İşçinin Gerçek Ücretinin Yansıtılmadığı / Maaşın Bir Kısmının Haricen Ödenmesi ve İspatı

Karar Künyesi ve Özeti

7. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2013/8927 KARAR NO: 2013/16396 KARAR TARİHİ: 28.10.2013 Dava, bir kısım işçilik alacakları istemine ilişkindir. Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Somut olayda, hükme esas alınan raporunda bilirkişi, “davalı işyeri yönünden incelediği diğer dosyalardan, davalı işverenin, çalışanların gerçek ücretlerini kayıtlara yansıtmadığını bildiğini, bu nedenle davacının iddia ettiği […]

İçtihat Metni

7. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO: 2013/8927

KARAR NO: 2013/16396

KARAR TARİHİ: 28.10.2013

Dava, bir kısım işçilik alacakları istemine ilişkindir. Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Somut olayda, hükme esas alınan raporunda bilirkişi, “davalı işyeri yönünden incelediği diğer dosyalardan, davalı işverenin, çalışanların gerçek ücretlerini kayıtlara yansıtmadığını bildiğini, bu nedenle davacının iddia ettiği ücreti baz alarak hesaplama yapacağını” belirtmiş ve davacının bildirdiği ücreti esas alarak yaptığı hesaplama mahkeme tarafından hükme esas alınmıştır. Ancak davacının iddia ettiği ücret ile davalının beyan ettiği ücret arasında büyük bir fark vardır. Böyle durumlarda davalı kayıtlarına itibar edilmemesi doğru ise de, mahkemece davacının alabileceği ücret, yaptığı iş, kıdemi, işçinin eğitim durumu v.b. özellikleri yazılarak işçi ve işveren sendikaları meslek kuruluşlarından özellikle ilgili meslek odasından araştırılarak, gelen cevabi yazıların ve tüm dosya içeriğinin birlikte değerlendirilmesi ile çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılıp dosyanın incelenmesi sonunda, Dairemizce 7.10.2013 tarihinde, “delil klasörünün eklenerek gönderilmesi için geri çevirme” kararı verilmiş ise de; kararın yazım aşamasında delil klasörünün 10.10.2013 günü mahkemesi tarafından kendiliğinden postaya verildiği ve dosyanın 11.10.2013 tarihinde Dairemize geldiğinin anlaşılması üzerine, işin sürüncemede kalmaması amacıyla, Dairemizce verilen geri çevirme kararı kaldırılarak dosya incelendi, gereği görüşüldü:

1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine

2-Davacı, davalı işverene ait otel işyerinde, ilk olarak 1988- 1999 yılları arasında çalıştığını, 1999 yılı Mayıs ayında emekli olduktan sonra hiç ara vermeksizin, emeklilikten sonraki dönem yönünden sezonlarda, her yıl 7 ay, mübayaa-satın alma bölümünde aylık 1.782,00-TL net maaşla çalıştığını, davalı işyerinin yabancı bir firmaya kiralanması ve yeni işverenin kendisi ile çalışmak istememesi nedeniyle 31.7.2007 tarihinde, iş akdinin bildirimsiz ve haksız olarak feshedildiğini, ancak kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma ve hafta tatili ücretlerinin ödenmediğini ileri sürerek bu alacaklarının ödetilmesini istemiştir.

Davalı, davacının ilk olarak 20.5.1988’de işe başlayıp 5.5.1999’da emekli olduğunu, emekli olduğu tarihte tüm işçilik alacakları ödendiğini; emekliliği sonrasında da mevsimlik işçi olarak çalışan davacının hizmet akdinin 30.11.2007’de sona erdiğini, davacıya dava konusu, emeklilik sonrası dönem yönünden de kıdem ve ihbar tazminatı ödendiğini, fazla mesai ve hafta tatili alacaklarının 5 yıllık zaman aşımına tabi olduğunu, bu nedenle bir kısım alacakların zamanaşımına uğradığını, ayrıca davacı ile aralarında yapılan iş akdinin 4.maddesinde fazla çaışma ücretinin ücrete dahil olduğunun kararlaştırıldığını, son ücretinin brüt 600,00 TL olduğunu ve bu hususun imzalı bordro ve ibraname ile sabit olduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, davacının ücretini, 1.782,00 TL net olarak kabul eden bilirkişi raporuna göre, yapılan hesaplama üzerinden, kıdem ve ihbar tazminatı ile hafta tatili ücreti alacağının kabulüne, fazla çalışma ücreti talebinin reddine karar verilmiştir.

Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.

4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.

Ücret kural olarak dönemsel ( periyodik ) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.

İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.

4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır.

Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.

Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.

Somut olayda, davacı, net 1.782,00 TL ücretle çalıştığını beyan ederken, davalı ise, brüt 600,00 TL ücret aldığını savunmuştur. Hükme esas alınan raporunda bilirkişi, “davalı işyeri yönünden incelediği diğer dosyalardan, davalı işverenin, çalışanların gerçek ücretlerini kayıtlara yansıtmadığını bildiğini, bu nedenle davacının iddia ettiği ücreti baz alarak hesaplama yapacağını” belirtmiş ve davacının bildirdiği ücreti esas alarak yaptığı hesaplama mahkeme tarafından hükme esas alınmıştır. Ancak davacının iddia ettiği ücret ile davalının beyan ettiği ücret arasında büyük bir fark vardır. Böyle durumlarda davalı kayıtlarına itibar edilmemesi doğru ise de, mahkemece davacının alabileceği ücret, yaptığı iş, kıdemi, işçinin eğitim durumu v.b. özellikleri yazılarak işçi ve işveren sendikaları meslek kuruluşlarından özellikle ilgili meslek odasından araştırılarak, gelen cevabi yazıların ve tüm dosya içeriğinin birlikte değerlendirilmesi ile çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir.

O halde davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 28.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu içtihat yardımcı oldu mu?

0
Benzer Yargı Kararları
0 Yorum

Henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu yapmak ister misiniz?

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir