Davacının Kuveyt’ten Satın Alarak Türkiye’ye Getirdiği Mozaik Tablolara El Konulmasıyla İlgili Uyuşmazlık

Davacının Kuveyt'ten Satın Alarak Türkiye'ye Getirdiği Mozaik Tablolara El Konulmasıyla İlgili Uyuşmazlıkta

Karar Künyesi ve Özeti

Esas No: 2017/2771
Karar No: 2018/4515
K. Tarihi: 05/12/2018

Davacının Kuveyt’ten satın alarak Türkiye’ye getirdiği mozaik tablolara el konulmasıyla ilgili uyuşmazlıkta, davacının gerek mülkiyet hakkını edinemediği, gerekse iyiniyetli olmadığı hususları birlikte dikkate alındığında, uyuşmazlık konusu 4 adet mozaik eser için kurulacak bir komisyon tarafından uluslararası rayicinin belirlenerek kendisine ikramiye ödenmesi veya eserlerin Kuveyt Devletine iade edilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı hakkında.

İçtihat Metni

İstemin Özeti: Ankara 8. İdare Mahkemesinin 29/06/2017 günlü, E:2017/1029, K:2017/1776 sayılı kararının; usul ve yasaya uygun olmadığı ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: İstemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi Düşüncesi: Temyiz isteminin kabulü ile Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Ondördüncü Dairesince, işin gereği görüşüldü:
Dava; davacının Kuveyt’ten satın alarak Türkiye’ye getirdiği mozaik tablolara el konularak İstanbul Müze Müdürlüğüne emanet edilmesi üzerine söz konusu tablolatın, kurulacak bir komisyon tarafından uluslararası rayicinin belirlenerek bu miktar üzerinden kendisine ikramiye ödenmesi veya eserlerin Kuveyt Devletine iade edilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün 19/03/2009 günlü, 53730 sayılı işleminin iptali istemiyle açılmış, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi katarının Danıştay Ondördüncü Dairesinin 29/05/2013 günlü, F:2011/14561, K:2013/4111 sayılı kararıyla onanması, kararın düzeltilmesi isteminin de aynı Dairenin 18/06/2014 günlü, E:2013/10178, K:2014/6916 sayılı kararıyla reddedilerek kararın kesinleşmesinden sonra, davacı tarafından bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulması ve Anayasa Mahkemesinin 15/02/2017 günlü, 2014/13966 başvuru numaralı kararı ile Anayasanın 35. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği, yeniden yargılama yapılması için dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi üzerine, İdare Mahkemesince; Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Bulanlara, Haber Verenlere ve Yakalayan Kamu Görevlilerine Verilecek İkramiye ile İlgili Yönetmeliğin amacının Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bulunan taşınır kültür ve tabiat vatlıklarını bulanlara, varlığını haber verenlere ve bunları yakalayan kamu görevlilerine Devlet tarafından ikramiye verilmesini düzenlemek olduğu, taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları için ise ihbar ikramiyesinin ödenmeyeceği belirtilmiş olsa da, 2863 sayılı Kanunun 6. maddesi uyarınca taşınmaz kültür varlığı olan dava konusu mozaik eserlerin yurt dışından getirilmesinin aynı Kanunun 33. maddesi uyarınca serbest olduğu, davacının bunları iyi niyetle elde ederek yurda soktuğu hususları gözetildiğinde, davacının, söz konusu mozaik eserlerin kurulacak bit komisyon tarafından uluslararası rayicinin belirlenerek bu miktar üzerinden kendisine ikramiye ödenmesi veya eserlerin Kuveyt Devletine iade edilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine dair dava konusu işlemde hukuka uyarlık götülmediği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline katar verilmiş, bu karar, davalı idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “mülkiyet hakkı”nı düzenleyen 35. maddesinde, “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

20/03/1952 günü kabul edilen İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokol Türkiye tarafından 19/03/1954 tarihinde onaylanmıştır. Anılan Protokolün “Mülkiyetin Korunması” başlıklı 1. maddesinde: “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yatarı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya pata cezalatının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” kuralı yet almıştır.

