9. Hukuk Dairesi

Şoför İşçinin Ehliyetine El Konulması ve İşverence İş Akdinin Sonlandırılması Nedeniyle Kıdem ve İhbar Tazminatı

Şoför İşçinin Ehliyetine El Konulması ve İşverence İş Akdinin Sonlandırılması Nedeniyle Kıdem ve İhbar Tazminatı

Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile hafta tatili ücreti, fazla mesai ücreti, genel tatil ücreti, ilave tediye, yıllık izin ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı vekili özetle; davacının 04/05/2012-27/05/2013 tarihleri arasında …. Başmüdürlüğü’ne bağlı …. Postanesi bünyesinde faaliyet gösteren alt işverenlerin sigortalısı olarak çalıştığını, 27/05/2013 tarihinde iş akdine son verildikten 2 ay sonra yeniden davalı kurumda çalışmaya başladığını, 25 gün kadar çalıştıktan sonra iş akdinin haksız ve önelsiz feshedildiğini, en son net 1.150,00 TL ücretle çalıştığını, asgari ücret kadarının bankaya ödendiğini, bakiyesinin elden verildiğini, herhangi bir sosyal hakkı olmadığını, davalı kurumdaki taşeron firmaların 4857 Sayılı Kanun’un öngördüğü alt işverenlik hükümleri çerçevesinde değil muvazaalı olarak birtakım yükümlülüklerin ortadan kaldırılması amacına yönelik faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin tüm çalışma süresi boyunca … ve …. Şubelerinde, … ve…’ndeki postaneleri arasındaki kargo ve postaların taşımacılığını yaptığını, müvekkilinin yaptığı işlerin tamamının davalı kurumun asıl işlerinden olduğunu, İş Kanunu’nun 2. maddesine aykırı bir şekilde işlerin alt işverene devredildiğini, müvekkilinin davalı kurumun kadrolu elemanı gibi asıl işlerde görevlendirilmesinin ve alt işverenler değişse de müvekkilinin yaptığı işe aynen devam etmesinin müvekkilinin davalı kurumun işçisi olduğu sonucunu doğurduğunu, davalı kurumun 6772 Sayılı Kanun’un 1. maddesinde sayılan kurumlardan olması sebebiyle müvekkiline bu yasadan doğan ilave tediye alacaklarının ödenmesi gerektiğini, müvekkilinin bir gün 20.30-06.00 saatleri arasında diğer gün 19.30-07.00 saatleri arasında çalıştığını, çalışmanın bu şekilde düzenli olarak sürdüğünü, fazla mesai ve hafta tatili ücretlerinin ödenmediğini, tüm genel tatillerde çalıştığını, ancak ücretlerinin ödenmediğini, hak ettiği yıllık izinlerini kullanmadığını iddia ederek; kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, hafta tatili ücreti, fazla mesai ücreti, genel tatil ücreti, ilave tediye alacağı ve yıllık izin alacağının faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Posta ve Telgraf Teşkilatı A.Ş. Genel Müdürlüğü vekili özetle; husumet itirazında bulunduklarını, 5584 Sayılı Posta Yasasına 2009 yılında yapılan ekleme ile ayrım ve dağıtım işinin ihale yoluyla üçüncü kişilere verilebileceğinin hükme bağlandığını, 01/01/2010-31/12/2013 tarihleri arasında ……posta hatlarında posta ve kargo gönderileri taşıma işinin ihale ile …. Taş. Ltd.Şti’ne verildiğini, müvekkilinin işveren değil ihale makamı olduğunu, bu sebeple işveren gibi sorumlu olmasının mümkün olmadığını, davacının tüm işçilik alacaklarından yüklenici firmanın sorumlu olduğunu, davanın …. Taş. Ltd.Şti’ne ihbarını talep ettiklerini, konu ile ilgili emsal karar olan … 9. İş Mahkemesi’nin 2009/875 Esas, 2010/468 Karar sayılı husumet yönünden ret kararının Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleştiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Feri Müdahil …. Taş Gıda Turizm İnş Tem Hiz San ve Tic Ltd.Şti. vekili özetle; zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davacının 04/05/2012-27/05/2013 tarihleri arasında belirli süreli hizmet sözleşmesiyle çalıştığını, davacının şoför olarak çalıştığı sürede 100 ceza puanını doldurması sebebiyle 19/05/2013 tarihinde ehliyetine el konulduğunu, bu tarihten sonra mazeretsiz olarak işe gelmediğini, 27/05/2013 tarihinde iş akdini istifa ederek sona erdirdiğini, bu tarihten sonra bir daha çalışmasının olmadığını, davacının ehliyetine el konulmasının kendi kusuruna dayandığını, bu sebeple davacının istifasının İş Kanunu’nun 24. maddesinde sayılan haklı sebeple fesih hallerinden sayılamayacağını, davacının 2 kamyonda çalıştığını, 2 kamyon için toplamda 4 şoför istihdam edildiğini, her bir sefer için 1 kamyonda 2 şoför olarak çalıştıklarını, bu suretle günlük 2 vardiya halinde çalışma sisteminin söz konusu olduğunu, bu şoförlere haftanın 2 tam günü haftalık izin verildiğini, şoförlere aylık ücretleri haricinde harcırah verildiğini, hafta tatili ve genel tatil çalışması yapıldığında ücretlerinin ödendiğini, fazla çalışma iddiasının Karayolları Trafik Kanunu 49. maddesi ve emsal Yargıtay içtihatları gereği mümkün olmadığını, yıllık izin alacağı bulunmadığını, tediye alacağından müvekkili şirketin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak; 5584 Sayılı Posta Kanununun 10. maddesine eklenen fıkra ile PTT idaresinin postaların ayrım ve dağıtım işlerini ihale yolu ile üçüncü şahıslara gördürebileceği hüküm altına alınmış olup, PTT idaresinin posta dağıtım işini taşeron firmaya devrettiği, davacının posta dağıtım işinde çalıştırılması sebebiyle taraflar arasındaki ilişkide muvazaa bulunmadığı, hal böyle olunca davacının ilave tediye ücretine hak kazanmadığı gözetilerek bu kalem alacağın reddine, diğer taleplerin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararı, taraflar temyiz etmiştir.

1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir

2-) Taraflar arasında, asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayanıp dayanmadığı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.

Arabuluculuğa Başvurulmadan Açılan Davada Yargılama Yapıp, Dava Şartlarını İnceleyebilmesi İçin Mahkemenin

Arabuluculuğa Başvurulmadan Açılan Davada Yargılama Yapıp, Dava Şartlarını İnceleyebilmesi İçin Mahkemenin Görevli

Davacı, borçlu olmadığı halde cebri icra tehdidi altında ödemek zorunda kaldığı 180.017,00 TL.nin, ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte istirdadına karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece, dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davalı avukatı istinaf başvurusunda bulunmuştur.

… Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi davalı avukatının istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.

… Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi’nin kararı süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Taraflar arasında görevli olmakla birlikte yetkisiz olan mahkemenin diğer dava şartlarını inceleyip, inceleyemeyeceği uyuşmazlık konusudur.

Somut uyuşmazlıkta, davalı vekili yetki itirazında bulunmuş, mahkemece dava “arabuluculuk dava şartı gerçekleşmediğinden davayı usulden reddetmiştir.

İş Mahkemeleri’nin yetkisi 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 6. maddesinde, arabuluculuk dava şartı ise 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’ nun 3. maddesinde düzenlenmiştir.

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’ nun 6. maddesi uyarınca, iş mahkemelerinde açılacak davalarda yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi ile işin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesidir.

Yetkili mahkemenin belirlenmesinde önemli olan işin yapıldığı işyeri tanımına, 7036 sayılı Yasada yer verilmemiştir. İşyeri, 4857 sayılı İş Kanununun 2. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, işveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birime işyeri denir. İşverenin işyerinde ürettiği mal veya hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen yerler (işyerine bağlı yerler) ile dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden ve mesleki eğitim ve avlu gibi diğer eklentiler ve araçlar da işyerinden sayılır. İşyeri, işyerine bağlı yerler, eklentiler ve araçlar ile oluşturulan iş organizasyonu kapsamında bir bütündür. Bir yer, ancak işin niteliği ve yürütümü bakımından işyerine bağlı bulunmaktaysa, o işyerinden sayılacaktır.

İş veya toplu iş sözleşmesinin taraflarının, davalının yerleşim yeri ve işin yapıldığı yer dışındaki bir mahkemenin yetkili olduğuna dair düzenleme yapmaları, 7036 sayılı Kanunun 6. maddesinin emredici nitelikteki son cümlesi gereğince geçersizdir.

İş mahkemesinin yetkisi kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davalı tarafça süresinde yetki itirazı yapılmamış olsa bile, mahkeme tarafından bu husus kendiliğinden göz önünde bulundurmalıdır. Bir başka anlatımla hâkim, davanın her aşamasında yetki itirazını dikkate alabileceği gibi, kendisi de re’sen yetkisizlik kararı verebilir (Dairemizin 26.05.2008 gün ve … Esas, 2008/12778 Karar sayılı ilamı).

Somut uyuşmazlıkta; dava dilekçesinde davalının adresinin “… ” olarak bildirildiği, yine davacı tarafça delil olarak dayanılmış, …Müdürlüğü’nün … Esas sayılı dosyasında mevcut ödeme emrinde davalı adresinin “… ” şeklinde belirtildiği, taraflar arasında imzalanmış “Uçucu Personel Hizmet Sözleşmesi” incelendiğinde ise İşveren sıfatındaki dosya davalısı … Havayolları A.Ş.nin adres kısmına “… “… yazıldığı tespit edilmektedir.

Yukarıda açıklandığı üzere, iş mahkemesindeki yetki kamu düzenine ilişkin olup, Mahkeme yetkili olup, olmadığını re’sen değerlendirmek durumundadır. Kaldı ki davalı vekili yetkisizlik itirazında da bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf başvurusunda da yetkisizlik itirazını tekrarlamıştır.

İstinaf incelemesi sırasında ilgili Daire yetki itirazını değerlendirmemiştir.

Bu bilgi ve belgelere göre davanın görülmesinde davanın açıldığı … İş Mahkemesi’nin yetkisiz olup, davalının ikametgahının bulunduğu … İş Mahkemesinin yetkili olduğu anlaşılmaktadır.

Dava yetkisiz Mahkeme tarafından arabuluculuğa başvurulmadan açıldığından, başka bir deyişle dava şartı gerçekleşmediğinden usulden reddedilmiş ise de, bir mahkemenin açılan davada yargılama yapıp, dava şartlarını inceleyebilmesi için öncelikle görevli olması, görevli ise yetkili olması gerekir.

Görevli ve yetkili olmayan bir mahkemenin diğer dava şartlarını usul ekonomisi yada başka bir gerekçe ile değerlendirmesine hukuken olanak yoktur.

Bu nedenle görevli mahkeme tarafından, öncelikle yetkili olup, olmadığı belirlenip, yetkili ise diğer dava şartlarının değerlendirilmesi gerekirken, yetki hususu ve özellikle davalının yetki itirazı değerlendirilmeden davanın 7036 sayılı Yasada düzenlenmiş bir başka dava şartı olan arabuluculuğa başvurulmadığı gerekçesiyle usulden reddine karar verilmesi ve istinaf merci olan … Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi tarafından da davalı tarafın yetki hususundaki istinaf başvurusunun değerlendirilmeden istinaf başvurusunu reddetmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan gerekçe ile temyiz edilen T.C. Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesinin kararı ile T.C. … İş Mahkemesi’nin kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının isteği halinde ilgiliye iadesine, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.03.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

BJK Kaleci Antrenörünün İşçilik Alacakları İstemi İşyeri Devrinde Sorumluluk

İşyeri Devri, Fesih Niteliğinde Olmadığından, Devir Sebebiyle Feshe Bağlı Hakların İstenmesi Mümkün Olmaz

İşyeri devrinin iş ilişkisine etkileri ile işçilik alacaklarından sorumluluk bakımından taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur. İşyeri devri fesih niteliğinde olmadığından, devir sebebiyle feshe bağlı hakların istenmesi mümkün olmaz. Aynı şekilde işyeri devri kural olarak işçiye haklı fesih imkânı vermez. Feshe bağlı diğer haklar olan ihbar tazminatı ve kullanılmayan izin ücretlerinden son işveren sorumlu olup, devreden işverenin bu işçilik alacaklarından herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.

İşçilik Alacak Hesabında Bilirkişinin Yetki ve Görevini Aşarak Takdiri İndirim Yapılması İsabetsizdir

İşçilik Alacak Hesabında Bilirkişinin Yetki ve Görevini Aşarak Takdiri İndirim Yapılması İsabetsizdir

Bilirkişinin yetki ve görevini aşarak takdiri indirim uygulaması isabetsizdir. Takdiri indirimi belirleme görev ve yetkisi hakime aittir. Hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır.

