CGK Adam Öldürme / Haksız Tahrik / Maktül Eşin Telefounundaki Sevgi İçeren Mesajları / Sadakat Borcuna Aykırı Davr

Daire/Kurul
CEZA GENEL KURULU
Esas No
2017/286
Karar No
2017/344
Karar Tarihi
20 Haz 2017

Yargı Kararları

Tanınmış Üye
Yönetici
Admin
Kayıtlı Üye
Katılım
13 Ocak 2018
Mesajlar
552
Beğeniler
1
Puanları
18
Konum
Ankara
Web sitesi
www.yargikararlari.net
#1
Adam Öldürme / Haksız Tahrik / Maktül Eşin Telefounundaki Sevgi İçeren Mesajları / Sadakat Borcuna Aykırı Davranış / Haksız Tahrik İndirimi

Sanık ile maktulün evli oldukları, müşterek dört çocuklarının bulunduğu, sanığın büfe işleterek geçimini sağladığı, büfede tanıklar ..., Hakan ve Bahtiyar'ın da işçi olarak çalıştıkları, olaydan birkaç gün önce sanığın, maktul evde yokken maktulün evde unuttuğu cep telefonunu incelemeye başladığı, telefonda tanık ...'dan gelen sevgi içerikli mesajlar görmesi üzerine, ... ve maktulü bu mesajlarla ilgili görüşmek için eve çağırdığı, 13.07.2012 günü evde çıkan tartışma sırasında sanığın ... ve maktulü darbettiği, maktulün bu nedenle kadın sığınmaevine yerleştirildiği, hasta olduğu söylenen küçük çocuğunu görmek için maktulün 15.07.2012 günü sanıkla buluştuğu, sanığın bu buluşma sırasında maktulü yine darbettiği, maktulün sanıktan tekrar şikâyetçi olduğu, bir yakınında kalan maktulün olay günü ...'ı arayarak, evrak almak için kendisini sığınmaevine götürmesini istediği, ...'ın motosikletle maktulü sığınmaevine götürüp dışarıda beklediği, bu sırada sanığın da sığınmaevinin önüne gelerek ...'ı buradan uzaklaştırdığı, maktul ile sanığın birlikte ikamet ettikleri evlerine gittikleri, aksi ispatlanamayan savunmaya göre sanıkla maktul arasında çıkan tartışma sırasında maktulün sanığa hakaret ettiği, sanığın maktulü bıçaklayarak öldürdüğü olayda; ülkemizin de tarafı olduğu Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesinin 12. maddesi ile, kültür, töre, din, gelenek veya sözde 'namus' gibi kavramların Sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmamasının temin edileceği, 42. maddesi ile de, Sözleşme kapsamındaki şiddet eylemlerinin gerçekleştirilmesinden sonra başlatılan ceza davalarında aynı kavramların gerekçe olarak öne sürülmesinin önlenmesinin temini için gerekli yasal veya diğer tedbirlerin alınacağı hüküm altına alınmış olup, evrensel bir ilke olan ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 185/3. maddesindeki "Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar" şeklindeki düzenleme ile de mevzuatımızda yer alan "evlilik birliği içerisinde eşlerin birbirlerine karşı sadakat yükümlülüğü" ilkesinin, Sözleşmede sözü edilen kültür, din, gelenek veya sözde "namus" kavramları içerisinde değerlendirilmesi mümkün olmadığından Sözleşmenin somut olayda uygulanma yerinin bulunmadığı göz önüne alındığında; maktul ile tanık ... arasındaki telefon görüşmelerinin sıklığı, ... ile maktul arasında ...'ın tevilli ikrarıyla sabit olan sevgi içerikli mesajların varlığı, özellikle tanıklar Hakan ve Bahtiyar'ın ifadelerine göre, ... ile maktulün iş yerinde aşırı samimi olduklarının anlaşılması hususları birlikte değerlendirildiğinde, maktulün evlilik birliği içerisinde Türk Medeni Kanunundan kaynaklanan sadakat görevini ihlal ettiği, bu şekilde sanık yararına haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiği kabul edilmelidir.