Yargılanmanın yenilenmesi sebebini oluşturan Anayasa Mahkemesinin 15/02/2017 günlü, 2014/13966 sayılı kararında ise özetle; başvurucunun, yurt dışından getirdiği mozaik eserlere el konulması ve herhangi bir müsadere katarı bulunmamasına rağmen tabloların iade edilmeyip, tazminat da ödenmemesi nedeniyle mülkiyetten yoksun kaldığına ilişkin iddiaları kapsamında bütün şikayetlerin mülkiyet hakkı çerçevesinde inceleneceği, başvurucunun mozaik eserleri Kuveyt’te yaşadığı dönemde satın aldığını iddia ettiği, eserlerin karşılığında 80.000 ABD Doları ödeme yaptığı, dolayısıyla başvurucunun karşılığında patasal bir bedel ödediği dikkate alındığında, bu eski eserletin “ekonomik bir değer” ifade ettiği ve somut olay bakımından Anayasanın 35. maddesi kapsamında korunması gereken bir menfaatinin olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı, mozaik tablolara ceza soruşturması kapsamında el konulduğu ve yapılan ceza yargılaması neticesinde taşınmaz kültür vatlığı olmasına karşın bu tabloların korunması gerekli eski eser niteliğinde oldukları gerekçesiyle “müzeye verilmesine” karar verildiği, bu şekliyle eserletin müzede tutulmasının Anayasanın 35. maddesi kapsamında mülkiyet hakkına müdahale oluşturduğunun açık olduğu, Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin kararıyla eserlerin müsadere edilmesine katar verilirken herhangi bir kanun maddesine işaret edilmediği gibi müsadere ile ilgili de herhangi bir gerekçeye dayanılmadığının görüldüğü, müsadere katarının temyizi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesinin kararıyla eserlerin “2863 sayılı Kanun kapsamında olduğu belirlenen tescil ve tasnife tabii eserler” olduğundan bahisle müzeye verilmesine karar verildiği, başvurucunun müzede tutulan eserlerin iadesi veya ikramiye verilmesi istemiyle açtığı davada İdare Mahkemesince verilen kararda ülkemizin de tarafı olduğu Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle İlgili Sözleşmenin 7. maddesindeki koşulların somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmediği, böylece başvurucunun iyi niyetli malik konumunda olup olmadığının açıklığa kavuşturulmadığı, yurt dışından edinilerek yurda getirilen özel mülke konu kültür vatlıklarının korunmasını ve gerek duyulduğunda müzelere alınmasını sağlama hususunun kamu makamlatının takdirinde olduğu, ancak mülkiyet hakkına yapılan bu müdahale ve sınırlamanın, belirlenen meşru amaç doğrultusunda kanuna dayalı olarak ölçülülük ilkesi ve kamu yararı ile bireyin hakları atasında olması gereken adil denge de gözetilerek yapılmasının zorunlu olduğu, bunun için de öncelikle malike, uygulanan tedbirlere karşı savunma ve itirazlarını etkin biçimde ottaya koyabilme olanağının tanınması, söz konusu iddia ve savunmaların makul biçimde karşılanması ve ayrıca malikin iyi niyetli olduğunun tespit edilmesi durumunda zararının tazmini gerekeceği belirtilmiş, sonuç olarak; kamu makamlarının, kültür vatlıklarının korunmasında geniş bir takdir yetkisi olduğu kabul edilmekle birlikte, başvurucunun kanuna göre yurt dışında edindiği kültür varlıklarını getirmesinin serbest olmasından dolayı iyi niyetli malik olduğu gerekçesiyle eşyalatın iadesi veya zararının tazmin edilmesi gerektiği yönündeki iddiaları, idari ve yargısal süreçler boyunca yeterli ve makul bir biçimde karşılanmadığına göte başvurucuya mülkiyet hakkı kapsamında etkin bir itiraz hakkının tanınmadığı değerlendirilmiştir. Bu nedenle, yapılan müdahalenin kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkı arasındaki adil dengeyi başvurucu aleyhine bozduğu ve başvurucuya aşırı ve orantısız bir külfet yüklediği sonucuna varılarak, yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın Ankara 8. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, görülmüştür.
28603 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Kotuma Kanununun “Tanımlar ve Kısaltmalar” başlıklı 3. maddesinde; “Kültür vatlıkları; tarih öncesi ve tarihi devitlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan veya tarih öncesi ya da tarihi devirlerde sosyal yaşama konu olmuş bilimsel ve kültürel açıdan özgün değer taşıyan yer üstünde, yer altında veya su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklardır.” hükmüne ve 6. maddesindeki; “Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları şunlardır: a) Korunması gerekli tabiat varlıkları ile 19’uncu yüzyıl sonuna kadar yapılmış taşınmazlar, b) Belitlenen tarihten sonra yapılmış olup önem ve özellikleri bakımından Kültür ve Turizm Bakanlığınca korunmalarında gerek götülen taşınmazlar, c) Sit alanı içinde bulunan taşınmaz kültür varlıkları, d) Milli tarihimizdeki önemleri sebebiyle zaman kavramı ve tescil söz konusu olmaksızın Mili Mücadele ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda büyük tarihi olaylara sahne olmuş binalar ve tespit edilecek alanlar ile Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından kullanılmış evler.
Ancak, Koruma Kurullarınca mimari, tarihi, estetik, arkeolojik ve diğer önem ve özellikleri bakımından korunması gerekli bulunmadığı karar altına alınan taşınmazlar, korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı sayılmazlar.