Tarla Vasıflı Taşınmazın Kiralanması Elektronik Haberleşme Alt Yapı Montesi Çatısız İşyeri Kirasında Bildirim Süresine Uymaksızın Sözleşmenin Feshi Kiralananın Tahliyesi

Tarla Vasıflı Taşınmazın Kiralanması / Elektronik Haberleşme Alt Yapı Montesi / Çatısız İşyeri Kirasında Bildirim Süresine Uymaksızın Sözleşmenin Feshi / Kiralananın Tahliyesi

3. Hukuk Dairesi

Esas No: 2017/11720

Karar No: 2019/253

Karar Tarihi: 17.01.2019

Taraflar arasındaki kiralananın tahliyesi davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Davacı, 17.02.2014 tarihinde açtığı işbu davada; davalı ile … ilçesi … mevkiinde tarla vasıflı taşınmazın kiralanması konusunda anlaştıklarını ve 10.11.2008 tarihinde kira sözleşmesi düzenlediklerini, yine aynı mevkide bulunan başka bir arazisini de dava dışı … Hizmet ve İşletmecilik A.Ş’ne kiraladığını ancak kira ilişkisi devam ederken, adı geçen dava dışı bu şirketin davalının kirası altında bulunan dava konusu taşınmaza geçiş yapmak suretiyle ekipmanlarını taşıyıp kurduğunu ve aralarındaki kira sözleşmesini sona erdirmeye çalıştığını , bu durum üzerine davalıya … 2. Noterliğinin 24.10.2013 tarih ve … yevmiye numaralı ihtarnamesinin keşide edildiğini , davalının ihtarnameye gönderdiği cevapta kiralananı başka firmaya kira karşılığı kullandırdığını beyan ederek durumu kabul ettiğini, bu itibarla davalının tarafına ait bir başka arazide kiracı olan firma ile anlaşarak tarafını zarara uğratmak suretiyle sözleşmeye aykırı şekilde davrandığını belirterek akde aykırılık nedeniyle davalının kiralanandan tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı, kiralanan tarla vasıflı yere elektronik haberleşme alt yapı türlerinden olan anten kule ve beslenme cihazları monte edilerek 5089 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu çerçevesinde ulusal haberleşme hizmeti verildiğinin davacının bilgisi dahilinde olduğunu , taraflar arasında düzenlenen Kiralama Özel Şartlarının 15. maddesinde “Şirket, kiraya tuttuğu yerleri ortak yerleşim/tesis paylaşımına açabilir.” düzenlemesine yer verildiğini ayrıca 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’nun 17. maddesi doğrultusunda mecurda tesis paylaşım ve ortak yerleşimin mümkün ve gerekli bulunup karşılığında da maliyet esaslı bir bedel alınmasının hak olduğunu, bu itibarla ortada sözleşmeye aykırı bir durum bulunmadığını belirterek davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, TBK’nun 316/2 maddesi gereğince ihtarnamede 30 günlük süre verilmediğinden davanın yasal şartları oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Türk Borçlar Kanununun 316. maddesi hükmü uyarınca kiracı kiralananı sözleşmeye uygun olarak özenle kullanmak ve kiralananın bulunduğu taşınmazda oturan kişiler ile komşulara gerekli saygıyı göstermekle yükümlüdür. Kiracının bu yükümlülüğe aykırı davranması durumunda sözleşmeye aykırılık nedeniyle tahliyesine karar verilebilmesi için kiraya verenin konut ve çatılı işyeri kirasında kiracıya en az otuz gün süre vererek aykırılığın giderilmesini, aksi takdirde sözleşmeyi feshedeceğini yazılı olarak bildirmesi ve tanınan bu süre içerisinde de akde aykırılığın giderilmemiş olması gerekir.

Diğer kira ilişkilerinde ise, kiraya veren, kiracıya önceden bir ihtarda bulunmaksızın, yazılı bir bildirimle sözleşmeyi hemen feshedebilir. Konut ve çatılı işyeri kirasında, kiracının kiralanana kasten ağır bir zarar vermesi, kiracıya verilecek sürenin yararsız olacağının anlaşılması veya kiracının bu yükümlülüğe aykırı davranışının kiraya veren veya aynı taşınmazda oturan kişiler ile komşular bakımından çekilmez olması durumlarında kiraya veren, yazılı bir bildirimle sözleşmeyi hemen feshedebilir.

Akde aykırılık nedenine dayanılarak açılan davada tahliye kararı verilebilmesi için akde aykırı davranışın önemli ve doğrudan doğruya kiralananın bizzat kullanılması ile ilgili olması gerekir.

Somut olayda; Davacı tarafından davalıya gönderilen 24.10.2013 tarihli ihtarnamede, sözleşmenin özel koşullarının 2. maddesinde belirtilen “Kiracı, kiralanan taşınmazı bir başkasına devredemez kiraya veremez. Taşınmaz yalnızca kiracının kullanımına açıktır.Kiralanan taşınmaz kira süresi bitiminde bir tutanakla mal sahibine tam bir temizlik içinde borçsuz olarak teslim edilecektir.”hükmüne aykırı davranılarak kiralanan yerin başka iletişim firmalarına kullandırıldığı ve kiraya verildiği,bu durumun tebliğden itibaren 20 gün içinde düzeltilmesi ihtar edilmiş, taraflar arasındaki 10.11.2008 düzenleme tarihli on yıl süreli kira sözleşmesinde ise kiralananın boş tarla olduğu belirtilmiştir. Bu haliyle; kiralananın çatısız işyeri olduğunun ve yazılı bir bildirimle süre verilmesi gerektiği kuralına uymaksızın sözleşmenin feshedilebileceğinin kabulü gerekir. Bu durumda mahkemece, işin esası incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir.

