Cezaevinde İntihar Eden Davacılar Yakınının Hayatını Kaybetmesi Olayında, Davalı İdarenin Hizmet Kusuru

Yargı Kararları

Tanınmış Üye
Yönetici
Admin
Kayıtlı Üye
Katılım
13 Ocak 2018
Mesajlar
625
Beğeniler
1
Puanları
18
Konum
Ankara
Web sitesi
www.yargikararlari.net
#1
Daire/Kurul
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No
2015/1141
Karar No
2016/1544
Karar Tarihi
13 Nis 2016
Cezaevinde İntihar Eden Davacılar Yakınının Hayatını Kaybetmesi Olayında, Davalı İdarenin Hizmet Kusuru Bulunduğu İddiası

(DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas 2015/1141 Karar 2016/1544)

İstemin Özeti: ...İdare Mahkemesi'nin 23/12/2014 günlü, E:2014/1317, K:2014/1264 sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması, davacılar tarafından istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: İdare Mahkemesince verilen ısrar kararının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddedilmesi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi Düşüncesi: Temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının Danıştay Daire kararı doğrultusunda bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca dosya incelendi, gereği görüşüldü:

Dava; ...Kapalı Cezaevi'nde tutuklu olarak bulunmakta iken, 10/07/2006 tarihinde cezaevinde intihar eden davacılar yakınının hayatını kaybetmesi olayında, davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla, 60.000-TL maddi ve 200.000-TL manevi olmak üzere toplam 260.000-TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

...İdare Mahkemesi'nin 23/07/2008 günlü, E:2007/498, K:2008/906 sayılı kararıyla; olayda, Mahkemece tutuklanarak cezaevine konulan M...'nin tutuklanmasından sonra sağlık sorununun bulunduğunun belirtilmesi üzerine idarece ilgilinin sağlık kuruluşuna sevkinin yapıldığı, adı geçenin sağlık sorunları nedeniyle kullanması gereken ilaçların cezaevinin idare kısmında bulunan ecza dolabına konularak idarenin gözetiminde kullandırıldığı, tutuklu M...'nin intihar ederken kullandığı eşyaların da insani ihtiyaçların karşılanması amacıyla zorunlu olarak verilen malzemeler arasında olduğu; bu durumda, davacılar yakını M...'nin kendi fiili sonucu hayatını kaybetmesi olayında idareye atfedilebilecek bir hizmet kusuru bulunmadığı gibi idarenin kusursuz sorumluluğuna gidebilmek için gerek doktrinde gerekse de yargı içtihatlarında öngörülen şartların iş bu davada oluşmadığı sonucuna varıldığından; olayda idarenin maddi ve manevi tazmin sorumluluğu bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Anılan karar, Danıştay Onuncu Dairesinin 13/10/2014 günlü, E:2013/2576, K:2014/5732 sayılı kararıyla; olayda, davacılar yakınının birtakım psikolojik rahatsızlıklar yaşadığı hususunun; gerek ceza infaz kurumuna alınması sırasında üzerinden çıkan ilaçlardan, gerek cezaevi ilk durum tespit tutanağında davacılar yakınınca sinir hastası olduğunun belirtilmesinden, gerekse cezaevinde tutuklu bulunduğu sırada cezaevi müdürlüğüne hitaben yazdığı 27/06/2006 tarihli dilekçeden anlaşıldığı; öte yandan, davacılar yakınının cezaevine girişi ve cezaevinde tutuklu bulunduğu sırada ...Devlet Hastanesinde muayenesinin sağlandığı, ancak yapılan muayenelerin uzman doktor eliyle değil, pratisyen hekim tarafından gerçekleştirildiği; davacılar yakınının, cezaevine girmeden önce ve cezaevinde tutuklu iken ...Devlet Hastanesinde iki kez muayene edilmesine karşın, bir ölüm olayının gerçekleştiği nazara alındığında, yapılan bu muayenelerde şahsın yakınmalarını giderici nitelikte gerekli psikolojik desteğin yeterli düzeyde sağlanıp sağlanmadığı ve sunulan sağlık hizmetinin gereği gibi yürütülüp yürütülmediği hususlarında dosya kapsamında sağlıklı bir değerlendirme yapılmadığı; bu durumda, İdare Mahkemesince Adalet Bakanlığı'nın yanında Sağlık Bakanlığı'nın da hasım mevkiine alınması, dava dosyasının Sağlık Bakanlığı yönünden de tekemmül ettirilmesi suretiyle, yukarıda belirtilen hususların aydınlatılmasına yönelik bir araştırma yapılması ve sunulan sağlık hizmetinin gereği gibi yürütülüp yürütülmediğinin araştırılması, ölüm olayı sonrasında, Devlet Hastanesinde görevli doktorlara yönelik adli veya idari soruşturma yürütülüp yürütülmediğinin açıklığa kavuşturulması, gerekirse davacılar yakınına verilen sağlık hizmetinin yeterli olup olmadığı noktasında Adli Tıp Kurumundan alınacak rapora göre karar verilmesi; bir diğer ifade ile, yaşanan ölüm olayında, Sağlık Bakanlığının hizmet kusuru bulunup bulunmadığının irdelenmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş ise de; İdare Mahkemesi, bozma kararına uymayarak davanın reddi yolundaki ilk kararında ısrar etmiştir.

Davacılar, ...İdare Mahkemesi'nin 23/12/2014 günlü, E:2014/1317, K:2014/1264 sayılı ısrar kararını temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedirler.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 17. maddesinde herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu, 56. maddesinde de Devletin, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla yükümlü olduğu, 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2. maddesinde, herkesin yaşam hakkının yasanın koruması altında olduğu belirtilmekle, yaşam hakkının korunması devletlere bir yükümlülük olarak öngörülmüştür.

İdarenin kamu hizmetinin yürütülmesinden doğan zarardan sorumlu tutulmasını gerektiren nedenlerden birisi hizmet kusurudur. İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.

Öte yandan, idarenin hukuki sorumluluğundan sözedebilmek için, ortada bir zararın bulunmasının yanında, bunun idareye yüklenebilen bir işlem veya eylemden doğması, başka bir deyişle zararla idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulabilmesi gerekir.

Dava dosyasının incelenmesinden; 16/06/2006 tarihinde, davacılar yakını M...'nin, genel güvenliği kasten tehlikeye sokmak fiilinden ötürü ...Sulh Ceza Mahkemesi kararıyla tutuklandığı ve aynı gün ...Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna yerleştirildiği, ...Devlet Hastanesinde yapılan genel adli muayene sonucu davacılar yakınının psikolojik açıdan muayeneye tabi tutulmadığı ve muayeneyi gerçekleştiren hekim tarafından konsültasyon talep edilmediği, sadece şahsın işlediği suça farik ve mümeyyiz olduğu noktasında nöroloji uzmanınca adli rapor düzenlendiği, davacılar yakınının ceza infaz kurumuna alınması sırasında üzerinden çıkan Eslopram-20 mg, Dilatrend-25 mg, Gineksinf-9 mg, Lansopral-30 mg isimli ilaçların cezaevinde bulunan ecza dolabına konulduğu ve yattığı süre zarfında kullandırıldığı, 16/06/2006 tarihinde düzenlenen cezaevi ilk durum tespit tutanağında davacılar yakını tarafından, tansiyon ve sinir hastalığı bulunduğunun ifade edildiği, 07/07/2006 tarihinde cezaevi infaz memurlarınca düzenlenen tutanakta, M...'nin rahatsızlığından dolayı sürekli arkadaşları ile kavga ettiği ve anlaşamadığı için tek kişilik odaya nakledildiğinin kayıt altına alındığı; dosyada bulunan tanık ifade tutanaklarından, davacılar yakınının anormal söylemlerinin ve davranışlarının bulunduğunun anlaşıldığı; davacılar yakını tarafından, bunalımda olduğu bu yüzden doktoruna götürülmesi talebini içeren 27/06/2006 tarihli dilekçe üzerine, şahsın ...Devlet Hastanesine götürüldüğü ve burada pratisyen hekim tarafından muayene edildiği, tek kişilik odada kaldığı sırada infaz memuru tarafından davacılar yakınına yemek yerken kullanması amacıyla oturması için tabure verildiği, ancak bu taburenin yemek sonrasında davacılar yakınının odasından alınmadığı, 10/07/2006 tarihinde davacılar yakınının tek kişilik hücrede, gömlek, havlu ve kendisine verilen tabureyi kullanmak suretiyle kendini havalandırma penceresi demirlerine asarak intihar ettiği anlaşılmaktadır.

Olayda, davacılar yakınının söylem ve davranışlarına yönelik dosyada bulunan tanık ifade tutanakları, ölenin kullandığı ilaçlar, koğuşta arkadaşları ile yaşadığı sorunlar, cezaevi yönetimine verdiği psikolojik olarak rahatsız olduğunu belirten dilekçeler dikkate alındığında, davacılar yakınının psikolojik açıdan birtakım sorunlar yaşadığı açık olup; bu durumun cezaevi yönetiminin bilgisinde olduğu sonucuna varılmaktadır.

Bu durumda, psikolojik sorunları olduğu açık olan davacılar yakınının, konulmuş olduğu tek kişilik koğuşunda yeterli gözetim ve denetim altında tutulmaması nedeniyle intihar etmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu sonucuna varılmış olup; davacıların zararlarının davalı idarece karşılanması gerekmektedir.

Öte yandan, davacılar yakınının cezaevine girişi ve cezaevinde tutuklu bulunduğu sırada ...Devlet Hastanesinde muayenesinin sağlandığı, ancak yapılan muayenelerin uzman doktor eliyle değil, pratisyen hekim tarafından gerçekleştirildiği görülmektedir.

Davacılar yakınının, cezaevine girmeden önce ve cezaevinde tutuklu iken ...Devlet Hastanesinde iki kez muayene edilmesine karşın, bir ölüm olayının gerçekleştiği nazara alındığında, yapılan bu muayenelerde şahsın yakınmalarını giderici nitelikte gerekli psikolojik desteğin yeterli düzeyde sağlanıp sağlanmadığı ve sunulan sağlık hizmetinin gereği gibi yürütülüp yürütülmediği hususlarında dosya kapsamında sağlıklı bir değerlendirme yapılmadığı sonucuna varılmaktadır.

Bu durumda, İdare Mahkemesince Adalet Bakanlığı'nın yanında Sağlık Bakanlığı'nın da hasım mevkiine alınması, dava dosyasının Sağlık Bakanlığı yönünden de tekemmül ettirilmesi suretiyle, yukarıda belirtilen hususların aydınlatılmasına yönelik bir araştırma yapılması ve sunulan sağlık hizmetinin gereği gibi yürütülüp yürütülmediğinin araştırılması, ölüm olayı sonrasında, Devlet Hastanesinde görevli doktorlara yönelik adli veya idari soruşturma yürütülüp yürütülmediğinin açıklığa kavuşturulması, gerekirse davacılar yakınına verilen sağlık hizmetinin yeterli olup olmadığı noktasında Adli Tıp Kurumundan alınacak rapora göre karar verilmesi; bir diğer ifade ile, yaşanan ölüm olayında, Sağlık Bakanlığının da hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının irdelenmesi gerekmektedir.

Ayrıca, bir tam yargı davasında yargı yerince hasım düzeltme yoluyla davalı konumuna alınan idareye 2577 sayılı Yasanın 13. maddesinde öngörülen başvuru şartının aranmayacağı da tabiidir. Zira, dava açmadan önce ilgili idareye başvuran ve konunun bir başka idareyle ilgili olduğu kendisine bildirilmeyen davacı, tam yargı davası açma şartını yerine getirmiş olup; yargı yerince davalı konumuna alınan idareye de başvuru şartının aranması, idari yargılama usulüne özgü hasım düzelterek, idari davanın bir an önce sonuçlandırılması kuralıyla bağdaşmamaktadır.

Öte yandan, davacıların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar (destekten yoksun kalma nedeniyle uğranılan zarar) tespit edilirken, davacılar yakını yaşamış olsaydı, alacağı muhtemel hapis cezasının infazı sonrasında cezaevinden çıkacağı tarihin dikkate alınması gerekmektedir.

Diğer taraftan, şayet tazmini gerekli maddi tazminat bulunmadığı tespit edilirse; bu durumun hükmedilecek manevi tazminatı etkilemeyeceği ve ortaya çıkan hizmet kusurunun ağırlığı nispetinde manevi tazminata hükmedilebileceği de açıktır.

Açıklanan nedenlerle, davacıların temyiz isteminin kabulüne, ...İdare Mahkemesince verilen 23/12/2014 günlü, E:2014/1317, K:2014/1264 sayılı ısrar kararının BOZULMASINA, dosyanın anılan İdare Mahkemesine gönderilmesine, kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13/04/2016 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.


KARŞI OY

Olayda, Sağlık Bakanlığı'nın hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı veya hizmetin eksik işleyip işlemediği hususunun mahkemece yapılacak araştırma sonucu saptanacağı dikkate alındığında, yargılama sürecinin bu aşamasında, davanın daha fazla uzamaması ayrıca usul ekonomisi ve idarenin bütünlüğü ilkeleri çerçevesinde uyuşmazlığın, davalı Adalet Bakanlığı husumetiyle görülmesi ve sonuçlandırılması gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına bu yönüyle katımıyoruz.
 
Üst