Kaya mezatlıkları, yazılı, resimli ve kabartmalı kayalar, resimli mağaralar, höyükler, tümülüsler, ören yerleri, akropol ve nekropoller; kale, hisar, burç, sur, tarihi kışla, tabya ve isihkamlar ile bunlarda bulunan sabit silahlar; harabeler, kervansaraylar, han, hamam ve medreseler; kümbet, türbe ve kitabeler, köprüler, su kemerleri, su yollatı, sarnıç ve kuyular; tarihi yol kalıntıları, mesafe taşları, eski sınırları belirten delikli taşlar, dikili taşlar; sunaklar, tersaneler, rıhtımlar; tarihi saraylar, köşkler, evler, yalılar ve konaklar; camiler, mescitler, imusallalar, namazgahlar; çeşme ve sebiller; imarethane, darphane, şifahane, muvakkithane, simkeşhane, tekke ve zaviyeler; mezatlıklar, hazireler, arastalar, bedestenler, kapalı çarşılar, sandukalar, sireller, sinagoklar, bazilikalar, kiliseler, manastırlar, külliyeler, eski anıt ve duvar kalıntıları; freskler, kabartmalar, mozaikler, peri bacaları ve benzeti taşınmazlar; taşınmaz kültür varlığı örneklerindendir.” hükmüne yer verilmiştir.

Ayrıca, aynı Kanunun “Devlet Malı Niteliği” başlıklı 5. maddesinde “Devlete, kamu kurum ve kutuluşlarına ait taşınmazlar ile özel hukuk hükümlerine tabi gerçek ve tüzelkişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmazlarda varlığı bilinen veya iletide meydana çıkacak olan korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları Devlet malı niteliğindedir.” hükmü ve “Devir Yasağı” başlıklı 13. maddesindeki “Hazineye ve diğer kamu kutum ve kutuluşlatına ait olup, usulüne göte tescil ve ilan olunan, her çeşit korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ile bunlara ait korunma sınırları dahilindeki taşınmazlar, Kültür ve Turizm Bakanlığının izni olmadan, gerçek ve tüzelkişilere satılamaz, hibe edilemez.” hükmü uyarınca devlet malı niteliğinde olan taşınmaz kültür varlıklarının Bakanlığın izni olmadan satılamayacağı, hibe edilemeyeceği veya mülkiyet hakkına ya da başka bir ayni hakka konu edilemeyeceği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, Kültür ve Tabiat Vatlıklarını Koruma Yüksek Kutulunun Koleksiyoncuların Envanterinde Bulunan Taşınmaz ve Taşınmaz Parçaları ile İlgili 01/11/2007 günlü, 737 sayılı İlke Katarı ile “Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları ve bunlara ait parçalarının taşınır kültür ve tabiat varlığı koleksiyonculuğu faaliyetine konu olduğunun anlaşılması üzerine söz konusu taşınmazların koleksiyonculuk faaliyeti kapsamında değerlendirilemeyeceği ve söz konusu uygulamanın hukuken mümkün olmadığının 11/03/2005 ve 29917 sayılı Genelge ile ilgili Valiliklere bildirildiği, bu itibarla mevcut halde koleksiyoncu envanter kayıtlarında Danıştay Altıncı Daire tarafından alınan 2005/5139 esasında kayıtlı 5193 nolu ve 13/11/2006 tarihli karar doğrultusunda yasa dışı bir şekilde yer almış olduğu belirtilen taşınmaz nitelikteki kültür ve tabiat varlıklarının, korunmak üzere müzelete alınması ya da tespitinin mümkün olması halinde esas kullanıldığı veya tamamlayıcısı olduğu ortama konulması hususunun ilgili Koruma Bölge Kurulunca değerlendirilerek, oluşturulacak karar doğrultusunda uygulamada bulunulması gerektiğine, ayrıca Kültür ve Turizm Bakanlığının 11/03/2005 tarih ve 29917 sayılı Genelgesinin yayımlandığı tarihe kadar Devlet Müzeleri denetimindeki koleksiyoncular tarafından envanter defterlerine kaydedildiği anlaşılan taşınmaz kültür ve tabiat varlığı veya bu nitelikteki bir bütünü tamamlayan unsurların ilgili Devlet müzelerinin bilgisi dahilinde bulunmalarına rağmen mevcut halde 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun ilgili maddeleri ve gerekse bu Kanuna dayalı “Korunması Gerekli “Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıkları Koleksiyonculuğu ve Denetimi Hakkında Yönetmelik” hükümleri gereğince ayrıca Danıştay Altıncı Dairenin 2005/5139 esasında kayıtlı 5193 nolu ve 13/11/2006 tarihli kararı gereği birlikte değerlendirildiğinde bu tür varlıkların kayıt altında bulunsa bile Devlet müzelerine devrinin zorunlu olduğuna,” karar verildiğinden, bu tarz eserlerin (dava konusu olaydaki mozaik eserler gibi aslında taşınmaz olup da bir bütünün patçası iken çeşitli sebeplerle yerinden sökülerek fiili olarak taşınır hale gelen eserlerin korunması için ilgili mevzuatın taşınır kültür ve tabiat varlıklarına ilişkin hükümlerinin taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları için de uygulanabileceği, ancak bu tarz eserlerin yine de müzelere devrinin zorunlu olduğu sonucuna varılmaktadır.