Eşini kasten öldürme suçundan sanık ...'nun 5237 sayılı TCK'nun 82/1-d, 62, 53, 63 ve 54. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye ilişkin, Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 02.07.2013 gün ve 368-215 sayılı resen temyize tâbi olan hükmün, sanık ve müdafii ile katılanlar ... ve ... tarafından da temyiz edilmesi üzerine
dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 03.02.2015 gün ve 4427-388 sayı ile;

"1- Katılan ... Yıldız'ın 02.07.2013 tarihinde yüzüne karşı verilen hükmü, CMUK'nun 310/1. maddesinde belirtilen bir haftalık yasal süresinden sonra 22.07.2013 tarihinde temyiz ettiği anlaşıldığından, temyiz talebinin CMUK'nun 317. maddesi gereğince reddine karar verilmiştir.

2- Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık ...'nun eşi maktul ...'yi kasten öldürme suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç vasfı tayin, kusurluluğu etkileyen sebeplerden takdiri indirim sebebi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, duruşmalı olarak incelenen dosyaya göre verilen hükümde bozma nedeni dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin eksik incelemeye, vasfa; katılan ...'nin takdiri indirimin uygulanmaması gerektiğine yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,

Ancak; dosya kapsamına göre, sanık ile maktulün evli olduğu, tanık ...'ın ise sanığın işyerinde çalıştığı, olaydan birkaç gün önce sanığın, maktul evde yokken maktulün evde unuttuğu cep telefonuna tanık ...'dan gelen sevgi içerikli mesajları okuduğu, bu mesajlara sinirlenip ... ile maktulü eve çağırdığı, maktul ile sanık arasında bu nedenle tartışma çıktığı, sanığın önce ...'ı sonra maktulü darbettiği, maktulün bu nedenle kadın sığınmaevine yerleştiği, bir süre sonra maktulün çocuklarını görmek için sanıkla buluştuğu, sanığın maktulü yine darbettiği, maktulün sanıktan yeniden şikâyetçi olduğu, arkadaşında kalan maktulün olay günü ...'ı arayarak kendisini evrak almak için sığınmaevine götürmesini istediği, ...'ın da motosikletle maktulü sığınmaevine götürüp dışarıda beklediği, bu sırada sanığın da sığınmaevinin önüne gelerek ...'ı uzaklaştırdığı, maktul ile sanığın evlerine gittikleri, aksi ispatlanamayan savunmaya göre sanık ile maktul arasında tartışma çıktığı, maktulün sanığa hakaret ettiği, sanığın da maktulü bıçaklayarak öldürdüğü olayda,

Maktul ile tanık ... arasındaki telefon görüşmelerinin sıklığı, ... ile maktul arasında ...'ın tevilli ikrarıyla sabit olan sevgi içerikli mesajlarının varlığı, özellikle tanık Hakan'ın ifadesine göre, ... ile maktulün iş yerinde aşırı samimi olduklarının anlaşılması hususları birlikte değerlendirildiğinde, maktulün evlilik birliği içerisinde sadakat görevini ihlal ettiğinin belirlenmiş olması karşısında sanık lehine TCK'nun 29. maddesinin uygulanarak Haksız tahrik nedeniyle asgari oranda indirim yapılması yerine yazılı şekilde haksız tahrik hükümleri uygulanmamak suretiyle fazla ceza tayini" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkeme ise 26.05.2015 gün ve 157-167 sayı ile;

