4.CD İddianamede Yalnızca Katılana Karşı Tehdit Eylemi Tanımlanmış ve Birden Fazla Kişiye Karşı Gerçekleştiğine Dai

Daire/Kurul
4. CEZA DAİRESİ
Esas No
2017/20441
Karar No
2017/20441
Karar Tarihi
18 Ocak 2018

Yargı Kararları

Tanınmış Üye
Yönetici
Admin
Kayıtlı Üye
13 Ocak 2018
714
4
18
Ankara
www.yargikararlari.net
#1
İddianamede Yalnızca Katılana Karşı Tehdit Eylemi Tanımlanmış ve Birden Fazla Kişiye Karşı Gerçekleştiğine Dair Anlatım Bulunmadığından Birden Fazla Kişiye Karşı Tek Bir Fiille Gerçekleştirdiği Kabul Edilerek Cezasında Artırım Yapılması İsabetli Değildir

(YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ ESAS 2017/20441 KARAR 2018/1101)

Tehdit suçundan …’in 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1-1. cümlesi, 43/2 ve 62/1. maddeleri gereğince 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezasının anılan Kanun’un 51. maddesi gereğince ertelenmesine dair Yeşilhisar (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesinin 29/11/2012 tarihli ve 2012/106 esas, 2012/207 sayılı kararı, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 09/11/2017 gün ve 94660652-105-38-8828-2017-KYB sayılı istemleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16/11/2017 gün ve 2017/63828 sayılı bozma düşüncesini içeren ihbarnamesiyle Daireye gönderilmiş olduğu görülmekle, dosya incelendi:

Kanun yararına bozma isteyen ihbarnamede;

Sanık …’in üzerine atılı bulunan tehdit suçunun, hükümden sonra 02/12/2016 tarihinde 29906 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi gereğince uzlaştırma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında; 5237 sayılı Kanun’un 7/2. maddesinde yer alan ”Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” hükmüne nazaran, 6763 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun’un 254. maddesi uyarınca aynı Kanun’un 253. maddesinde belirtilen esas ve usûle göre uzlaştırma işlemlerinin, mahallinde mahkemesince yapılması gerektiği düşünülerek yapılan incelemede,

1- Dosya kapsamına göre, sanığın eylemini …’a yönelik gerçekleştirdiği anlaşılmakla, eylemin birden fazla kişiye karşı tek bir fiil ile işlediği kabul edilerek 5237 sayılı Kanun’un zincirleme suçu düzenleyen 43. maddesinin uygulanması suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayininde,

2- Sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 106/1-1. cümlesi gereğince hükmedilen 6 ay hapis cezasından, anılan Kanun’un 43/2. maddesi uyarınca 1/4 oranında artırım yapıldığında 7 ay 15 gün hapis cezası yerine, 3 ay hapis para cezasına hükmedilerek hesap hatası yapıldığı, bu hatayı takiben 5237 sayılı Kanun’un 62/1. maddesine göre 1/6 oranında indirim yapıldığında ise neticeten 6 ay 7 gün hapis cezası yerine, 2 ay 15 gün hapis cezasına hükmedilmesinde isabet görülmediğinden, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunduğu anlaşılmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Tehdit suçundan …’in 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1-1. cümlesi, 43/2 ve 62/1. maddeleri gereğince 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezasının anılan Kanun’un 51. maddesi gereğince ertelenmesine dair Yeşilhisar (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesinin 29/11/2012 tarihli ve 2012/106 esas, 2012/207 sayılı kararının,

1- Dosya kapsamına göre, sanığın eylemini …’a yönelik gerçekleştirdiği anlaşılmakla, eylemin birden fazla kişiye karşı tek bir fiil ile işlediği kabul edilerek 5237 sayılı Kanun’un zincirleme suçu düzenleyen 43. maddesinin uygulanması suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayininde,

2- Sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 106/1-1. cümlesi gereğince hükmedilen 6 ay hapis cezasından, anılan Kanun’un 43/2. maddesi uyarınca 1/4 oranında artırım yapıldığında 7 ay 15 gün hapis cezası yerine, 3 ay hapis para cezasına hükmedilerek hesap hatası yapıldığı, bu hatayı takiben 5237 sayılı Kanun’un 62/1. maddesine göre 1/6 oranında indirim yapıldığında ise neticeten 6 ay 7 gün hapis cezası yerine, 2 ay 15 gün hapis cezasına hükmedilmesinde,
isabet görülmediği gerekçeleriyle kanun yararına bozmaya konu edildiği anlaşılmıştır.