Bu itibarla, 2863 sayılı Kanunun “Yönetim ve Gözetim” başlıklı 24. maddesinde “Devlet malı niteliğini taşıyan korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıklarının Devlet elinde ve müzelerde bulundurulması ve bunların korunup değerlendirilmeleri Devlete aittir. Bu gibi varlıklardan gerçek ve tüzelkişilerin ellerinde bulunanlar, değeri ödenerek Bakanlık tarafından satın alınabilir.” hükmüne ve “Müzelere Alınma” başlıklı 25. maddesinde ise “Dördüncü maddeye göre Kültür ve Turizm Bakanlığına bildirilen taşınır kültür ve tabiat varlıkları ile 23’üncü maddede belirlenen korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıkları, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından bilimsel esaslara göre tasnif ve tescile tabi tutulurlar. Bunlardan Devlet müzelerinde bulunması gerekli görülenler, usulüne uygun olarak müzelere alınırlar.” hükmüne yet verilmiş, ayrıca aynı Kanunun 32. maddesinde bu tür kültür ve tabiat varlıklarının yurt dışına çıkarılmasının yasak olduğu, 33. maddesinde ise yurt dışından kültür varlığı getirmenin serbest olduğu düzenlenmiştir. Ancak Korunması Gerekli Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıkları Koleksiyonculuğu ve Denetimi Hakkında Yönetmeliğin 13. maddesinde, yurt dışından kültür varlığı getirecek olanların, söz konusu varlıkların her bitinin niteliklerini, orijinlerini ve gümrük kodlarını belirten fotoğraflı envanter listesini veya uluslararası standarda uygun ihraç izin belgesinin bir nüshasını Bakanlığa vermek zorunda oldukları belirtildiği görülmekte olup, bu kapsamda, ülkemiz kökenli olmamakla birlikte bir başka ülkenin korunması gerekli kültür varlıklarından olabileceği ve taraf olunan uluslararası sözleşmeler gereği köken ülkeye iadesi gerekebileceğinden getirilen eserlerin gümrükte beyan edilmesinin gerektiği sonucuna varılmaktadır. Kaldı ki bu tür eserlerin yurt dışından getirilmesi sırasında gümrük vergisinden de muaf olduğu, davacının da atalarında bulunduğu sanıklar hakkında toplu ithal kaçakçılığı suçundan açılan Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin E:2000/794 sayılı dosyasına kayıtlı davada yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ile esas hakkında verilen karardan anlaşılmaktadır.