"...Mahkememizce kabul edilen oluş dikkate alındığında; sanık önce maktulü darbetmiş ve bu nedenle maktul kadın sığınmaevine yerleştirilmiş, bir süre sonra maktul, çocuklarını görmek için sanıkla buluştuğunda yeniden sanık tarafından etkili eyleme maruz kalmıştır. Bu şekildeki gelişim dikkate alındığında her ne kadar aksi ispatlanmayan savunmaya göre maktulün sanığa hakaret ettiği belirtilmekteyse de, sanıktan gelen iki ayrı etkili eylem dikkate alındığında bu şekildeki savunmaya değer vermek mümkün bulunmamaktadır. Maktulün evlilik birliği içerisinde sadakat görevini ihlal gerekçesine gelindiğinde; mahkememiz kararında da belirtildiği gibi tanık ...'ın sanık yanında uzun süreden beri çalışan bir kişi olup, maktul tarafından da tanındığı ve bu tanışıklığın sanık tarafından bilindiği, bazen iş yerinde birlikte çalıştıktan sonra, sürece yayılan ilişkisinin müşterek eve misafir olarak gidip gelme düzeyine kadar ulaştığı açıktır. Özellikle kadına yönelik yaygın işlenen şiddet içeren suçlarda subjektif 'vehim' ve 'namus' temeline dayanan hususlar haksız tahrik nedeni olarak yaygın biçimde ileri sürülebilmektedir. Bu şekildeki bir iddia karşısında varlığı sona erdirilen kişinin savunmasız kaldığı şüphesizdir. Bu durumda haksız tahrikin varlığının kabulü bakımından son derece hassas bir çizginin belirlenmesinde zorunluluk vardır. Maktul ile sanık arasında son dönemlerde aile içi şiddetli geçimsizliğin arttığı, maktulün son zamanlarda çok içine kapandığı, sanık olan eşinin başka bir kadınla ilişkisi olduğu yönünde etrafına yaygın sıkıntılarını belirttiği tüm dosya kapsamıyla sabittir. Nitekim müşterek çocuk İrem de annesi ve babasının bu nedenle tartışmalarının olduğunu, babasının kabul etmediğini, ancak etrafta babasının başka bir kadınla oturduğunun söylenti halinde olduğunu belirtmiştir.

Bu bağlamda ülkemizin de taraf olduğu Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi hükümlerinin de dikkate alınması gerekmektedir. Bu sözleşmenin 12/1. maddesine göre; taraflar kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesini veya kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri alacaklardır. Yine 12/5. maddede de tarafların kültür, töre, din, gelenek veya sözde 'namus' gibi kavramların bu sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmamasını temin edecekleri belirtilmiştir. 42/1. madde de buna yönelik olup; sözleşme kapsamında kalan şiddet eylemlerinin gerçekleştirilmesinden sonra başlatılan ceza davalarında kültür, töre, din, gelenek veya sözde 'namus'un gerekçe olarak öne sürülmesinin önlenmesini temin etmek üzere gerekli yasal ve diğer tedbirleri alacaklarına hükmedilmiştir.

Özellikle yaygın olan kadına yönelik şiddet eylemlerinin ortak özelliği yukarıda belirtilen sözde 'namus' temelli gerekçeler barındırmasıdır. Burada TCK'nun 29. maddesi kapsamında haksız tahrik koşullarından öte bu sözde 'namus' temeline dayalı toplumsal rol paylaşımlarından ve çevresel etkilerden kaynaklanan bir suça yönelim söz konusudur. Erkek taraftan gelen evlilik birliğine sadakatsizlik oluşturan eylemlerin çok daha yoğun olmasına rağmen kadından erkeğe gelen şiddet eylemlerinin orantısal olarak miktarının düşüklüğü dikkat çekicidir. Bu da bu konuda erkeğe biçilen toplumsal rolün farklılığını ortaya koymaktadır. Diğer yandan ortadan kaldırılan bir kişinin sözde namus temeline dayalı bir iddia karşısında savunmasız bırakılarak yine bu temelde kendisine toplumsal bir rol biçilmesi de çağdaş hukuk anlayışına uygun düşmeyecektir. Tüm bu nedenler karşısında sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanma yeri olmadığı sonuç ve kanısına varılmış ve bu nedenle usul ve yasaya uygun bulunan mahkememiz kararında direnilerek; sanığın eşini kasten öldürdüğü sabit olduğundan cezalandırılmasına karar verilmiştir." gerekçesiyle direnerek, önceki hüküm gibi karar vermiştir.