Hüküm, bu nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 17.01.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kira Alacağının Tahsili Kesinleşen Takip Nedeniyle Tahliye Otuz Günlük Yasal Ödeme Süresi

Kira Alacağının Tahsili / Kesinleşen Takip Nedeniyle Tahliye / Otuz Günlük Yasal Ödeme Süresi

8. Hukuk Dairesi

Esas No: 2018/15499

Karar No: 2019/512

Karar Tarihi: 17.01.2019

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece verilen davanın kabulüne dair kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 11.12.2017 tarihli ve 2017/4368 Esas, 2017/16536 Karar sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmişti. Davalı vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:

Davacı alacaklı 01.12.2013 başlangıç tarihli yazılı kira akdine dayanarak 15.02.2016 tarihinde haciz ve tahliye talepli olarak başlattığı icra takibi ile 2015 yılı Eylül ayından 2016 yılı Şubat ayına kadarki kira alacağı 4.433,00 TL’nin tahsilini talep etmiş, ödeme emri davalı borçlu kiracıya 18.02.2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davalı kiracının takibe itiraz etmemesi üzerine takip kesinleşmiş olup, davacı alacaklı İcra Mahkemesine başvurarak kesinleşen takip nedeniyle kiralananın tahliyesi isteminde bulunmuştur.

Mahkemece, taraflar arasında yapılan kira sözleşmesine istinaden kira alacağının tahsili amacı ile davalı borçlu hakkında icra takibi yapıldığı, ödeme emrinin davalı borçluya 18.02.2016 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun takibe itiraz etmediği gibi yasal 30 günlük süre içerisinde takip konusu kira borcunu da ödemediği, temerrüt şartlarının oluştuğu gerekçesiyle davalının dava konusu taşınmazdan tahliyesine karar verilmiş, davalı vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 11.12.2017 tarih ve E. 2017/4368 – …. 2017/16536 sayılı ilamı ile, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir. Davalı vekili karar düzeltme talebinde bulunmaktadır.

Dava, kesinleşen icra takibi nedeniyle tahliye istemine ilişkindir.

Davacı alacaklı, 01.12.2013 başlangıç tarihli yazılı kira akdine dayanarak 15.02.2016 tarihinde haciz ve tahliye talepli olarak başlattığı icra takibi ile toplam 4.433,00 TL kira alacağının tahsilini talep etmiştir. Ödeme emri borçlu kiracıya 18.02.2016 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı borçlunun takibe itiraz etmemesi üzerine takip kesinleşmiştir. Borçluya tebliğ edilen ihtarlı ödeme emrinde otuz günlük yasal ödeme süresi verilmiştir. Ödeme emrinin tebliğinden itibaren 30 günlük yasal ödeme süresinin son günü 19.03.2016 Cumartesi günü, yani haftasonuna denk gelmekle, 21.03.2016 Pazartesi gününe uzamıştır. Davacı tarafça tahliye istemli dava, İİK’nin 269/1.maddesi uyarınca, yasal 30 günlük süre beklenmeden ödeme süresinin son günü olan 21.03.2016 tarihinde açılmıştır. Ödeme emrinin tebliğinden itibaren yasal otuz günlük ödeme süresi beklenmeden tahliye isteminde bulunulamaz. Bu durumda mahkemece tahliye isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde tahliye kararı verilmesinin doğru olmadığı bu defaki incelemede anlaşıldığından, davalı vekilinin karar düzeltme talebinin kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 11.12.2017 gün ve 2017/4368 E. 2017/16536 …. sayılı onama kararının kaldırılmasına, mahkemenin 02.06.2016 tarih ve 2016/350 E- 2016/310 … sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçe ile BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 17/01/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Duruşma Gününün Kalemden veya UYAP Sisteminden Öğrenilmesi Taraflardan İstenemez

Duruşma Gününün Kalemden veya UYAP Sisteminden Öğrenilmesi Taraflardan İstenemez

8. HUKUK DAİRESİ

Esas No: 2016/4688

Karar No: 2019/683

Karar Tarihi: 22.01.2019

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş olup hükmün davacı 3.kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacı 3. kişi vekili, haciz yapılan adresin vekil edeni tarafından kiralandığını, mahcuzların mülkiyetinin 3. kişi şirkete ait olduğunu, haciz esnasında borçlunun hazır olmadığını ve haciz mahallinde borçlu şirkete ait herhangi bir evrakın bulunmadığını belirterek istihkak iddialarının kabulünü talep etmiştir.

Mahkemece, davanın 8.10.2014 tarihinde işlemden kaldırıldığı, daha sonra dosyanın yenilenerek işleme konulduğu ancak 9.12.2015 tarihli celsede davanın ikinci kez işlemsiz bırakıldığı gerekçesi ile 6100 Sayılı HMK m. 150 uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, karar davacı 3. kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.

6100 sayılı HMK’nin 150. maddesinde ”Tarafların duruşmaya gelmemesi, sonuçları ve davanın açılmamış sayılması” düzenlenmiştir.

6100 sayılı HMK’nin 150/1 maddesinde, ”Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir” düzenlemesi getirilmiş olup, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, “Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan biri duruşmaya gelir, diğeri gelmezse, gelen tarafın talebi üzerine, yargılamaya gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilir veya dosya işlemden kaldırılır. Geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf, yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez” hükmüne yer verilmiştir.

Yukarıda ifade edilen usul hükümlerinden anlaşılacağı üzere, tarafların duruşmalarda hazır olmaları halinde bir sonraki duruşma günü ve saati taraflara tefhim edilmek suretiyle bildirilir. Taraflardan biri veya vekili mazereti nedeniyle belirtilen gün ve saatte duruşmaya gelmemiş, mazeret dilekçesi göndermiş, mahkemece de bildirilen mazeret kabul edilmiş ise, mazeret bildiren tarafa tensip edilecek duruşma gününün davetiye ile bildirilmesi gerekir. Gelmeyen tarafın mahkeme gününü kalemden ya da UYAP tan öğrenmesi şeklinde karar verilemez. Zira duruşma gününün gelmeyen tarafa davetiye ile bildirilmesinde yasal zorunluluk bulunmaktadır. Yasada bulunmayan bir kurala dayanılarak duruşma gününün kalemden öğrenilmesi veya UYAP sistemi üzerinden öğrenmesi taraflardan istenemez.