Sanığın eylemini birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işleyip işlemediğinin ve sonuç cezanın doğru hesaplanıp hesaplanmadığının belirlenmesine ilişkindir.

5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak, Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay’ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.

Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilebilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14.11.1977 gün ve 3-2 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasa yolunun olağan üstü bir yasa yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası, yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hâkimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine ilişkin başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir.(Ceza Genel Kurulunun 23/03/2010 tarih ve 2/29-56 sayılı kararı da bu doğrultudadır.)

Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.

Kesinleşen bu karar veya hükümlerdeki aykırılıklar başka suretle giderilmesi mümkün olmadığı takdirde, ikincil ve olağanüstü nitelikte olan kanun yararına bozma yasa yoluna konu edilebilecektir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 06.12.2016 tarihli ve 2013/6-613 esas, 2016/469 sayılı kararında da belirtildiği üzere, bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrıma tabi tutularak CMK’nın 309. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bozma nedenleri; 5271 sayılı Kanunun 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddenin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma neticesinde yeniden karar verilecektir. Bu halde, yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar da bulunmadığından verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir. Bozma nedenleri; mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne ya da savunma hakkını kısıtlama veya tamamen kaldırma sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması durumunda, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır. Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulması halinde ise, aynı fıkranın (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, yeniden yargılama yapılması yasağı nedeniyle yasa yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir. Aynı kanun maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendi uyarınca, bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi durumunda cezanın kaldırılmasına, daha hafif cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ilgili ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip gerekli kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.

Görüldüğü üzere, bir karar veya hükmün kanun yararına bozulmasının, ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hakim veya mahkemede yeniden inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılamayacağı, hangi hallerde Yargıtayın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinde sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede, kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama saptanırken “karar” ve “hüküm” ayrımı gözetilmiş, ayrıca mahkûmiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür.

26.10.1932 gün ve 29/12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ise; “Adalet Bakanının uygulamadaki hatalardan başka esas ve hükme etkili olan usul hatalarından dolayı da yazılı emir vermeye yetkili olduğu, yazılı emir üzerine bozulan mahkeme hükmünün davanın esasını hallettiği surette yargılamanın tekrarlanmaması, davanın esasını halletmediği surette yargılamanın tekrarlanması gerektiği”, yine 03.06.1936 gün ve 129/11 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ise; “mahkûmiyet ve beraat kararı ile zamanaşımı,
af ve davadan vazgeçme gibi düşme sebeplerine dayanılarak verilen kararların davanın esasını halleden kararlardan olduğu” belirtilerek, “yargılamanın tekrarlanması yasağı”nın sınırları belirlenmiştir.