Resen temyize tâbi bulunan bu hükmün, sanık müdafii, katılanlar ..., ..., ... ve T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı vekili tarafından da temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.03.2016 gün ve 282069 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 gün ve 519-730 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 14.03.2017 gün ve 221-792 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.


TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI


Ceza Genel Kurulunda direnme üzerine duruşmalı inceleme yapılabileceğine dair bir yasal düzenleme olmadığından, 1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 318. maddesi uyarınca, sanık müdafiinin duruşma isteminin reddine karar verilmiştir.

Katılan T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı vekilinin 26.05.2015 günü yüzüne karşı açıklanan hükme yönelik 06.05.2016 tarihli temyiz isteminin bir haftalık kanuni süreden sonra yapıldığı anlaşıldığından, 1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 317. maddesi gereğince temyiz isteminin reddine karar verilerek, resen temyize tabi hükmün incelemesi, sanık müdafii, katılanlar ..., ... ve...'ın temyiz istemleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.

Eylemin sübutu ve nitelendirilmesinde bir uyuşmazlık, bu kabulde de dosya kapsamı itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; eşini kasten öldürme suçundan sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;
18.07.2012 tarihli olay yeri tespit ve inceleme raporlarında; olayın İstanbul ili, Küçükçekmece ilçesi, Mehmet Akif Mahallesinde bulunan 9 numaralı apartmanın 4 no'lu dairesinde meydana geldiği, yerde bir kadın cesedinin bulunduğu, cesedin sağ tarafında bir adet cep telefonu, sol kolunun altında ise toplam uzunluğu 31 cm olan ekmek bıçağının yer aldığı bilgilerine yer verildiği,
Otopsi raporunda; maktulün vücudunda toplam 7 adet kesici-delici alet yarası ile çok sayıda kesik vasfında yara bulunduğu, boyun bölgesinde yer alan iki adet kesici delici alet yarasının müstakilen ölüme neden olacak nitelikte oldukları, maktulün kanında ve idrarında alkol ve uyuşturucu-uyutucu maddelere rastlanılmadığı, anal ve vajinal sürüntü örneklerinde sperm bulunmadığı belirtilerek ölümün kesici delici alet yaralanmasına bağlı büyük damar yaralanması ile gelişen dış kanama sonucu meydana geldiğinin ifade edildiği,

18.07.2012 tarihli CD izleme tutanağında; sanık ...'na ait aracın olay günü saat 17.56'da 9 numaralı evin önüne park ettiği, aracın sağ tarafından bayan olabileceği değerlendirilen bir şahsın inerek olayın meydana geldiği binaya yöneldiği, saat 18.08'de binanın önündeki aracın hızla hareket ederek olay yerinden ayrıldığı tespitlerine yer verildiği,

Maktulün 14.07.2012 tarihinde kolluğa müracaatı üzerine başlatılan soruşturmaya ilişkin evrak ve eklerinde; maktulün 13.07.2012 günü sanığın kendisini darbettiği iddiası ile karakola giderek şikâyette bulunduğu, bu olayla ilgili olarak maktul ... ile yine aynı olayda şikâyetçi olan ... hakkında basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde darbedildiklerine ilişkin rapor düzenlendiği, maktulün talebi üzerine kadın sığınmaevine yerleştirildiği, maktulün aynı gün kadın sığınmaevinden kendi isteğiyle ayrıldığı, 15.07.2012 günü saat 22.00 sıralarında 7 aylık çocuğunun hasta olduğunu öğrenen maktulün çocuğunu almak için sanıkla buluştuğu, burada çıkan tartışma sırasında maktulün sanık tarafından yeniden darbedilerek yüzünde ve bedeninde ekimozlar oluşacak şekilde yaralandığının ifade edildiği,

HTS raporlarında; maktulün kullandığı telefon hatları ile ...'un kullandığı telefon hattı arasında, olaydan önceki 18 günlük süre içerisinde arama-aranma, mesaj alma ve mesaj gönderme şeklinde yaklaşık 370 görüşmenin bulunduğu bilgilerine yer verildiği,
Anlaşılmaktadır.