Somut olayda, dosya yenilendikten sonra davacı vekilinin 24.10.2015 tarihli duruşmaya katılamayacağı yönünde mazeret bildirdiği, Mahkemece mazaret kabul edilerek duruşma gününün “UYAP’tan öğrenilmiş sayılmalarına” karar verildiği ve duruşmanın 09.12.2015 tarihine ertelendiği, davacı tarafın 09.12.2015 tarihli duruşmaya katılmaması üzerine, davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Anlatılanlar ışığında Mahkemece, mazeretinin kabulüne karar verildiği ilgili celse zaptının, davacı vekiline gerekirse dosyadaki gider avansından karşılanmak suretiyle tebliği gerekirken, usul hukukumuzda düzenlemesi olmayan ve davacının savunma hakkını kısıtlar şekilde ”UYAP’tan öğrenmesine” şeklinde ara karar tesis edilmesi ve neticeten davanın açılmamış
sayılmasına karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenler ile temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK’nin 366. ve 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 22.01.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tramvay Çarpması Sonucu Yaralanma İdarenin Hizmet Kusuru Tam Yargı Davası İdari Yargıda Islah

Tramvay Çarpması Sonucu Yaralanma / İdarenin Hizmet Kusuru / Tam Yargı Davası / İdari Yargıda Islah

15. Daire

Esas No: 2018/1756

Karar No: 2019/75

Karar Tarihi: 10.01.2019

Antalya 2. İdare Mahkemesinin 11/04/2013 tarih ve E:2010/372, K:2013/422 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Davacının Antalya şehir içinde 10.12.2009 tarihinde tramvay çarpması sonucunda dalağının alınmasına neden olacak şekilde yaralanmasında, idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle, 5.000,00-TL maddi, 30.000,00-TL manevi zararın tazmini istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Antalya 2. İdare Mahkemesince verilen 11/04/2013 tarih ve E:2010/372, K:2013/422 kararda; mahallinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda Trafik Mühendisi Bilirkişi tarafından hazırlanan 01.01.2012 tarihli rapora göre, tramvay yolunun yayalar tarafından da kullanıldığı, yaya güvenliğini ilgilendiren tedbirlerin büyük bir kısmının alındığı, çarpışmanın tramvayın sol köşesinden olduğu, yayadan hızlı hareket eden aracı kullananın olası kaza riskini öngörerek hareket etmesi ve ilave tedbirlerin gündeme alınması gerektiği, olayda davalının 1/8, davacının 7/8 oranında kusurlu olduklarının tespit edildiği, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından düzenlenen 28.09.2012 raporda, davacının meslekte kazanma gücü kayıp oranının %14.3 olarak belirlendiği, meslekte kazanma gücü kayıp oranı ve idarenin 1/8 kusur oranı dikkate alınarak hazırlanan 25.02.2013 tarihli aktüerya raporuna göre ise davacının maddi zararının 7.838,34 TL olduğunun tespit edildiği, kaza sonucunda duyulan elem ve ızdırabın kısmen giderilmesini sağlayacak şekilde manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği ve davacı tarafından sonradan verilen 27.03.2013 tarihli dilekçe ile maddi tazminat miktarı ıslah edilerek 7.838,34-TL istenilmişse de, idari yargıda ıslah müessesesi olmadığından davacının bu talebinin dikkate alınmaması gerektiği sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle, 5.000,00-TL maddi tazminat istemi ile 30.000,00-TL manevi tazminat isteminin 2.000,00-TL’lik kısmının kabulüne, manevi tazminat isteminin bu miktarı aşan kısmının reddine verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: Davacı tarafından, 6459 sayılı Kanun ile 2577 sayılı Kanunun 16. Maddesinde değişiklik yapıldığı, yapılan değişikliğin kanun yolu aşaması dahil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da yürütüleceğinin kabul edildiği, yargılama safhasında kabul edilmeyen ıslah talebinin temyiz aşamasında kabul edilerek, 2.838,34-TL ıslah talebinin ödenmesine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.

Davalı tarafından, deneme işletmesinin 07.10.2009 tarihinde başladığı, yaya ve araç sürücülerinin dikkatli olması, bisiklet ve motosiklet kullanıcılarının raylı sistem güzergahını kullanmamaları ve araçlarını güzergah üzerine park etmemeleri konularında yazılı ve görsel basında uyarıldıkları, tramvayın lastik tekerlekli araçlar gibi manevra yeteneğine sahip olmadığı, kaza tespit tutanağı ile kusur bilirkişisi tarafından tespit edilen kusur oranlarının çelişkili oldukları ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Taraflarca savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİNİN DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerine konu mahkeme kararının, davacının ıslah talebinin kabul edilmemesine ilişkin kısmının bozulması, diğer kısımlarının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.

Temyizen incelenen kararın kabul edilen maddi ve manevi tazminat miktarı ile reddedilen manevi tazminat miktarına ilişkin kısımları usul ve hukuka uygun olup dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Davacı tarafından, 10.12.2009 tarihinde Antalya şehir içinde bulunan tramvay güzergahı üzerinde tramvayın çarpması sonucunda dalağının alınmasına neden olacak şekilde yaralandığı iddiasıyla meydana gelen kazada idarenin hizmet kusurundan bahisle maddi ve manevi zararlarının tazmini için 5.000,00-TL maddi, 30.000,00-TL manevi tazminatın ödenmesi istemiyle 05.02.2010 tarihinde davalı idare kaydına giren dilekçe ile ön başvuru yapılmış, başvuru 22.02.2010 tarihli davalı idare yazısıyla kazada idari kusurun bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

Bunun üzerine davacı tarafından 5.000,00 TL maddi, 30.000,00-TL manevi zararının tazmini amacıyla görülmekte olan dava açılmıştır.

Tam yargı davalarında istemle bağlı olma kuralının sebep olduğu hak kayıplarının giderilmesi amacıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 16. maddesinin 4. fıkrasına, 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile, “Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.” cümlesi; aynı Kanun’un 5. maddesi ile de, 2577 sayılı Kanuna Geçici 7. madde olarak, “Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dahil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır. “ cümlesi eklenmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 16. maddesinin 4. fıkrasında; ” Taraflar, sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler. Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir” hükmü yer almaktadır.

Dava dosyasının incelenmesinden; davacının 27.03.2013 havale tarihli dilekçede, bilirkişi raporunda 7.838,34 TL iş gücü kaybından doğan maddi zarar hesaplandığı, dava dilekçesinde belirtilen 5.000,00-TL maddi tazminat talebi ile bilirkişi raporunda hesaplanan zarar farkı olan 2.838,34-TL’lik kısım için davanın ıslah edildiği maddi tazminat talebinin 7.838,34-TL kabul edilmesini talep ettiği görülmektedir.