Dosyanın incelenmesinden; davacı tarafından uzun yıllar işçi olarak çalıştığı Kuveyt’te iken tanıdığı Kuveyt vatandaşı bir şahıstan 80.000 ABD doları karşılığında (Davacının iddiası bu yönde olmakla birlikte, dosyaya ibraz edilen fatura vb. belge bulunmamaktadır.) geç Roma dönemine ait olduğu anlaşılan 4 adet mozaik tablonun satın alındığı, bu eserlerin gümrük beyanında bulunarak ülkeye sokulmaya çalışıldığı, gümrüğe ibraz edilen belgede “4 adet tahta sandık içinde bez üstüne işlemeli mozaik vitray işlemesi” olarak beyan edildiği, eserlerin incelenmek üzere gümrük ambarına alındığı, ancak bu yolla eserleri yurda sokamayacağını düşünen davacının bu konuda dava dışı kişilerin de yardımını alarak (Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin F:2000/794 sayılı dosyasında davacıya yardımcı olan kişilerin isimleri sayılmıştır.) resmi yoldan 13/10/2000 tarihinde davaya konu mozaik eserleri Almanya’ya götürülmek üzere yurt dışına çıkarıldığı, daha sonra bu eserlerin yasal olmayan yollarla yurda sokulduğu ve kolluk kuvvetleri tarafından yapılan operasyonla Şişli’deki bir depoda 21/11/2000 tarihinde ele geçirildiği, eserlerin İstanbul Müze Müdürlüğüne emanet edildiği, davacının da aralarında bulunduğu sanıklar hakkında toplu ithal kaçakçılığı suçundan açılan kamu davasında Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 02/03/2007 günlü, E:2000/794, K:2007/81 sayılı katarı ile sanıkların eyleminin 2863 sayılı Kanun kapsamında değerlendirileceği, sanıklar hakkında bu suç ile ilgili evrakın tefrik edilerek, Şişli 7. Asliye Ceza Mahkemesinin E:2001/163 sayılı dosyasında davanın görüldüğü, Mahkemece 07/04/2006 günlü, K:2006/241 sayılı kararı ile sanıkların 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Kotuma Kanununa muhalefet suçundan beraatlerine katar verildiği, sanıkların toplu ithal kaçakçılığı suçunu işlediklerine dair cezalandırılmalarına yeterli her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden bahisle beraatlerine katar verilerek suça konu 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Vatlıklarını Koruma Kanunu kapsamında tasnif ve tescile tabi müzelik değerdeki eserlerin zoralımına karar verildiği, kararın temyizi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 26/05/2008 günlü, E:2008/4811, K:2008/14241 sayılı kararı ile temyiz inceleme gününde 765 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan zamanaşımı süresi dolduğundan kamu davasının ortadan kaldırılmasına ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Kotuma Kanunu kapsamında olduğu belirlenen dava konusu tescil ve tasnife tabi tarihi eser niteliğindeki eşyaların müzeye verilmesine karar verildiği, Şişli 7. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen dava sonucu sanıkların beraatlerine ilişkin verilen kararın ise davaya katılan sıfatıyla taraf olan İstanbul Muhakemat Müdürlüğü tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 29/06/2009 günlü, E:2008/3788, K:2009/7764 sayılı kararıyla, “doğrudan zarar götmeyen Maliye Bakanlığının müdahilliğine karar verilmesi hukuken geçersiz olup hükmü temyiz hakkı vermeyeceğinden Hazine vekilinin vaki temyiz isteminin reddine” karar verildiği, davacı tarafından da, söz konusu mozaik eserlerin kurulacak bir komisyon tarafından uluslararası rayicinin belirlenerek ikramiye ödenmesi veya eserlerin kendisine iade edilmesi istemiyle 25/02/2009 tarihinde yapılan başvurunun “ikramiye talebine ilişkin hususların 2863 sayılı Kanunun 64. maddesi ve Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Bulanlara, Haber Verenlere ve Yakalayan Kamu Görevlilerine Verilecek İkramiye ile İlgili Yönetmelik hükümleri çerçevesinde değerlendirildiği, adı geçen Kanun ve ilgili Yönetmelik hükmü uyarınca da ancak taşınır kültür ve tabiat varlıklarını bulanlara ikramiye verileceği, söz konusu mozaik eserlerin ise 2863 sayılı Kanunun 6. maddesi uyarınca taşınmaz kültür varlığı grubuna girdiği” gerekçesiyle reddedilmesi üzerine 19/03/2009 günlü, 53730 sayılı bu işlemin iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Belirtilen bütün bu açıklamalar ve Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan kararının gerekçesi doğrultusunda, davacının mülkiyet hakkının ihlal edilip edilmediğinin ve Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle İlgili Sözleşmenin 7. maddesi kapsamında hakça bir giderim  ödenmesi için davacının gerekli şartları taşıyıp taşımadığı hususlarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

