Yargıtay

Çağrı Üzerine Çalışma Usulünde Kıdem ve İhbar Tazminatı

Çağrı Üzerine Çalışma Usulünde Kıdem ve İhbar Tazminatı

Taraflar arasındaki, ihbar ve kıdem tazminatı ile işçilik alacaklarının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraflar avukatlarınca istenilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR

1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının tüm temyiz itirazları ile davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Dosya içinde bulunan 15.5.1995 tarihli taahhütname ve bunun kabulü ile ilgili davacı işçinin beyanına göre, davacı işyerinde işlerin yoğunluğu ve özelliği gerektirdiği takdirde işveren tarafından çağrılıp çalışmayı taahhüt etmiş, böyle bir durum söz konusu olmadığı hallerde ise serbest kalma durumunda bulunmuştur.

Son yıllarda ülkemizde de çokça görülen esnek çalışma türlerinden olan “çağrı usulü” çalışma şekli söz konusudur. Davacı işçi bu şekilde 5 yıl kadar bir dönem içinde fiilen 2 yıl 352 gün çalışmıştır. Dosya içindeki çalışma cetvellerinden davacının birbirini takip eden aylarda 3 gün + 7 gün ve daha fazla çalıştığı, bir yada iki takvim ayında da hiç çalışmadığı anlaşılmaktadır. Son defa davacı yaklaşık iki ay kadar çağırılmayı beklemiş, fakat çağırılmadığı için iki ayın dolmasına 3 gün kala 3.4.2000 tarihli ihtarname çekerek ihbar ve kıdem tazminatına hak kazandığını bildirmiştir. Davalı ise 10.4.2000 tarihli cevabi ihtarnamesinde kendinin çağrı usulü yöntemiyle çağırıldığını sözleşmesinin devam etmekte olduğunu vurgulamıştır. 13.4.2000 tarihinde de davacı bu davayı açarak davalı tarafından çağrılmamak suretiyle sözleşmesinin feshedildiğini iddia ederek feshe bağlı tazminatlarla bir kısım işçilik hakları isteklerinde bulunmuştur.

Açıklanan olayın bu özelliklerine göre davacı esnek bir kapsam içinde çağrı usulüyle çalıştığı gerçeği ortada ise de iki ay dışında hemen hemen her takvim ayı çağırılmış olduğu görülmektedir. İki aya yakın yani mevcut uygulamayla bağdaşmayan uzunca bir süre çağırılmaması durumunda kalan davacı işçi ihtarnameyle durumu önce açıklığa kavuşturmak istemiş, sonra da bu davayı açmıştır ki davalı işveren sözleşmenin sürmekte olduğunu bildirdiğine göre kendisi iş şartların da bir değişiklik, başkalaşma bulunduğunun farkında olarak bu davayı açmakla sözleşmeyi feshi yoluna gitmiştir. Böyle bir durumda haklı da olsa sözleşmeyi feshettiğinden ihbar tazminatı hakkı doğmamış ancak kıdem tazminatına hak kazanmıştır. Bu halde ihbar tazminatı reddedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ

Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle (BOZULMASINA), davalı yararına takdir edilen 97.500.000 TL duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 17.4.2001 gününde oy çokluğuyla karar verildi.

Tır Şoförlerine Her Sefere Çıktıklarında Ödenen Harcırahın Kıdem Tazminatı Hesabına Esas Olup Olmadığı

Tır Şoförlerine Her Sefere Çıktıklarında Ödenen Harcırahın Kıdem Tazminatı Hesabına Esas Olup Olmadığı

Yurt içine-yurt dışına sefer yapan tır şoförlerine her sefere çıktıklarında ödenen paranın harcırah-yolluk veya ücret-prim niteliğinde olup olmadığı, kıdem tazminatı ve prime esas kazancın hesabında dikkate alınıp alınmayacağı konusunda içtihatların birleştirilmesi talep edilmiş ise de; işçilik alacakları davalarında taraflarca getirilme ilkesinin, sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan davalarda ise resen araştırma ilkesinin geçerli olması nedeniyle her dava dosyasında somut olayın özelliği ile delil durumu da dikkate alınarak yapılan ödemenin ücret ya da harcırah-yolluk olarak kabulünün mümkün olabileceği, bu nedenle aynı tür uyuşmazlıkların tümü için geçerli, soyut ve genel nitelikte kurallar koyan ve temel amacı hukukta birliği ve bütünlüğü sağlamak olan içtihadı birleştirme kararlarının bu amacı ile bağdaşmayacak şekilde bir sınırlandırma yapılmasının uygun düşmeyeceği gerekçeleriyle içtihatların birleştirilmesine yer olmadığı sonucuna varılmıştır.