Olayda, davacı tarafından 27.03.2013 tarihinde ıslah talebinde bulunulmuş olup, idari yargıda ıslah müessesesi olmadığından davacının bu talebinin dikkate alınmaması gerektiği sonucuna varan mahkemenin karar tarihi 11.04.2013′ tür. Davanın açılış tarihi ve mahkeme karar tarihinden sonra yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanunla 30.04.2013 tarihinden itibaren ıslahın mümkün hale geldiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda mahkeme aşamasında maddi tazminat talebinin tamamı kabul edilen davacı yönünden, ıslah istemiyle yapılan başvuru dilekçesinin, 6459 sayılı Kanun değişikliği kapsamında değerlendirilmesi, davalı idareye gönderilerek verilecek cevabın alınmasından sonra, artırılan tazminat miktarına göre yeniden bir karar verilmesi gerektiği görülmüştür.

SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacı temyiz isteminin kısmen kabulü ile Antalya 2. İdare Mahkemesinin 11/04/2013 tarih ve E: 2010/372, K: 2013/422 sayılı kararının, davacının ıslah isteminin dikkate alınmaması kısmının, ıslah istemi hakkında yeniden bir karar verilmek üzere BOZULMASINA,
2. Davacı temyiz isteminin kısmen reddi, davalı temyiz isteminin reddi ile kararın diğer kısımlarının ONANMASINA
3.Bozulan kısım hakkında 2577 sayılı Kanunun 6459 sayılı Yasa ile değişik 16. maddesine göre artırılan maddi tazminat miktarı ile ilgili olarak YENİDEN BİR KARAR VERİLMEK ÜZERE dosyanın, adı geçen İdare Mahkemesine gönderilmesine, 4. 2577 sayılı Kanunun ( Geçici 8. Maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen ) 54.maddesinin 1.fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 10/01/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Doktor Hatası Komplikasyon Ameliyat Esnasında Sinir Damarlarının Kesilmesi Hizmet Kusuru

Doktor Hatası / Komplikasyon / Ameliyat Esnasında Sinir Damarlarının Kesilmesi / Hizmet Kusuru

15. Daire

Esas No: 2018/246

Karar No: 2019/232

Karar Tarihi: 23.01.2019

1. İdare Mahkemesinin 26/10/2017 tarih ve E:2015/260, K:2017/2089 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Davacılar tarafından, ‘nde 15/11/2005 tarihinde sağ ayağındaki rahatsızlık sebebiyle Beyin Cerrahi Servisi’nde ameliyat olan ‘ın ameliyat sırasında sinir damarlarının kesildiği buna bağlı olarak ameliyat sonrasında idrar ve gaita fonksiyonlarında bozulma meydana geldiği, ameliyat hatalı yapılarak sakat kalınmasına sebebiyet verildiği ve olayda hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek, için 30.000,00-TL maddi, 30.000,00-TL manevi, anne …için 10.000,00-TL manevi, baba için 10.000,00-TL manevi olmak üzere 80.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istenilmiştir.

1. İdare Mahkemesince davanın süre aşımı yönünden reddi yolunda verilen kararın Danıştay Onbeşinci Dairesi’nin 06/05/2014 tarih ve E:2013/3327, K:2014/3406 sayılı kararı ile bozulması üzerine, bozma kararına uyularak ve işin esasına geçilerek verilen 26/10/2017 tarih ve E:2015/260, K:2017/2089 kararda; dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden, davacılardan ’ndeki Beyin Cerrahisi Servisi’nde 22/11/2005 tarihinde uygulanan düzeltme ameliyatı sonucunda; diastometamyeli, spinal kanal, spinal kord, konus medullaris veya filum terminalenin; fibroz, kıkırdak ya da kemik bir spikul ile her ikisi de dura ile çevrili iki kısma bölünmesiyle karakterize doğumsal bir anomali olduğu, genellikle alt torakal ve lomber bölgede görüldüğü, omuriliğin gerilmesine (tethered kord sendromu) neden olabileceği, omuriliğin gerilmesine bağlı sırt ağrısı, bel ağrısı ve nörolojik bulguların oluşmasına neden olabileceği, bu nedenle sıklıkla cerrahi müdahale uygulandığı, uygulanan cerrahi müdahale ile omuriliğin gerilmesine neden olan yapıların çıkarıldığı ve omuriliğin serbestleştirildiği, bu tür ameliyatlardan sonra klinik şikayetlere neden olan bulgularda tam düzelme olamayabileceği, bunun yanı sıra ameliyat sonrasında ortaya çıkan nörolojik tablonun bu tür ameliyatlardan sonra ortaya çıkabilen herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmale izafe edilemeyen komplikasyon niteliğinde olduğu ve davalı sağlık kuruluşunda yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu anlaşıldığından davalı idarenin hizmet kusurunun ve tazmin sorumluluğunun bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacılar tarafından, çocukları ‘ın ayağında doğuştan sakatlık olduğu, bunun iyileşip iyileşmeyeceğini öğrenmek için Ortopedi Polikliniği’ne müracaat ettikleri, buradan Beyin Cerrahi Servisine sevk edildikleri, beyin cerrahi servisinde yapılan muayene ve tetkikler sonrası bel kemiklerinde bir-iki kemik yapısı ile ilgili sorun olduğu belirtilerek ameliyat edildiği, ameliyat sonrası hastanın düzelip yürüyeceğinin söylendiği, fakat davacının ameliyat sonrası gaita ve idrar tutamadığı, ameliyat öncesi bu fonksiyonlarının normal olduğu, doktorun kontroller sırasında ameliyat öncesi çekilen MR ve filmleri istediği ve bunları tekrar kendilerine vermediği, zamanla iyileşme olmaması üzerine çocuklarını ‘ne götürdükleri ve burada ameliyat esnasında bahse konu fonksiyonları etkileyen bazı sinir damarlarının kesildiğinin belirtildiği, çocuklarının sakat ve yatalak kaldığı, komplikasyon olarak nitelendirilen olgularda idarenin sorumluluktan kurtulamayacağı, kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince sorumluluğunun gerekeceği, yerel mahkemece de kusursuz sorumluluk ilkesi gereği davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, davacıya konulan tanı, yapılan ameliyat ve tedavide herhangi bir kusur ve ihmal olmadığı, bu durumun İdare Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi ile ortaya konulduğu, kusursuz sorumluluk hallerinin olayda gerçekleşmediği, istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesince, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.

Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddi yolundaki 1. İdare Mahkemesinin 26/10/2017 tarih ve E:2015/260, K:2017/2089 sayılı temyize konu kararının ONANMASINA,
3. Dosyanın anılan Mahkeme’ye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/01/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Doktor hatası sonucu ölüm olayında idareye karşı açılan tazminat davasında

Doktor Hatası Sonucu Ölüm / Önce İdareye Başvuru / İdareye Karşı Tazminat / Faiz Başlangıç Tarihi

15. Daire

Esas No: 2017/1798

Karar No: 2019/32

Karar Tarihi: 9.1.2019

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 8. İdare Dava Dairesinin 16/05/2017 tarih ve E:2017/334, K:2017/775 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Dava konusu istem: Davacılar tarafından, kızları ‘ın hizmet kusurundan kaynaklı ölümü nedeniyle; davacı (anne) için 44.256-TL destekten yoksun kalma tazminatı, 50.000-TL manevi tazminat, diğer davacı (baba) için 42.072-TL destekten yoksun kalma tazminatı, 50.000-TL manevi tazminat olmak üzere toplamda 186.328,00-TL tazminatın olay tarihinden itibaren (31/12/2007) işletilecek yasal faiziyle birlikte taraflarına ödenmesi istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: İstanbul 3. İdare Mahkemesince verilen 29/12/2016 tarih ve E:2013/939, K:2016/2546 sayılı kararda; dosyadaki mevcut bilgi ve belgelerle, hesap bilirkişisi raporunun birlikte incelenerek değerlendirilmesi sonucunda; davacıların kızı z’ın vefatında davalı idarenin kusurlu olması ile 16/06/2016 tarihli rapordaki hesaplama şekli ve istemle bağlılık kuralı gözetildiğinde davacılardan anne için destekten yoksun kalacağı tutar olarak talep edilen 44.256,00-TL’nin, baba için de 42.072,00-TL olmak üzere toplam 86.328,00-TL maddi tazminat ile zararın meydana geldiği yer, müteveffanın yaşı ve hizmet kusurunun varlığı, 31/12/2007 tarihinde meydana gelen ölüm olayı neticesinde, müteveffanın anne ve babası olan davacıların duyduğu elem ve üzüntü de dikkate alınarak, müteveffanın annesi için 50.000,00-TL, babası için de 50.000,00-TL olmak üzere toplam 100.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Belirtilen gerekçelerle davanın kabulü ile hükmedilen 186.328-TL maddi ve manevi tazminatın 68.328-TL’lik kısmının ıslah tarihinden (27/06/2016), 118.000-TL’lik kısmının ise olay tarihinden (31/12/2007) itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacılara ödenmesine karar verilmiştir.
Bölge Mahkemesi kararının özeti: İstanbul Bölge Mahkemesi 8. İdare Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İstanbul 3. İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davalı ile davalı yanında müdahiller tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDEN DAVALI İDARENİN İDDİALARI: Davalı idare tarafından, istinaf talebinin gerekçesiz olarak reddedildiği, maddi tazminata ilişkin ıslahın zamanaşımı süresi dolduktan sonra yapıldığı, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı, dosya içerisinde yer alan bilirkişi raporunda müteveffanın küçükken geçirdiği hastalığın bırakması muhtemel hasarların dikkate alınmadan hesaplama yapıldığı, müteveffanın destek olmasının tıp biliminin verilerine aykırı olduğu, manevi tazminata hükmedilebilmesi için idarenin ağır hizmet kusurunun bulunması gerektiği, yine manevi tazminat için faiz başlangıç tarihinin olay tarihinden başlatılamayacağı, ancak hüküm tarihinden itibaren faize hükmedilebileceği, idarenin harçtan muaf olduğu, aleyhine harca hükmedilemeyeceği ileri sürülmektedir.

TEMYİZ EDEN MÜDAHİLLERİN İDDİALARI: Davalı yanında müdahiller tarafından, istinaf talebinin gerekçesiz olarak reddedildiği, dosya içerisindeki Yüksek Sağlık Şurası raporunun hükme esas alınmasının mümkün olmadığı, müdahillerin eylemleri ile ölüm arasında illiyet bağının bulunmadığı, müdahillerin kusurunun bulunmadığı, müdahil hakkında ceza yargılamasında beraat kararı verildiği, davalı idarenin hizmet kusurundan söz edilebileceği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davacı tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kısmen kabulü ile İstanbul Bölge Mahkemesi 8. İdare Dava Dairesinin 16/05/2017 tarih ve E:2017/334, K:2017/775 sayılı kararının İdare Mahkemesince hükmedilen maddi tazminatın dava açılırken talep edilen miktarı ile manevi tazminata olay tarihinden (31/12/2007) itibaren faiz yürütülmesine ilişkin hüküm fıkrasına yönelik yapılan istinaf başvurusunun reddine dair kısmının bozulmasına, diğer kısımlarının onanmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi’nce; dosyanın tekemmül ettiği görüldüğünden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:

Davacıların ../…/1993 doğumlu kızları 22/12/2007 tarihinde rahatsızlanmış ve Devlet Hastanesinden ambulansla Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürülmüş, anılan hastanede Dr. tarafından muayene edilmiş, febril konvülsiyon tanısı konulan hastanın tedavisi yapılmış ve taburcu edilmiştir.
Hastanın aynı gece saat 01:30’da tekrar rahatsızlanması ve ateşinin yükselmesi üzerine aynı hastanenin acil servisine götürüldüğü, burada daha önce de hastaya bakan Dr. tarafından, hastanın pediatrik grupta olduğu için Çocuk Acil Servisine götürülmesi gerektiğinin söylendiği, buradan da hastanın 13 yaş üstü olduğu için geri gönderildiği, hastaya müdahale edilmediği anlaşılmıştır.

Akabinde davacıların çocuklarını sevksiz olarak önce Üniveristesi Tıp Fakültesi Hastanesine götürdüğü, burada ilk müdahalesinin yapılarak yer olmaması sebebiyle ambulansla Özel Hastanesine sevkedildiği, burada yoğun bakıma alındığı, bir hafta kadar yoğun bakımda kalan hastanın 31/12/2007 tarihinde vefat ettiği anlaşılmış olup, bunun üzerine davacılar tarafından, kızlarının vefat etmesinde davalı idarenin ihmal ve kusuru bulunduğu iddia edilerek bakılan dava açılmıştır.

Dava konusu olaya ilişkin hekim hakkında yapılacak ceza yargılamasıyla ilgili olarak hazırlanan Ön İnceleme Raporunda özetle; “hastanın hastaneye ikinci gelişinde hastane poliklinik defterinde yeni ve ayrı bir kayıt olmadığı, yapılanların kaydedilmediği, hastayı ilk muayene eden hekim olarak Dr. ‘ın diğer branşlarla konsülte ederek hastanın tedavisini sağlaması gerektiği, Hastanesi’nin hastaya verilecek tedavi hakkında her türlü donanıma sahipken hastanın ambulans sağlanmadan, gideceği merkezle görüşülmeden, nöbetçi şef veya uzmanın bilgisi dışında, kendi imkânları ile gönderilmesinin etik ve yasal açıdan doğru olmadığı” kanaatine varılmış ve adı geçen hekim hakkında ceza davasını açılmıştır.