A. Konunun Mülkiyet Hakkı Yönünden İncelenmesi

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 683. maddesinde: “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi Doktrinde mülkiyet hakkı, “kişiye eşya üzerinde en geniş yetkiler sağlayan ayni haktır. Bir şeyin maliki, hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içindeo şeyin üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahip kılınmıştır.” (SİRMEN, A. Lale, Eşya Hukuku, Yetkin Hukuk Yayınları, (6. Baski, ANKARA- 2016, s.29) şeklinde tanımlanmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de mülkiyet hakkını tanımlarken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ek 1 No’lu Protokol kapsamında hakkın kazanılmış ya da mevcut olmasını aramaktadır. Başka bir ifadeyle hakkin 1 nolu Protokolün 1. maddesinin koruması altında olabilmesi için, kişinin aynı hakka iç hukuk uyarınca da sahip olması gerekir. 11716/85 Başvuru sayılı S5. v. Birleşik Krallık davasında (1986); bir kadın yıllar boyunca bir başka kadınla (diğer kadının kiracısı olduğu evde) uzun yıllar birlikte yaşamıştır. Ancak başvurucunun mülk veya kira sözleşmesinde herhangi bir hukuki hakkı yoktur. Partneri öldükten sonra başvurucu, kiracının hayatta kalan partneri olarak kira sözleşmesinin üzerine aktarılması için mahkemeye başvurmuşsa da bu talebi yerel mahkeme tarafından reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucu mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla AİHM’ye başvurmuş, AİHM bu başvuruyu; başvurucunun herhangi bir sözleşmeden kaynaklanan hakkı bulunmadığı sadece evde yaşıyor olmasının 1 No’lu Protokolün 1. maddesi kapsamında herhangi bir mülke sahip olduğu anlamına gelmediği dolayısıyla mülkiyet hakkını hiç kazanamadığı gerekçesiyle reddetmiştir.

Öte yandan, Anayasa Mahkemesi de bireysel başvurular hakkında verdiği kararlarda mülkiyet hakkını tanımlamış ve hangi şartlarda hakkın oluştuğunu ottaya koymuştur. Buna göre Anayasanın 35. maddesinde herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yatarına aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir. (Hüseyin Turgut Dülger, B.No.2014/14581, 14/09/2017, Ş$33). Yine bir başka kararında, Anayasanın 35. maddesi kapsamındaki hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucunun, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak zorunda olduğu, bu nedenle öncelikle başvurucunun, Anayasanın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki dutumunun değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. (İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, $$ 30, 31). Ayrıca, Anayasa Mahkemesi yine Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ortak kotuma alanında yer alan mülkiyet hakkının; mevcut mal, mülk ve ekonomik değerleri koruyan bit temel hak olduğunu, kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bit mülkün mülkiyetini kazanma hakkının – bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun – mülkiyet kavramı içinde olmadığını belirtmiştir. (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, Ş 36)

Anayasa Mahkemesinin 2017/19952 Başvuru numaralı Nihat Gül kararında; başvurucu adına 2006 yılında atsa tescil edilip tapusunun verildiği, ancak daha sonra hazine tarafından açılan kadastro tespitine itiraz davası sonucunda Mahkemece tespitin iptaline, taşınmazın Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline katar verildiği ve hükmün Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, başvurucunun ise elinde dava konusu taşınmaza ilişkin 1906 tarihli bir tapu kaydı ile 1937 tarihli vergi kaydının bulunduğunu belirterek bireysel başvuru yoluna başvurması üzerine, başvurunun, “somut olayda, dava konusu taşınmazın otman vasfında olduğu kabul edilerek Hazine adına tesciline katar verildiği, başvurucunun iddiası dayanmış olduğu eski tarihli tapu kaydının dava konusu taşınmaza uyduğuna yönelik olup bu iddianın da derece mahkemeleri önünde ispat edilemediği, başvurucunun, dava konusu taşınmaz yönünden hiç bit zaman tapu kaydına sahip olmadığı hususu da dikkate alındığında, Anayasanın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamına giten bir ekonomik değeri veya en azından böyle bir değeri elde etme yönünde meşru beklentisi bulunmadığı anlaşılmaktadır” gerekçesiyle reddedildiği görülmektedir.