1412 sayılı CMUK’un 343. maddesi ve bu maddenin uygulanma koşullarını belirten 26.10.1932 gün ve 29/12, 03.06.1936 gün ve 129/11 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları uyarınca, davanın esasını çözen kararların bozulması halinde, bozma nedenleri yönünden herhangi bir ayrım yapılmaksızın, yargılamanın tekrarlanması yasaklanarak, Yargıtayca verilebilecek kararlar, cezanın çektirilmemesi veya daha az cezaya hükmedilmesi ile sınırlandırılmış ise de, 5271 sayılı CMK’nun 309. maddesinde farklı bir düzenlemeye dönülmekte ve davanın esasını çözen kararların kanun yararına bozulması halinde, bozma nedenlerinin, davanın esasını çözmeyen veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde, anılan İBK’nın öngördüğü yeniden yargılama yasağı kaldırılmak suretiyle, kararı veren hakim veya mahkemece, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olmamak koşuluyla, yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm veya kararın verilmesi usulü öngörülmüş bulunmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 15.03.2016 tarihli ve 2014/12-482 esas, 2016/125 sayılı kararında da belirtildiği üzere, Hükümdeki isim, yaş vb. bilgilerin yanlış yazılmasından kaynaklanan maddi (yazım) hataları aleyhte değiştirme yasağı kapsamında olmadığından Yargıtay’ca düzeltilebileceği aşikardır. Kanun maddesinin yanlış yorumlanmasının söz konusu olduğu, hâkimin takdirine bağlı ve bilinçli uygulamalardaki hata ve aykırılıkların yani uygulama hatalarının aleyhte değiştirme yasağı kapsamında kalacağı, suç tarihi, sanığın ismi, yaşı vb. şekildeki yazım hatalarının ise bu yasak kapsamında değerlendirilemeyeceği konusunda da tereddüt bulunmamaktadır. Hesap hatalarının ise bu yasak kapsamında kalıp kalmadığı konusunun, hesap hatasının sonuç cezaya etkisi gözetilerek çözümlenmesi gerekmektedir. Çünkü 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nun 326. maddesinin son fıkrası uyarınca sınırlı biçimde uygulanabilecek olan “cezayı aleyhe bozma veya düzeltme yasağı”nın konusunu temel ceza ya da indirim-artırım sırasındaki ara ceza miktarı değil sonuç ceza oluşturmaktadır. Bu bağlamda, cezanın belirlenmesi aşamasında artırım ya da indirim yapılırken hesap veya yazım hatası yapılıp bir sonraki hesaplamanın yapıldığı ya da sonuç cezanın açıklandığı fıkrada bu hatadan dönülerek doğru sonuca ulaşılmış, dolayısıyla aradaki hesap ya da yazım hatası sonuca etkili olmamış ise, yapılan hesap ya da yazım hatası “cezayı aleyhe bozma veya düzeltme yasağı” kapsamında kalmayacak, aksi halde, yani yapılan hesap ya da yazım hatası, sanığın daha az ceza almasına yol açacak şekilde sonuç cezanın belirlenmesine yol açmış ve hüküm bu sonuç üzerine kurulmuş ise, hatalı da olsa açıklanan ve hükmedilen bu ceza miktarı anılan kurala konu olacaktır. Aleyhe temyiz bulunmadığı halde sonuç cezanın hesap hatası, yazım hatası denilerek düzeltilmesi veya kazanılmış hak saklı tutulmadan bozmaya konu edilmesi 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 326/4. maddesindeki amir kurala aykırı olacaktır.

5237 sayılı TCK’nın “Zincirleme Suç” başlıklı 43. maddesinin 1. fıkrasında; “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır” şeklinde zincirleme suç tanımlanmış, ikinci fıkrasında ise; “Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.” denilmek suretiyle zincirleme suçtan farklı bir müessese olan, aynı nev’iden fikri içtima kuralı düzenlenmiştir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu sistematiğinde, kural olarak yasadaki suç tanımına uygun her bir netice ayrı bir suç oluşturmasına karşın, bu kuralın istisnalarına, TCK’nın “suçların içtimaı” bölümünde, 42, 43 ve 44. maddelerine yer verilmiştir. Aynı nev’iden fikri içtima halinde, fiil yani hareket hukuksal anlamda tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Bu durumda hareket tek olduğu için, fail hakkında tek bir ceza verilecek, ancak bu ceza mağdur sayısı fazla olduğu için, TCK’nın 43/1. maddesine göre artırılacaktır. (Ceza Genel Kurulunun 05/06/2012 tarih ve 15/491-219 sayılı ilamı da bu doğrultudadır.)
İncelenen dosyada;