Ceza yargılamasının yapıldığı 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nin E:2009/1017 sayılı dava dosyasına sunulan Yüksek Sağlık Şurası’nın 25/02/2011 tarih ve 12739 sayılı raporunda ise özetle; “hastanın sevkinde uzman doktor görüşünün alınmamasının, statüs epileptikus gibi acil bir durumda acil servise başvuran bir hastanın tedavi edilmemesinin ve ambulans tedarik edilmeden gönderilmesinin tıbben doğru olmadığı ve dava konusu olayda görevli doktorlar ve Dr. ‘ın birlikte kusurlu olduklarına oy birliğiyle karar verildiği” belirtilmiş ve İdare Mahkemesince söz konusu rapor dikkate alınarak idarenin hizmet kusurunun bulunduğu kabul edilmiştir.

Anılan rapor doğrultusunda davacılardan anne için ayrı, baba için ayrı olmak üzere maddi zararlarının (destekten yoksun kalma tazminatının) ne kadar olabileceğinin tespiti amacıyla İdare Mahkemesinin 18/03/2016 tarihli ara kararları uyarınca yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde hesap bilirkişisince düzenlenen 16/06/2016 tarihli rapor ile; dava konusu olayla ilgili davacılar anne ‘ın 44.256,00-TL, baba ‘ın 42.072,00-TL olmak üzere toplam 86.328,00-TL destekten yoksun kalma tazminatına hak kazanabilecekleri yönünde görüş ve kanaat bildirilmiştir.
İdare Mahkemesince, davacılar tarafından, 27/06/2016 havale tarihli ıslah dilekçesiyle, davacılardan anne için dava açılırken fazlaya ilişkin hak ve talepleri saklı tutularak talep edilen 10.000-TL maddi tazminat miktarının 44.256,00-TL olarak, baba için talep edilen 8.000-TL maddi tazminat (destek kaybı) tutarının ise 42.072,00-TL olarak ıslah edildiği görüldüğünden, maddi tazminat hesaplamasında anılan tutarlar dikkate alınmıştır.

Bölge İdare Mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür.

Anılan kararın maddi tazminatın dava açılırken talep edilen miktarı ile manevi tazminata olay tarihinden (31/12/2007) itibaren faiz yürütülmesine ilişkin hüküm fıkrasına yönelik yapılan istinaf başvurusunun reddi dışındaki kısımları, hukuk ve usule uygun olduğundan ve 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesinde belirtilen bozma nedenlerinden hiçbiri bulunmadığından, davalı idare ve davalı yanında müdahillerin bu kısımlara yönelik temyiz istemleri yerinde görülmemiştir.
Kararın, maddi tazminatın dava açılırken talep edilen miktarı ile manevi tazminata olay tarihinden (31/12/2007) itibaren faiz yürütülmesine ilişkin hüküm fıkrasına dair istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmına gelince:
Faiz; en basit biçimiyle, idarenin tazmin borcu bağlamında; kişilerin, idarenin eylem ve/veya işlemlerinden dolayı uğradıkları zararların giderilmesi istemiyle başvurmalarına karşın, idarenin zararı kendiliğinden ödemeyip, yargı kararıyla tazminata mahkûm edilmesi sonucunda, idarenin temerrüde düştüğü tarihten tazminatın ödendiği tarihe kadar geçen süre için 3095 sayılı Kanuna göre hesaplanacak tutarı ifade etmektedir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren 1 yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği; bu isteklerinin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabileceği hükmü yer almakta olup, anılan maddede, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için idareye başvuruda bulunulmasının, dava ön şartı olarak öngörülmesi ve zararın idare tarafından en erken bu tarihte sulhen ödenebilecek olması nedeniyle yargı yerince hükmedilecek tazminat miktarına, ön karar için idareye yapılan başvuru tarihi, adli yargıda dava açılması halinde ise adli yargıda dava açıldığı tarih itibariyle yasal faiz uygulanması, Danıştay’ın yerleşik içtihatlarıyla kabul edilmiştir.
Nitekim 2577 Sayılı Kanun’nun 13. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca görevli olmayan yargı yerinde dava açılması durumunda idareye başvuru zorunluluğu aranmayacağı düzenlendiğinden, bu durumda idarenin adli yargıda dava açmakla temerrüde düştüğü yani hükmolunan tazminata dava açılırken talep edilen miktar bakımından adli yargıda dava açıldığı tarihten itibaren faiz uygulanması gerekmektedir.

Fakat İdare Mahkemesi tarafından faize hükmedilirken davanın açıldığı tarihte talep edilen miktar ile manevi tazminata olay tarihinden itibaren faizin başlatıldığı, halbuki faiz başlangıç tarihi olarak, adli yargıda açılan davanın tarihi olan 05/03/2012 tarihinin dikkate alınması gerektiğinin açık olduğu sonucuna ulaşıldığından, hükmedilen maddi ve manevi tazminatın 118.000-TL’lik kısmına olay tarihinden (31/12/2007) itibaren faize hükmedilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Bu itibarla, İstanbul 3. İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu Bölge Mahkemesi kararında bu yönüyle hukuki isabet bulunmamaktadır.

SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan davalı ile davalı yanında müdahillerin temyiz istemlerinin kısmen kabulüne,
2. İstanbul 3. İdare Mahkemesi’nin 29/12/2016 tarih ve E:2013/939, K:2016/2546 sayılı kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu İstanbul Bölge Mahkemesi 8. İdare Dava Dairesinin 16/05/2017 tarih ve E:2017/334, K:2017/775 sayılı kararının maddi tazminatın dava açılırken talep edilen miktarı ile manevi tazminata olay tarihinden (31.12.2007) itibaren faiz yürütülmesine ilişkin hüküm fıkrasına yönelik yapılan istinaf başvurusunun reddine dair kısmının BOZULMASINA,
3. Davalı ile davalı yanında müdahillerin temyiz istemlerinin kısmen reddi ile kararın diğer kısımlarının ONANMASINA,
4. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın İstanbul Bölge Mahkemesi 8. İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 09/01/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.