12. Ceza Dairesi

Haksız Yakalama Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğine Aykırı Davranma

Haksız Yakalama / Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğine Aykırı Davranma

Davacının tazminat talebinin reddine ilişkin hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;

Bozma ilamına uyularak yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1- Dosya içeriğine göre; davacının 11.06.2013 tarihinde… Adalet Sarayında gerçekleştirilen eylem sırasında Cumhuriyet savcısının talimatı ile yakalanarak adli muayene raporu düzenlendikten sonra ifadesi alınmadan aynı gün serbest bırakıldığı, ancak hakkında yakalama işlemi yapılan davacıya kanuni haklarının hatırlatıldığına ve davacının yakalandığının bir yakınına veya belirlediği bir kişiye haber verildiğine dair herhangi bir tutanak düzenlenmediği dikkate alınarak, 5271 sayılı CMK’nın 90, 95 ve 97. maddeleri ile Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğinin 6. maddesindeki zorunlulukların yerine getirilmediği, davacının avukat olmasının bu hükümlerin uygulama koşullarını değiştirmeyeceği, suçlamadan haberdar edilme ve düzenlemede yer alan aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin emredici hükümlerin ihlalinin işlemi haksız hale getirdiğinin anlaşılması karşısında, davacı lehine makul bir miktar manevi tazminata hükmolunması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde isabetsiz değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi,

2- ”07.12.2017” olan karar tarihinin gerekçeli karar başlığında ”11.12.2017” olarak yazılması,

Kanuna aykırı olup, davacı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 07.01.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Hekimin Ameliyat Sonrası Gerekli Takip ve Kontrol Muayenesini Yapma Konusundaki İhmali Nedeniyle Görevi Kötüye Kullanma Suçu

Kamu davası; hekimin görevi kötüye kullanma iddiası ile taksirle öldürme suçuna ilişkindir. Op.Dr.’un ameliyat sonrası serviste kontrol muayenesini yapmamasının bir eksiklik olduğu ancak hastanın şikayetlerinin gece başladığı, Op.Dr.’un nöbetçi olmadığı, gece boyunca aranmadığı için klinik durumundaki kötüleşmeden haberi olmadığı, hekimin hastanın sevk edildiğini ertesi sabah öğrendiği birlikte değerlendirildiğinde; kişinin ölümü nedeniyle Op. Dr.’a kusur atfedilemeyeceği, bu eksik eylem ile ölüm arasında illiyet bağı bulunmadığı, kişinin ameliyat sonrası takip, tedavi ve sevk işlemlerine katılan ilgili diğer hekimlere ve yardımcı sağlık personeline kusur atfedilemeyeceğinin belirtilmesi karşısında; sanığın eylemi ile netice arasında illiyet bağının kesin bir şekilde kurulamadığı, bu nedenle sanığın taksirle öldürme suçundan sorumlu tutulamayacağı ancak bahsedilen raporlar ve tüm dosya kapsamından sanığın ameliyat sonrasındaki süreçte gerekli takip ve kontrol muayenesini yapma konusundaki ihmali nedeniyle eyleminin TCK 257/2’deki ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde beraatine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

İki Adli Tıp Raporu Arasında Meydana Gelen Çelişkinin Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan Rapor Alınarak Değerlendirilmesi Gerekir

İki adli tıp raporu arasında meydana gelen çelişkinin Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan bir kez daha rapor alınarak sonucuna göre değerlendirme yapılması gerektiği gözetilmeden, ayrıca ameliyatı gerçekleştiren şüphelilerin ölenin öyküsünü de nazara alarak meydana gelen neticeyi öngörüp öngöremeyecekleri tartışılmadan, itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken dosyada mevcut Adli Tıp Kurumu raporu gerekçe gösterilerek itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir

Sahte Fatura Davası Usulüne Uygun Mütalaa Olmaksızın Açılamaz

Vergi Müfettişleri ve Vergi Müfettiş Yardımcıları tarafından ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaası ve Defterdar veya Vergi Dairesi Başkanı adına imza atmaya yetkili olanlardan birinin imzası ile ilgili Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusu yapılması gerekir. Yetkili imzaları taşımayan mütalaa ile 213 sayılı VUK’un 359 uncu maddesindeki suçlarla ilgili dava açılması yasaya aykırıdır.

Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 24.01.2018 tarih ve 2018/553 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 31.01.2018 tarih ve KYB-2018/8004 sayılı ihbarnamesi ile;

2013 takvim yılına ilişkin vergi kaçakçılığı (sahte belge düzenlemek) suçundan dolayı sanık …’ın, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 359/b-1 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62/1. maddeleri gereğince 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair İstanbul 15. Asliye Ceza Mahkemesinin 07/06/2016 tarihli ve 2014/110 esas, 2016/308 sayılı kararının “Sair kanun yararına bozma talepleri yönünden, hakim veya mahkemelerce verilen karar veya hükümlerle ilgili olarak, eksik inceleme, delillerin değerlendirilmesi ve mahkemenin takdirine ilişkin hususların kanun yararına bozma konusu yapılamayacağından, bahse konu talepler yönünden kanun yararına bozma yoluna müracaat edilmeyerek yapılan incelemede,

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 367. maddesinin 1. fıkrasında bulunan “Yaptıkları inceleme sırasında 359 uncu maddede yazılı suçların işlendiğini tespit eden Vergi Müfettişleri ve Vergi Müfettiş Yardımcıları tarafından ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla doğrudan doğruya ve vergi incelemesine yetkili olan diğer memurlar tarafından ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla vergi dairesi başkanlığı veya defterdarlık tarafından keyfiyetin Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesi mecburidir.” hükmü ve 5345 sayılı Gelir İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 33. maddesi uyarınca Defterdar veya Vergi Dairesi Başkanı adına imza atmaya yetkili olanlardan mütalaa alınması gerektiği gözetilmeksizin, dava şartı niteliğinde bulunan mütalaa alınmaksızın açılan kamu davasına devamla yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden” bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, bozulması istenilmiş olmakla,

Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

İncelenen dosya içeriğine göre; sanığın “2013 takvim yılında sahte fatura düzenlemek” şeklinde gerçekleşen eylemine ilişkin olarak, 213 sayılı Kanun’un 359. maddesinde yazılı suçun işlendiğinin tespit edilmesi ve Kanun‘un 367. maddesine göre dava şartı olup, anılan maddenin 1. fıkrasına göre usulüne uygun olarak alınmış bir değerlendirme komisyonu mütalaası bulunmadığı anlaşılmakla, kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarnamedeki istem yerinde görüldüğünden, İstanbul 15. Asliye Ceza Mahkemesi‘nin 07.06.2016 tarih ve 2014/110 Esas-2016/308 Karar sayılı ilamının, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre aynı maddenin 4. fıkrasının (d) bendine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının dava şartı yokluğu nedeniyle 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi gereğince DÜŞÜRÜLMESİNE, bu suç nedeniyle hükmolunan cezanın çektirilmemesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE,19.02.2018 tarihinde oy birliği ile karar verildi.