Yukarıda belirtilen Anayasa ve yasa hükümleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları birlikte değerlendirildiğinde, bir kimsenin mal üzerinde (taşınır veya taşınmaz) mülkiyet hakkını kazanabilmesi için mevzuatta gerekli şartları taşıyarak hukuk düzeni tarafından kotunan yollarla mülkiyeti iktisap etmiş olması gerekmektedir.

Dava konusu olayda da davacının 4 adet mozaik eser üzerinde mülkiyet hakkını kazanıp kazanmadığını incelemek gerekecektir. Buna göre, davacının mozaik eserleri Kuveyt’ten 80.000 ABD Doları ödeyerek satın aldığını ve yurda soktuğunu iddia etmesine rağmen, dosyada eserlerin satın alındığına ilişkin fatura vb. olmadığı gibi, söz konusu eserlerin tarihi eser vasfında olması nedeniyle Kuveyt’in iç hukuk düzenine göre belli şartlar yerine getirildikten sonra (Eğitim İdaresinden izin alınması, idareye bildirilmesi gibi) mülkiyetinin iktisap edilebileceği anlaşılmasına rağmen, bu konuya ilişkin bilgi ve belgeler de dosyaya sunulamadığından, davacının satın aldığını iddia ettiği eserlerin mülkiyetini Kuveyt’in iç hukuk kurallarına göre de kazanamadığı sonucuna varılmaktadır.

Ayrıca, yukarıda aktarılan mevzuat hükümlerinden bu tür eserlerin ülkemize sokulmasının belli şartlara bağlandığı (müzeye haber verilmesi, uluslararası standartlara uygun ihraç izin belgesinin bir nüshasının Bakanlığa verilmesi, gümrüğe bildirim yapılması gibi), ancak davacı tarafından söz konusu eserlerin yurda kaçak yollarla sokulduğu, kolluk kuvvetleri tarafından yapılan operasyonla ele geçirilmesi üzerine müzenin haberdar olduğunun götüldüğü, dolayısıyla hukukumuzun korumadığı yasa dışı yollarla yurda sokulup menfaat sağlanmaya çalışıldığı anlaşıldığından, iç hukuk düzenimiz açısından mülkiyet hakkının kazanıldığından da bahsedebilmek mümkün değildir.

Öte yandan, Kültür ve Tabiat Vatlıklarını Koruma Yüksek Kutulunun oKoleksiyoncuların Envanterinde Bulunan Taşınmaz ve Taşınmaz Patçaları ile İlgili 01/11/2007 günlü, 737 sayılı İlke Kararı uyarınca da taşınmaz ve taşınmaz parçaları için koleksiyonculuk vb. faaliyetlerde bulunulamayacağı anlaşıldığından, 2863 sayılı Kanunun 6. maddesi uyarınca taşınmaz eser sayılan dava konusu 4 adet mozaik eser üzerinde iç hukukumuza göre yasal yollarla mülkiyet hakkının kazanılmadığı kanaatine ulaşılmıştır.

Dolayısıyla gerek Kuveyt, gerekse Ülkemizin iç hukuk kuralları uyarınca mülkiyet hakkını kazanamamış olan davacının, uyuşmazlık konusu eserlerin müzede tutulmasından dolayı mülkiyet hakkının ihlal edildiğinin kabulü mümkün değildir.

B. Konunun Davacının İyiniyetli Olup Olmadığı Yönünden İncelenmesine Gelince

Yukarıda değinilen Kültür Vatlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle İlgili Sözleşmenin 3. maddesinde, taraf devletlerce kabul edilmiş mevzuata aykırı olarak yapılan kültür vatlıklarının ithal, ihraç ve mülkiyet transferinin kanunsuz olduğu belirtilmiş ve bu sözleşme çerçevesinde taraf devletlere çeşitli yükümlülükler getirilmiştir. Bu kapsamda, Sözleşmenin 7. maddesinde, bu sözleşmenin ilgili devletler için yürütlüğe gitmesinden sonra çalınıp ithal edilmiş kültür varlıklarına ilgili taraf devletin başvurması üzerine el konulacağı ve bu vatlıkları iyi niyetli alıcı sıfatıyla edinmiş olan sahibine ise hakça bir giderim ödenmesi gerektiği düzenlenmiştir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun İyiniyet başlıklı 3. maddesinde, “Kanunun iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin vatlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Yukarıda anılan Sözleşmenin 7. maddesinin incelenmesinden ise, sözleşmeye konu kültür vatlıklarının yasal olmayan yollarla ülkeye girmesinin ardından bu vatlıkları iyiniyetli alıcı sıfatıyla edinen kimselerin zararının giderileceği belirtildiğinden, bu maddenin uygulanabilmesi için iki şartın bir arada bulunması gerektiği anlaşılmaktadır. Buna göre; birinci şart eserin ülkeye girmesinden sonta edinilmiş olması, ikinci şart ise iyiniyetle edinilmiş olmasıdır.

