HGK Müdahilin, Aracın Ruhsat Kaydına Göre Araç Maliki Olduğu ve Müdahale Dilekçesinde Doğrudan Zarara Uğrayan Kişi

Yargı Kararları

Tanınmış Üye
Yönetici
Admin
Kayıtlı Üye
Katılım
13 Ocak 2018
Mesajlar
602
Beğeniler
1
Puanları
18
Konum
Ankara
Web sitesi
www.yargikararlari.net
#1
Daire/Kurul
HUKUK GENEL KURULU
Esas No
2018/974
Karar No
2018/1812
Karar Tarihi
29 Kas 2018
Müdahilin, Aracın Ruhsat Kaydına Göre Araç Maliki Olduğu ve Müdahale Dilekçesinde Doğrudan Zarara Uğrayan Kişinin Kendisi Olduğuna Göre Müdahale Talebinin Niteliği İtibariyle Asli Müdahale Talebi Olarak Kabul Edilmesi Gerekmektedir

(YARGITAY HUKUK GENEL KURULU ESAS 2018/974 KARAR 2018/1812)

Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 4. Tüketici Mahkemesince davanın davacı ... yönünden sıfat yokluğu nedeniyle reddine dair verilen 19.08.2010 tarih ve 2008/557 E., 2010/619 K. sayılı kararın, davacı vekili ve müdahil ... vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 05.03.2012 tarih 2011/19582 E., 2012/5394 K. sayılı kararı ile davacı yönünden hükmün onanmasına, müdahil yönünden ise temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiş, davacı vekili ve müdahil vekilinin karar düzeltme isteminde bulunması üzerine de Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 20.11.2012 tarih ve 2012/18306 E., 2012/26032 K. sayılı kararı ile,

“…Davacı; kendisine ait..... plakalı 1988 model açık mavi renkli Mercedes marka aracın davalı ... Sa Maltepe şubesinin kapalı otoparkında iken direksiyon kutusu kırılmak ve bu suretle araca düz kontak yaptırılmak sureti 06.07.2008 tarihinde çalındığını, davalıların olayda kusurlu olduğunu, güvenlik zafiyeti nedeni ile olayın meydana geldiğini aracın çalınması nedeni ile araç kiralamak zorunda kaldığını, 3.000,00 TL kira bedeli verdiğini belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 25.000 TL maddi tazminata dava tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte hükmedilmesini, ayrıca aracın yargılama aşamasında bulunarak teslimi halinde ise araçta oluşan zararın tazminine karar verilmesini istemiştir.

Davalılar; davanın reddini dilemişlerdir.

Müdahil ..., müdahale dilekçesinde davaya konu aracın kendi adına kayıtlı bulunduğunu, dolayısıyla doğrudan zarara uğrayanın kendisi olduğunu belirtmiştir.

Mahkemece, davaya konu aracın davacıya ait olmadığı gerekçesiyle, davacının aktif husumet yokluğu nedeni ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve müdahil ... tarafından temyiz edilmiş; dairemizce aleyhine hüküm tesis edilmeyen müdahil ...'ın temyiz dilekçesinin reddine, davacının temyiz nedenlerinin reddiyle, kararın onanmasına karar verilmiş; davacı ve müdahil ... bu kez karar düzeltme talebinde bulunmuşlardır.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacının karar düzeltme itirazlarının reddi gerekir.

2-Müdahilin karar düzeltme itirazlarının incelenmesinden önce, katılma isteminde bulunan Ufuk Uzman'ın müdahale isteminin fer’i müdahale mi yoksa asli müdahale mi olduğunun irde1enmesi gerekmektedir.

Fer’i (yan) müdahale olarak tanımlanan katılımda, üçüncü kişi taraf olarak değil, taraflardan birinin yanında onun yardımcısı olarak davada yer almaktadır. Fer’i müdahalenin bulunduğu durumda, müdahilin ayrı bir davası da bulunmamaktadır. Fer'i müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket ederek davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip eder. Hüküm, lehine müdahale edilen taraf hakkında verilir. Müdahil hakkında karar verilemez.

Üçüncü kişinin asli müdahalesinin söz konusu olabilmesi için, iki kişi arasında bir davanın mevcut (ve görülmekte) olması, asli müdahilin, müdahale etmek istediği davanın konusu olan şey ve hak üzerinde (kısmen veya tamamen) bir hak sahibi olduğunu iddia etmesi ve ayrı bir dava (asli müdahale davası) açması gerekir. Asli müdahil, üçüncü kişi olmalıdır. Asli müdahale davasının, ilk davanın davacısına ve davalısına karşı birlikte açılması zorunludur. Çünkü, ancak bu halde, mahkeme, asli müdahilin talebini haklı görürse, onun lehine bir karar verebilir. Bu halde, ilk davanın davacısı ve davalısı, asli müdahale davasının davalı tarafında mecburi dava arkadaşı durumundadırlar. Asli müdahale davasının, usulüne uygun bir biçimde bir dilekçe ile açılması gerekir. Çünkü, asli müdahale davası, ilk davadan bağımsız ayrı bir davadır. Mahkeme, asli müdahale davası hakkında da ayrı bir hüküm verir. Asli müdahil, kendisi hakkında verilen bu hükmü yalnız başına temyiz edebilir. (Bkz. Kuru, Baki; Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Bası, Cilt: IV, İstanbul 2001, s.3507 vd.)

Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya bakılacak olursa; ... davacı ve davalı arasında görülmekte olan eldeki davada, davacı yanında asli müdahil olarak davalara kabulünü ve araç kaydının kendi üzerine olması nedeniyle doğrudan zarara uğrayanın kendisi olduğu iddiasıyla lehine hüküm tesisini istemektedir. Bu istemde bulunurken dilekçesini harçlandırması gerekmekte ise de dava tüketici mahkemesinde görüldüğünden harçtan muaf olduğu değerlendirilmiştir. Hal böyle iken, asli müdahil ... hakkında hüküm tesis edilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Kararın bu nedenlerle bozulması gerekirken, zuhulen ...'ın temyiz dilekçesinin reddine karar verildiği bu kez yapılan inceleme ile anlaşıldığından, asli müdahil ...'ın karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin ... hakkındaki temyiz dilekçesinin reddine dair kararının kaldırılmasına ve mahkeme kararının bu yönden bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir...” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkiline ait aracın 06.07.2008 tarihinde CarrefourSa Maltepe şubesinin kapalı otoparkında park hâlinde iken çalındığını, olay sırasında kapalı otoparkta güvenlik kamerası ve güvenlik görevlisinin bulunmaması ve otoparkın çıkışına yerleştirilen kameranın sabit olmayıp kendi etrafında dönen kamera olması nedeni ile aracın çıkışının ve faillerin tespit edilemediğini, bu nedenle davalıların olayın meydana gelmesinde kusurlu olduklarını, güvenliğin yeterli olmaması nedeni ile hırsızlık eyleminin meydana geldiğini ileri sürerek, 25.000,00TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Müdahil ... vekili, müvekkilinin araç maliki olması nedeni ile doğrudan zarara uğradığını belirterek müdahale isteminin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı .... Merkezi A.Ş. vekili, aracın otoparka bırakıldığı ve çalındığı yönündeki iddiaları kabul etmediklerini, otoparklara giriş çıkışların serbest ve ücretsiz olması nedeni ile otoparkları kullanmak için alışveriş merkezlerinden faydalanmanın dahi zorunlu olmadığını, taraflar arasında vedia akdinin bulunmadığını, aracın kısa sürede kapı ve direksiyon kilidi kırılmak sureti ile düz kontakla çalıştırıldığı yönündeki iddianın hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, alışveriş merkezinin otoparkındaki araçlar ile araçlarda bulunan eşyaların sorumluluğunun araç sahibine ait olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı Udem Güvenlik Hizmetleri Tic. Ltd. Şti. vekili, davacının aracının kilidi ve direksiyon kutusu kırılmak ve düz kontak yapılmak suretiyle çalındığını iddia ettiğini ancak bu durumu nasıl tespit ettiğinin anlaşılamadığını, aracın anahtarının araç üzerinde bırakılmadığının ya da kaybedilmediğinin davacı tarafından kanıtlanması gerektiğini, otoparkın herkese açık ve ücretsiz olduğunu, davacının maddi zararını kanıtlaması gerektiğini, kıymetli eşyaların araçta bırakılmaması yönünde uyarılar bulunduğunu, müvekkili şirketin kusurlu olmadığını, hırsızlık olayının gerçekleştiği kabul edilse dâhi davacının da kusurlu olması nedeniyle belirlenecek tazminat tutarında indirim yapılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Yerel mahkemece, araç maliki olabilmek için trafik tescil belgesi alınmasının zorunlu olduğu, dosyadaki belgelerden davacının malik olmadığının anlaşıldığı, araç maliki olmayan davacının aracın çalındığı iddiası ile açtığı davada aktif taraf sıfatının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili ile müdahil vekilinin temyizi üzerine karar davacı yönünden onanmış, müdahil vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiş, tarafların karar düzeltme talebi üzerine ise, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece, dava ve karar tarihi itibari ile yürürlükte olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) asli müdahaleyi düzenleyen açık bir hüküm bulunmadığı, ancak usul hukukunda yer almamış olmakla birlikte gerek uygulamada, gerekse doktrinde asli müdahalenin varlığının kabul edildiği, müdahale isteminde bulunan ... vekilinin 19.08.2010 tarihli dilekçesinde, dava konusu aracın müdahale isteminde bulunan adına kayıtlı olduğu belirtilerek müdahale isteminin kabulüne karar verilmesini talep ettiği, 19.08.2010 tarihinde mülga 1086 sayılı HUMK’nın 53. maddesi uyarınca müdahale talebinin kabulüne karar verildiği, HUMK’un 57. maddesi gereğince hükmün tarafları bağlayacak şekilde verileceği, ferî müdahil yararına hüküm verilemeyeceği, dava ve karar tarihi itibari ile yürürlükte bulunan HUMK’un 53. ve 57. maddeleri gereğince ferî müdahil yönünden ilk kararda hüküm kurulmamasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davacı ... vekili ile müdahil ... vekilince temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olayda, ...’ın müdahale talebinin asli müdahaleye mi yoksa ferî müdahaleye mi ilişkin olduğu, burada varılacak sonuca göre müdahil ... hakkında mahkemece ayrıca karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Davacı vekili ile müdahil vekilinin temyiz itirazlarının ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.

I- Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Bilindiği üzere, hukuki yarar dava şartı olduğu kadar, temyiz istemi için de aranan bir şarttır (Hukuk Genel Kurulunun 02.04.2014 gün ve 2013/19-627 E., 2014/439 K. sayılı kararı).

Yerel mahkemenin ilk kararı, davacı vekili ve müdahil vekilince temyiz edilmiş, Özel Dairenin 05.03.2012 tarih ve 2011/19582 E., 2012/5394 K. sayılı kararı ile davacının temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanmasına, müdahil vekilinin ise temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili ve müdahil vekilince karar düzeltme isteminde bulunulması üzerine ise Özel Dairenin 20.11.2012 tarih ve 2012/18306 E., 2012/26032 K. sayılı kararı ile davacının karar düzeltme itirazlarının reddine karar verildiği anlaşılmakla, davacı yönünden hüküm kesinleşmiş, uyuşmazlık konusu olmaktan çıkmıştır. Bu nedenle davacı vekilinin direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmamaktadır.
O hâlde davacı vekilinin direnme hükmüne yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.

II- Müdahil ...’ın temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Uyuşmazlığın çözümü için “asli müdahale” ve “ferî müdahale” kavramlarının hukuki niteliği üzerinde durulmasında yarar vardır.

Mülga 1086 sayılı HUMK’un “Üçüncü şahsın müdahalesi” başlığını taşıyan 53. maddesi:
“Hakkı veya borcu bir davanın neticesine bağlı olan üçüncü şahıs iki taraftan birine iltihak için davaya müdahale edebilir” şeklinde düzenlenmiştir.

Bir dava sonucunda verilen karar yalnızca o davanın tarafları hakkında sonuç doğurur. Verilecek karar üçüncü kişiler hakkında kesin hüküm oluşturmamaktadır. Ancak bazı hâllerde, bir dava sonucunda verilecek kararın üçüncü kişiyi etkileyebileceği hâllerde o davaya katılmasında hukuki yararı vardır. Fakat üçüncü kişi davaya (üçüncü) bir taraf gibi katılmayıp, taraflardan birisinin yanında ve onun yardımcısı olarak katılır. Bu durumu sağlayan müesseseye ferî müdahale denir ( Kuru B., Hukuk Muhakemeleri Usulü İstanbul 2001, Cilt IV s. 3451).

Ferî müdahale talebinde bulunabilmek için görülmekte olan bir davanın bulunması, davaya müdahale edenin davanın tarafları dışında üçüncü kişi olması ve bu kişinin davaya müdahale etmesinde hukuki yararının varlığı gereklidir.

HUMK’nın 54. maddesinde ise ferî müdahale talebinin nasıl yapılacağı düzenlenmiş olup, müdahale talebinin yargılama bitinceye kadar bir dilekçe ile yapılabileceği belirtilmiştir.

Müdahale talebinin kabulü hâlinde müdahil ancak davayı bulunduğu noktadan itibaren takip edebilir ( HUMK m. 56).

Müdahilin davadaki hukuki durumu ise HUMK’un 57. maddesinde düzenlenmiş olup, ferî müdahil lehine katıldığı tarafla birlikte hareket edecektir; ancak hüküm sadece lehine müdahale edilen taraf hakkında verilecektir. Ferî müdahil yararına hüküm verilemez.

İki kişi arasında belli bir şey veya hak üzerinde dava devam ederken, üçüncü kişinin dava konusu olan şey veya hak üzerinde (kısmen veya tamamen) bir hak sahibi olduğunu iddia ederek aynı mahkemede dava açması hâlinde bu duruma asli müdahale talebi denir ( Kuru B., Hukuk Muhakemeleri Usulü İstanbul 2001, Cilt IV s. 3491).