Katılan ...; maktulün annesi olduğunu, damadı olan sanık ile kızının bir süre İsrail'de çalıştıklarını, İstanbul'a döndüklerinde birlikte büfe açtıklarını, büfede tanık ...'un da çalıştığını, sanığın maktulü başkaları ile aldattığını, bu yüzden aralarının bozuk olduğunu, sanığın torunu İrem'e baskı yaparak ifadesine etki etmeye çalıştığını,
Katılanlar ... ve ...; kardeşleri olan maktulün öldürülmesinden dolayı sanıktan şikâyetçi olduklarını,
Tanık Erhan Keskin; maktulün yeğeni olduğunu, teyzesinin sanığa çok bağlı olduğunu, hatta sanık hakkında maktulün yeğenine cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla dava açıldığı sırada dahi maktulün sanığa destek olduğunu,
Tanık ... aşamalarda; sanık ve maktulün birlikte işlettikleri büfede çalıştığını, tanık ...'ın ise aynı yerde iki yıldan beri çalışmakta olduğunu, ... ile maktulün sevgili olduklarını bildiğini, yanlarında iken maktul ile ...'ın sarılıp birbirlerini yanaklarından öptüklerini, aralarında patron-çalışan ilişkisi bulunmadığını, sanık büfeye geldiğinde normal davrandıklarını ancak sanığın olmadığı zamanlarda maktul ile ...'ın samimileştiklerini, birlikte motosikletle kendisinin bilmediği yerlere gittiklerini, zaman zaman sanığın arabasını alıp "ev bakmaya gidiyoruz” diyerek bir yerlere gittiklerini, ...'la maktul arasında duygusal yakınlaşma olduğunu çevre esnaftan da duyduğunu, sanıkla maktulün arasının ise iyi olmadığını, sanığın maktul ile barışmak için maktulün annesini memleketinden getirmeye çalıştığını, olay günü sanığın kendisini arayarak eve ambulans göndermesini istediğini, olay yerine gittiğinde maktulü evde kanlar içinde gördüğünü,


Tanık ...; sanığa ait büfede kardeşi Bahtiyar ve ... isimli gençle beraber çalıştıklarını, sanığın eşi maktul ile ...'ın çok samimi olduklarını, pastanede baş başa uzun kahvaltılar yaptıklarını, iş yerinde birbirlerine sarıldıklarını, ...'ın bazen kızarak işten ayrıldığını ancak maktulün “... çalışmazsa ben de çalışmam” diyerek sanığı ikna ettiğini, maktul ile ...'ı bir iki kez yanak yanağa otururken gördüğünü, çevre esnaftan “Maktul ile ... arasında ilişki mi var” şeklinde sözler işittiğini,

Tanık ... aşamalarda; sanığa ait büfenin yakınında dükkân işlettiğini, olaydan 1-2 ay kadar önce gece saat 23.00 sıralarında, maktul ile ... isimli genci dükkânın yanındaki merdivenlerde yan yana oturup sigara içerken gördüğünü, maktulün sol elini ...'ın boynuna atmış olduğunu, bunun dışında bu ikisini kol kola dolaşırken de gördüğünü, mahallede maktul ile ... arasında duygusal ilişki olduğunu bilmeyen kimse olmadığını,