Bu doğrultuda, öncelikle iyiniyet (kavramını o tanımlamak gerekmektedir. Şu duruma göre, MK m. 3’te sözü edilen “iyiniyet”, durumun gerektirdiği tüm özeni gösterdiği halde, bir hakkın kazanılmasına veya başka bir hukuki sonucun gerçekleşmesine ilişkin bir engelin varlığının farkında olmamak şeklinde tanımlanabilir. (OĞUZMAN, M. Kemal – BARLAS, Nami, Medeni Hukuk, Vedat Kitapçılık, İstanbul – 2014, s.238)

Olayda, davacının dava konusu mozaik eserleri yurt dışında edindiği, ülkeye sokmaya çalışırken gümrüğe yanıltıcı beyanlarda bulunduğu, ülkeye sokmak için ilk denemede başatısız olunması üzerine eserlerin Almanya üzerinden yurda gizlice sokulduğu ve daha sonta eserlerin kolluk kuvvetlerinin operasyonuyla yakalandığı, davacı hakkında açılan ceza davası dosyasının incelenmesinden de eserlerin yurda kaçak olarak sokulması için birçok kişiyle görüşülüp olayın organize edildiği anlaşıldığından, davacının iyiniyetli olduğu kabul edilemez.

Bu durumda, gerek davacının yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda mülkiyet hakkını edinemediği gerekse iyiniyetli olmadığı hususları birlikte dikkate alındığında, uyuşmazlık konusu 4 adet mozaik eser için kutulacak bit komisyon tarafından uluslararası rayicinin belirlenerek kendisine ikramiye ödenmesi veya eserlerin Kuveyt Devletine iade edilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka  aykırılık, dava konusu işlemin iptali yolundaki temyize konu İdare Mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.

Öte yandan, 20/04/2009 günlü, 27206 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Korunması Gerekli Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıklarının Tasnifi, Tescili ve Müzelere Alınmaları Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesinde “Değerlendirme Komisyonu tarafından, korunması gerekli görülmeyerek tescil dışı bırakılan kültür ve tabiat varlıkları, sahiplerine bu Yönetmeliğin ekinde yer alan Ek-1 sayılı Tescil Dışı Taşınır Kültür ve Tabiat Varlığı Belgesi ile iade edilir. Ancak yanıltıcı nitelikleri sebebiyle piyasada dolaşımı uygun götülmeyen tescil dışı bırakılan kültür vatlıkları müzede alıkonulur.” hükmüne yer verilmiştir.

Davalı İdare tarafından, 30/04/2018 tarihinde Danıştay kaydına giten dilekçenin ekinde yer alan mozaik esetletin incelenmesine dair 01/02/2018 tarihli o Komisyon Raporunda, incelenen mozaikletin o teknikleri, tesseralarının dizilimi, kullanılan tesseraların renk dağılımı, cinsleri, kompozisyonlarıda götülen betimlemelerin orantısızlığı, ışık-gölge efektleri göz önüne alındığında ve orjinal olan mozaikler ile yapılan karşılaştırmalar neticesinde dava konusu 4 adet mozaik eserin orjinal olmadığının anlaşıldığı, dolayısıyla 2863 sayılı Kanun uyarınca korunması gerekli kültür varlığı olmamasına rağmen orjinallerine olan benzetliklerinden kaynaklanan yanıltıcı nitelikleri gereği piyasada dolaşması uygun görülmediğinden, söz konusu eserlerin Korunması Gerekli Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıklarının Tasnifi, Tescih ve Müzelere Alınmaları Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca müzede tutulmaları gerektiği açıktır.

Açıklanan nedenlerle, Ankara 8. İdare Mahkemesinin 29/06/2017 günlü, E:2017/1029, K:2017/1776 sayılı kararının bozulmasına, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 07/06/2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Benzer Yargı Kararları
0 Yorum

Henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu yapmak ister misiniz?

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0 Paylaşım
Copy link