Konkordato / Tüzel Kişi Adına Keşide Edilmiş Çek Üzerinde Karşılıksızdır İşlemi Yapılmasına Sebebiyet Verme Suçu / Bekletici Sorun

Konkordato / Tüzel Kişi Adına Keşide Edilmiş Çek Üzerinde Karşılıksızdır İşlemi Yapılmasına Sebebiyet Verme Suçu / Bekletici Sorun

Çek hesabı sahibi tüzel kişi hakkında, henüz Ticaret Mahkemesinde açılmış bir konkordato davası yokken tüzel kişi adına keşide edilmiş çek üzerinde karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçunun işlenmesi halinde; suçun işlenmesinden sonra açılacak konkordato davasının, İcra Ceza Mahkemesinde açılan ve görülmeye devam edilen ceza davasında bekletici sorun yapılması için maddi veya hukuki bir sebep bulunmadığı değerlendirilmekle; açılan ceza yargılamasına devamla şartları bulunması halinde mahkumiyet hükmü verilmesi mümkündür.

Kredi Taksitleri Tamamen Bitirildiği Halde Borcu Kaldığından Bahisle Bankaya Yaptığı Haksız Ödeme

Kredi Taksitleri Tamamen Bitirildiği Halde Borcu Kaldığından Bahisle Bankaya Yaptığı Haksız Ödeme

Taraflar arasındaki itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına bozulması istenilmekle, incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı, Kırıkkale Tüketici Hakem Heyeti’nin 27.05.2014 tarih ve 418 sayılı kararına istinaden davalı tüketiciye ödenen dosya masrafının, Çankaya ilçe Tüketici Hakem Heyeti’nin 22.01.2018 tarihli kararı ile tekraren davalı tüketiciye iadesine karar verildiğini ileri sürerek; Çankaya İlçe Tüketici Hakem Heyeti’ne ait 22.01.2018 tarih ve 753 sayılı kararının itirazen incelenerek iptaline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, dava konusu yapılan ve Çankaya İlçe Tüketici Hakem Heyetince tarafına iadesine karar verilen 367,00 TL’nin, kredi taksitleri tamamen bitirildiği halde borcu kaldığından bahisle bankaya yaptığı haksız ödemeye ilişkin olduğunu savunarak; davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne, anılan hakem heyeti kararının iptaline karar verilmiş; niteliği itibariyle kesin olan hüküm, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına bozulması istemi ile temyiz edilmiştir.

Bilindiği üzere; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hukuki dinlenilme hakkı” başlığı altındaki 27. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde hukuki dinlenilme hakkının, “Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini” içereceği, aynı Kanunun “Hükmün kapsamı” başlığı altındaki 297. maddesinin birinci fıkrasının (Cc) bendinde de hükmün kapsamının, “Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri” kapsayacağı düzenlenmiştir.

Somut olayda, davacı bankadan 17.09.2012 tarihli konut kredisi kullanan davalının, kendisinden haksız olarak tahsil edilen 993,74 TL’nin iadesi için Kırıkkale Tüketici Hakem Heyetine başvurusu üzerine, adı geçen Heyetçe 27.05.2014 tarih ve 2014/10-418 (993289) sayılı kararla 1.118,74 TL olarak talebin kabul edildiği ve Banka tarafından bu miktarın davalıya ödendiği, bilahare kredi taksitleri bittikten sonra davacı Bankanın davalı tüketiciden tahsil ettiği 367,00 TL’nin iadesi için Çankaya Tüketici Hakem Heyetine davalı tarafından yapılan başvurunun, 22.01.2018 tarih ve 753 sayılı kararla 625,00 TL üzerinden kabul edildiği, itiraz üzerine anılan Heyetçe 19.02.2018 tarih ve 1886 sayılı tavzih kararıyla 367,00 TL’nin iadesine karar verildiği, Mahkemece söz konusu kredi nedeniyle tahsil edilen ve dava konusu yapılan 367,00 TL’nin Kırıkkale Tüketici Hakem Heyeti kararına istinaden davalı tüketiciye iade edildiği sonucuna varılarak, Çankaya Tüketici Hakem Heyeti kararının iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır.

Ancak, dosyada bulunan dekonttan davalının 27.11.2017 tarihinde 367,00 TL bedeli davacı Bankaya İnternet Bankacılığı aracılığı ile ödediği görülmektedir.

Bu itibarla, mahkemece 17.09.2012 tarihli aynı konut kredisi nedeniyle kredi borcu bittikten sonra davalıdan 27.11.2107 tarihinde tahsil edilen 367,00 TL’nin, gerçekten de Kırıkkale Tüketici Hakem Heyeti kararı mahiyetinde iadesine hükmedilen miktar olup olmadığı gerekli araştırma ve inceleme yapıldıktan sonra açıklığa kavuşturulması gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanun yararına bozma talebinin kabulü gerekir.

SONUÇ

Yukarıda belirtilen nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanun yararına temyiz talebinin kabulü ile, Ankara 3.Tüketici Mahkemesi’nin 16.07.2018 tarih 2018/59 E., 2018/402 K. sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, 24/01/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.