Tanık ... mahkemede; maktul ve sanığın kızları olduğunu, üç kardeşinin daha bulunduğunu, ... isimli şahsın babasının yanında iki yıldan beri çalıştığını, ...'ın bir keresinde eve geldiğinde kardeşleri ile birlikte kendisinden dışarı çıkmasını istediğini, kendisinin de kardeşleri ile birlikte oynamaya dışarı çıktığını, geri geldiğinde kapının kapalı olduğunu, annesinin ise içeride olduğunu, babası bir kez eve geldiğinde annesinin evde olmadığını, babasının telefondaki mesajları görüp kızdığını, durumu gidip ...'a sorduğunu, bu hususları annesinden duyduğunu, daha sonraları yine bir gün kendisi evde iken annesi, babası ve ... arasında kavga çıktığını, son zamanlarda babasının maddi sıkıntıları olduğunu, aynı zamanda babasının bir kadınla ilişkisi olduğunun söylendiğini, bunu annesinin de birilerinden duyduğunu, bu nedenle babası ile tartışmalarının olduğunu,

Tanık ... aşamalarda; sanığın büfesinde üç yıl kadar dönerci olarak çalıştığını, maktulü de sanığın eşi olması dolayısı ile tanıdığını, maktul ile aralarında abla - kardeş ilişkisi bulunduğunu, zaman zaman birlikte motosikletle broşür dağıtmaya çıktıklarını, çevre esnafın bu yüzden dedikodu çıkardığını, 13.07.2012 günü, izinli olduğu sırada sanığın kendisini telefonla arayıp yanına çağırdığını ve evine götürdüğünü, orada tartışmaya başladıklarını, sanığın maktulü ve kendisini darbettiğini, sanığın kızı İrem'in de bu sırada yanlarında bulunduğunu, sanığın İrem'den bıçak istediğini, kendisinin bu bıçağı alarak evden kaçtığını, yoksa sanığın maktulü o gün öldüreceğini, karakola giderek şikâyetçi olduklarını, o gün maktulün kadın sığınmaevine yerleştirildiğini, daha sonra buradan ayrılan maktulün Halkalı'da bir tanıdığının evinde kalmaya başladığını, olaylar nedeniyle özür dilemek için maktulün kendisini çağırdığını, dışarıda görüştüklerini, maktulün kendisinin yanında kalmadığını ispat edecek bir belge almak için maktulle birlikte kadın sığınmaevine gittiklerini, bu durumu haber alan sanığın kendisini sığınmaevinin dışında görünce küfrederek kovduğunu, bunun üzerine biraz uzaklaştığını, maktulün sığınmaevinden çıkarak sanıkla birlikte gittiğini, olayı akşam öğrendiğini, kendisinin maktule mesaj çektiğini ancak bu mesajların aşk veya sevgi ifadeleri içermediğini, maktulün oturduğu evin yanında ikamet eden bir kızı sevdiğini, o kızın telefonu olmadığı için ona iletilmek üzere maktule zaman zaman mesaj attığını,

Tanık....; ...'ın kardeşi olduğunu, olaydan kısa süre önce sanığın kardeşini evine götürerek dövdüğünü, sanığı telefonla aradığını, sanığın kendisine olayın namus nedeniyle meydana geldiğini, “Gel kardeşini götür, yengen de eve dönsün, bu iş böyle kapansın” şeklinde beyanda bulunduğunu,
İfade etmişlerdir.