Sanık … hakkında 30/07/2012 tarihinde katılan …’a karşı gerçekleştirdiği iddia olunan ve iddianamede ” seni yaşatanı sinkaf edeyim” biçiminde tanımlanan eylemi nedeniyle kamu davası açıldığı, yapılan yargılama neticesinde sanığın eyleminin “seni yaşatanı sinkaf ederim” şeklinde olduğu kabul edilerek Yeşilhisar (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesinin 29/11/2012 tarihli ve 2012/106 esas, 2012/207 sayılı kararıyla sanığın TCK’nın 106/1-1 maddesi gereğince 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, eylemini birden fazla kişiye karşı tek bir fiil ile işlemesi nedeni ile verilen cezanın TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca 1/4 oranında artırılarak 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, yargılama sürecindeki olumlu tutum ve davranışları lehine takdiri indirim nedeni kabul edilerek TCK 62/1 maddesi gereğince cezasından 1/6 oranında indirim yapılarak 2 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, cezanın TCK’nın 51/1. maddesi uyarınca ertelenmesine, TCK’nın nın 51/3. maddesi gereğince sanığın 3 yıl denetim süresine tabi tutulmasına, denetim süresi içerisinde herhangi bir denetimli serbestlik uygulanmamasına hükmolunduğu, hükmün yöntemince kesinleştiği, sanığın denetim süresinde kasıtlı suç işlemesi nedeniyle cezanın aynen infazı hususunda ihbarda bulunulduğu, 18/07/2017 tarihinde erteli cezanın aynen infazına karar verildiği anlaşılmıştır.

Dosya kapsamı, kanun yararına bozma istemi ve tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde;

Dosya içerisinde olay tarihinde sanığın tehdit eylemini birden fazla kişiye karşı gerçekleştirdiğine dair anlatım bulunmamaktadır. Yine CMK’nın 225. maddesi gereğince kamu davasının dayanağını teşkil eden iddianamede sanığın olay günü sadece katılana karşı gerçekleştirdiği tehdit eylemi tanımlanmış, mahkeme tarafından da sanığın katılan …’a karşı “seni yaşatanı sinkaf ederim” şeklindeki tehdit eylemini gerçekleştirdiği kabul edilmiştir. Bu açıklamalar ışığında, sanığın tehdit eylemini birden fazla kişiye karşı tek bir fiille gerçekleştirdiği kabul edilerek cezasında TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca artırım yapılmasında isabet bulunmamaktadır. Yine sanık hakkında anılan hükümde; TCK’nın 106/1-1. cümlesi uyarınca 6 ay hapis cezası olarak belirlenen temel ceza üzerinden TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca 1/4 oranında artırım yapılırken, ceza, 7 ay 15 gün hapis cezası yerine 3 ay hapis cezası olarak tayin edilmiş, buna bağlı olarak TCK’nın 62. maddesi uyarınca yapılan 1/6 indirim neticesinde de sonuç ceza 2 ay 15 gün hapis cezası olarak eksik belirlenmiştir. Anılan hüküm ilgililer tarafından temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Bu hatalı cezanın düzeltilmesi gerekmekle birlikte düzeltme neticesinde belirlenecek yeni ceza, sanık aleyhine sonuç doğuramayacak ve infazın daha önce hatalı biçimde belirlenip bu şekliyle kesinleşen ceza üzerinden yapılması gerekecektir.


SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1- Kanun yararına bozma istemine ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ihbarnamede yer alan bozma nedenleri yerinde görüldüğünden, tehdit suçundan kurulan, Yeşilhisar (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesinin 29/11/2012 tarihli ve 2012/106 esas, 2012/207 sayılı kesinleşen kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,

2- Yargılamanın tekrarlanması yasağı ve aynı Kanun maddesinin 4-d fıkrasına göre Mahkemenin takdiri de nazara alınarak,
a) Sanık …’in, katılana karşı tehdit suçunu işlediği sabit olduğundan, sanığın eylemine uyan TCK 106/1-1. cümlesi gereğince, sanığın suç işleme biçimi, meydana gelen zararın ağırlığı, kastın yoğunluğu dikkate alınarak kanunda yazılı alt sınırdan ayrılmak için bir neden görülmediğinden takdiren 6 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,

b) Sanığın, yargılama sürecindeki olumlu tutum ve davranışları lehine takdiri indirim nedeni kabul edilerek TCK 62/1. maddesi gereğince cezasından 1/6 oranında indirim yapılarak neticeten 5 AY HAPİS CEZASIYLA CEZALANDIRILMASINA,

c) Yeşilhisar (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesinin 29/11/2012 tarihli ve 2012/106 esas, 2012/207 sayılı kararında yer alan tehdit suçuna ilişkin diğer hususların olduğu gibi bırakılmasına,

d) Bozma kararı sanık aleyhine sonuç doğuramayacağından, infazın bozulan hükümdeki gibi 2 AY 15 GÜN HAPİS CEZASI üzerinden yapılmasına, 18/01/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.