Asli müdahale bir davada bir kimsenin kendi hakkını korumak için ferî müdahalede olduğu gibi taraflara bağlı olmadan iddiada bulunması demektir.
Mülga 1086 sayılı HUMK’da yer almamakla beraber gerek uygulamada gerekse doktrinde asli müdahalenin varlığı kabul edildiği gibi 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 65. maddesinde de asli müdahale müessesesi;

“(1) Bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabilir.
(2) Asli müdahale davası ile asıl yargılama birlikte yürütülür ve karara bağlanır.”
şeklinde düzenlenmiştir.

Üçüncü kişinin asli müdahale talebinde bulunabilmesi için görülmekte olan bir davanın bulunması ve asli müdahilin o dava konusu üzerinde hak iddia etmesi gerekmektedir.

Asli müdahale davasının ilk davanın davacısına ve davalısına karşı birlikte açılması zorunludur. Ancak bu hâlde mahkemece asli müdahilin talebi yerinde görüldüğü takdirde onun hakkında ayrıca karar verebilir. Bu hâlde ilk davanın davacısı ve davalı, asli müdahale davasının davalı tarafında mecburi dava arkadaşı durumundadırlar (Kuru B, s. 3509).

Asli müdahale talebi de bir dilekçe ile yapılır. Asli müdahale davası ilk davadan bağımsız ayrı bir dava olması nedeniyle asli müdahale talebinde bulunan kişinin ayrıca harç yatırması gerekir.

Mahkeme asli müdahale talebi üzerine ilk dava ile asli müdahale davasını birlikte görebileceği gibi asli müdahale davasını ön sorun yaparak, ilk önce asli müdahale davasını inceleyip karara bağlayabilir. Ancak her iki hâlde de ilk dava ile asli müdahale davası birbirinden bağımsız olup mahkemece asli müdahale davasında ayrıca karar verilmesi gerekir. Her iki durumda da ilk dava ile asli müdahale davası birbirinden bağımsızdır (Kuru B, s. 3512 vd. ).

Mahkemece asli müdahale davası hakkında verilen karar, asli müdahil ile ilk davanın tarafları arasındaki ilişkide kesin hüküm teşkil eder. Ancak asli müdahale davası hakkında verilen karar ilk davanın davacısı ve davalı arasındaki ilişkide kesin hüküm teşkil etmez. Çünkü ilk davanın tarafları asli müdahale davasında karşılıklı taraf olarak değil mecburi dava arkadaşları olarak bulunmuşlardır. Böyle bir hüküm ise, dava arkadaşlarının (asli müdahale davasının davalılarının, ilk davanın taraflarının) sonradan birbirlerine karşı açacakları yeni bir davada kesin hüküm oluşturmayacaktır (Kuru B, s. 3514 vd.).
Yukarıda açıklanan kurallar, somut olay ortaya konularak değerlendirildiğinde;

Yanlar arasında görülmekte olan tazminat davasında, müdahil ... vekili 15.08.2010 tarihli dilekçesi ile çalındığı iddia edilen aracın müvekkili adına kayıtlı olduğunu ve kendisinin doğrudan zarara uğrayan kişi olduğunu belirterek davaya müdahil olma talebinde bulunmuştur. Gerçekten de çalındığı iddia edilen aracın ruhsatının incelenmesinde aracın müdahale talebinde bulunan ... adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.

Müdahil ...’ın aracın ruhsat kaydına göre araç maliki olduğu, dosyaya sunulan müdahale dilekçesinde doğrudan zarara uğrayan kişinin kendisi olduğunu belirttiğine göre bu durumda müdahale talebinin niteliği itibariyle asli müdahale talebi olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Her ne kadar asli müdahale talebi yapılırken ayrıca dava başvuru harcı ve peşin harcın alınması gerekli ise de davanın Tüketici Mahkemesinde görülmesi nedeniyle harç yatırılmasına da gerek bulunmadığı açıktır.

Bu durumda; yerel mahkemece müdahil vekilinin talebinin asli müdahale talebi olarak değerlendirilmesi ve bu istem hakkında ayrıca karar verilmesi gerekirken, istemin ferî müdahale talebi olarak değerlendirilerek hakkında hüküm kurulmaması yerinde değildir.
Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Açıklanan nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ:
1-Yukarıda (I) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı ... vekilinin temyiz isteminin, temyizde hukuki yararı bulunmadığından REDDİNE,

2-Yukarıda (II) numaralı bentte açıklanan nedenlerle müdahil vekilinin temyiz itirazlarının ise kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 29.11.2018 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
 
Android Uygulama

İçtihat Ara


Yargı Kararları Uygulama

Android Uygulama
Üst