Sanık ... aşamalarda; maktul ile 13 yıldır evli olduklarını, müşterek dört çocuklarının bulunduğunu, İstanbul'da büfe işlettiğini, eşiyle aralarında bir takım huzursuzluklar çıktığını, olaydan altı ay kadar önce maktulün yatağını ayırarak kendisinden ayrı yatmaya başladığını, bu durumu işlerinin yoğunluğuna ve yorgunluğuna bağladığını, ... isimli şahsın yanlarında 3,5 yıldır çalıştığını, 13.07.2012 günü iş yerinden eve banyo yapmak için erken geldiğini, kapıyı kızı İrem'in açtığını, İrem'e maktulün nerede olduğunu sorduğunda, mevlitte olduğunu söylediğini, “Neden seni yalnız bıraktı, git anneni çağır” dediğini, İrem'in bunun üzerine annesinin nereye gittiğini bilmediğini söylediğini, İrem'e “Annen giderken sana bir telefon bırakmadı mı” diye sorduğunda, kızının uzattığı telefonu incelediğini, telefonda çeşitli mesajlar gördüğünü, ...'dan maktule gönderilmiş 6 adet mesajı okuyup iş yerine döndüğünü, senelik izinde olan ...'ı arayıp, acilen konuşmaları gerektiği belirterek yanına çağırdığını, ...'ın 15 dakika sonra bir ticari araçla geldiğini, ancak bu araç henüz kendisine 100 metre kadar mesafede iken araçtan eşi olan maktulün indiğini, araç yanına gelince de ...'ın araçtan indiğini, ...'a çektiği mesajları sorduğunu, “Bana bunu da mı yapacaktın, iş yerimden, evimden uzak ol, yuvamı bozma” dediğini, ...'ın ise "Her şey zaten açık, ona sevdiğimi söyledim, o da beni sevdiğini söyledi, aramızdaki arkadaşlık devam ediyor" diye cevap verdiğini, bu arada eşinin ...'ı telefonla arayıp konuştuğunu, ...'ın telefonu kendisine verdiğini, eşinin “Oraya gelirsem dükkânı başına yıkarım, seni rezil ederim” dediğini, “Tamam yok bir şey diyerek” telefonunu kapattığını ve ...'ı evine yaklaşmaması için uyarıp kovduğunu, eve geldiğinde ...'ı yine kendi evinde görünce tokatlayarak darbettiğini, bu sırada eşinin, kızları İrem'den bıçak istediğini, bıçağı alan ...'ın evden kaçtığını, eşinin ise kendisini merdivenlerden yere attığını, karakola gittiğinde ... ile maktulü yan yana gördüğünü, maktulün sol elinin ...'ın omzunda olduğunu, maktulün kendisine "Sen erkek misin, erkek bu" şeklinde sözler söylediğini, eşinin kadın sığınmaevine yerleştirildiğini, eşini almak için kadın sığınmaevine gittiğinde ...'ı orada gördüğünü, ne işi olduğunu sorduğunu, "Sevgilimin yanına geldim, sen kimsin" deyince ...'ı oradan kovduğunu, eşiyle evlerine gelirken eşinin kendisine, sadece iki yıl kendisiyle birlikte olabileceğini, ...'ın askerliği bitince kendisinden ayrılacağını söyleyip "çocukları ne yaparsan yap" dediğini, eve gelince eşinin yine telefonla konuşmaya başladığını, ne yapmaya çalıştığını sorunca “Ben artık bu evden gidiyorum” dediğini, kapının arkasında hazırlanmış büyük bir valiz gördüğünü, maktulün kendisine "O... çocuğu, sana mı soracağım nereye gideceğimi, sen erkek misin, o beni daha iyi tatmin ediyor" şeklinde sözler sarf ettiğini, bu sırada maktulün kendisine bıçakla saldırdığını, boğuşmaya başladıklarını, sonrasını hatırlamadığını savunmuştur.

5237 sayılı TCK'nun 29. maddesinde haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir" şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak hüküm altına alınmıştır.

Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu halde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik halinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır.

Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,
b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,
c) Failin işlediği suç, bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,
d) Haksız tahrik teşkil eden eylem, mağdurdan sadır olmalıdır.
Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da maktulden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hallerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanık ile maktulün evli oldukları, müşterek dört çocuklarının bulunduğu, sanığın büfe işleterek geçimini sağladığı, büfede tanıklar ..., Hakan ve Bahtiyar'ın da işçi olarak çalıştıkları, olaydan birkaç gün önce sanığın, maktul evde yokken maktulün evde unuttuğu cep telefonunu incelemeye başladığı, telefonda tanık ...'dan gelen sevgi içerikli mesajlar görmesi üzerine, ... ve maktulü bu mesajlarla ilgili görüşmek için eve çağırdığı, 13.07.2012 günü evde çıkan tartışma sırasında sanığın ... ve maktulü darbettiği, maktulün bu nedenle kadın sığınmaevine yerleştirildiği, hasta olduğu söylenen küçük çocuğunu görmek için maktulün 15.07.2012 günü sanıkla buluştuğu, sanığın bu buluşma sırasında maktulü yine darbettiği, maktulün sanıktan tekrar şikâyetçi olduğu, bir yakınında kalan maktulün olay günü ...'ı arayarak, evrak almak için kendisini sığınmaevine götürmesini istediği, ...'ın motosikletle maktulü sığınmaevine götürüp dışarıda beklediği, bu sırada sanığın da sığınmaevinin önüne gelerek ...'ı buradan uzaklaştırdığı, maktul ile sanığın birlikte ikamet ettikleri evlerine gittikleri, aksi ispatlanamayan savunmaya göre sanıkla maktul arasında çıkan tartışma sırasında maktulün sanığa hakaret ettiği, sanığın maktulü bıçaklayarak öldürdüğü olayda; ülkemizin de tarafı olduğu Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesinin 12. maddesi ile, kültür, töre, din, gelenek veya sözde 'namus' gibi kavramların Sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmamasının temin edileceği, 42. maddesi ile de, Sözleşme kapsamındaki şiddet eylemlerinin gerçekleştirilmesinden sonra başlatılan ceza davalarında aynı kavramların gerekçe olarak öne sürülmesinin önlenmesinin temini için gerekli yasal veya diğer tedbirlerin alınacağı hüküm altına alınmış olup, evrensel bir ilke olan ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 185/3. maddesindeki "Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar" şeklindeki düzenleme ile de mevzuatımızda yer alan "evlilik birliği içerisinde eşlerin birbirlerine karşı sadakat yükümlülüğü" ilkesinin, Sözleşmede sözü edilen kültür, din, gelenek veya sözde "namus" kavramları içerisinde değerlendirilmesi mümkün olmadığından Sözleşmenin somut olayda uygulanma yerinin bulunmadığı göz önüne alındığında; maktul ile tanık ... arasındaki telefon görüşmelerinin sıklığı, ... ile maktul arasında ...'ın tevilli ikrarıyla sabit olan sevgi içerikli mesajların varlığı, özellikle tanıklar Hakan ve Bahtiyar'ın ifadelerine göre, ... ile maktulün iş yerinde aşırı samimi olduklarının anlaşılması hususları birlikte değerlendirildiğinde, maktulün evlilik birliği içerisinde Türk Medeni Kanunundan kaynaklanan sadakat görevini ihlal ettiği, bu şekilde sanık yararına haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiği kabul edilmelidir.

Ayrıca hükümden sonra 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK'nun 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi karşısında, sanık hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından, mahkemece yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla, yerel mahkeme hükmünün, sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi ve TCK'nun 53. maddesinin uygulanması bakımından yeniden değerlendirme yapılmasında zorunululuk bulunması nedenlerinden bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Direnme kararının isabetli olduğu ve onanması gerektiği düşüncesiyle" karşı oy kullanmışlardır.

Açıklanan nedenlerle;
1- Katılan T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı vekilinin kanuni süresinden sonra yapmış olduğu temyiz isteminin, 1412 sayılı CMUK'un 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 317. maddesi gereğince REDDİNE,
2- Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.05.2015 gün ve 157-167 sayılı direnme hükmünün, sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi ve hükümden sonra 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK'nun 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi karşısında sanık hakkında belirtilen maddenin uygulanması bakımından, mahkemece yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması nedenlerinden BOZULMASINA,
3- Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.06.2017 tarihinde yapılan müzakerede, temyiz isteminin reddi yönünden oybirliğiyle, direnme hükmünün bozulması yönünden ise oy çokluğuyla karar verildi. (YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2017/286 K. 2017/344)
 
Üst