve genel tatil çalışması yapıldığında ücretlerinin ödendiğini, fazla çalışma iddiasının Karayolları Trafik Kanunu 49. maddesi ve emsal Yargıtay içtihatları gereği mümkün olmadığını, yıllık izin alacağı bulunmadığını, tediye alacağından müvekkili şirketin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak; 5584 Sayılı Posta Kanununun 10. maddesine eklenen fıkra ile PTT idaresinin postaların ayrım ve dağıtım işlerini ihale yolu ile üçüncü şahıslara gördürebileceği hüküm altına alınmış olup, PTT idaresinin posta dağıtım işini taşeron firmaya devrettiği, davacının posta dağıtım işinde çalıştırılması sebebiyle taraflar arasındaki ilişkide muvazaa bulunmadığı, hal böyle olunca davacının ilave tediye ücretine hak kazanmadığı gözetilerek bu kalem alacağın reddine, diğer taleplerin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararı, taraflar temyiz etmiştir.

1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir

2-) Taraflar arasında, asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayanıp dayanmadığı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.

Tüketici Hakem Heyeti Dosya Masrafı İadesi Hakkında Vermiş Olduğu Kararda, Faiz Hakkında Hatalı Karar Verilmesi Üzerine Kısmi İtiraz

Tüketici Hakem Heyeti Dosya Masrafı İadesi Hakkında Vermiş Olduğu Kararda, Faiz Hakkında Hatalı Karar Verilmesi Üzerine Kısmi İtiraz

Davacının, davalıyı, Tüketici Hakem Heyetine müracaatından evvel temerrüde düşüren ihtarı olmadığı halde, mahkemece ödeme tarihinden itibaren faize hükmedilmiştir. Bu. durumda, mahkemece, hükmedilen miktara, hakem heyetine müracaat tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

Karşılıksız Yararlanma Suçunda (Kaçak Elektrik Kullanma) Savcı, Zarar Miktarını Tespit Ederek Faile Bildirimde Bulunmadan Dava Açılamaz

Karşılıksız Yararlanma Suçunda (Kaçak Elektrik Kullanma) Savcı, Zarar Miktarını Tespit Ederek Faile Bildirimde Bulunmadan Dava Açılamaz

Karşılıksız yararlanma suçu bakımından özel bir etkin pişmanlık düzenlemesi olan TCK’nın 168/5. maddesi gereğince ve kanun koyucunun amacı doğrultusunda şikayetçi kurumun uğradığı zararı, vergisi dahil suç tutanağı ile belirlenmiş veya belirlenecek olan cezasız tutarının ödenmesi halinde şüpheli hakkında kamu davası açılamaz. Bu durumda Cumhuriyet savcısı sulh ceza hakiminden keşif yapılıp rapor alınması için talepte bulunmalı ve alınacak rapor sonucunda sanığa ödeme bildiriminde bulunmalıdır.