Yargı Kararları

Tanınmış Üye
Yönetici
Admin
Kayıtlı Üye
Katılım
13 Ocak 2018
Mesajlar
533
Beğeniler
1
Puanları
18
Konum
Ankara
Web sitesi
www.yargikararlari.net
#1
Terör ve Uluslararası Hukukta Tahrik
Terör ve Uluslararası Hukukta Tahrik.jpg

Teröre karşı yürütülen savaşta uluslararası işbirliği, 1960’lı yılların başlangıcından beri farklı şekillerde ilerledi. Terörizmle bağlantılı eylemleri ve iştiraki suçlayan uluslararası antlaşmalar dalgasıyla başladı ancak “terörizm” ya da karakteristik özelliklerinin sözü edilmedi. Daha sonra, “terörizmi” ve onun karakteristik amaçlarını belirten, yani bir devletin bir fiilden hareket etmesini veya çekimser kalmasını şart koşan daha katı bir dizi anlaşma geldi. 1990’ların sonlarında, uluslararası işbirliğinin, spesifik davranışların suç haline getirilmesinden terörist eylemler için mali desteğe karşı önleyici önlemlere kadar genişlediği görüldü. Bu çabalar, 2001 yılındaki New York Dünya Ticaret Merkezi saldırılarının ardından hükümetler arası faaliyet çılgınlığına yol açtı. Şimdi, savaşta bir sonraki aşamada göründüğü gibi, uluslararası dikkat giderek, terörün arka planına ve sebeplerine ve bunun sonucunda ortaya çıkan toplumsal süreçlere dönüyor.

Eylül 2005’te BM Güvenlik Konseyi, ifratçılığın ve hoşgörüsüzlüğün neden olduğu terör eylemlerine tahrike karşı koyma kararı alan, 1624 sayılı Kararı (2005) oybirliği ile kabul etti. Bu, teröre tahrik meselesine dürüstçe hitap eden ilk evrensel araçtır.

Terörle mücadele önlemlerine başvurulması, bu gibi önlemler ile devletlerin insan hakları yükümlülükleri arasındaki gerginlik üzerine sıcak ve ulusal tartışmalara yol açtı. Bugüne kadarki tartışmaların çoğunda tutukluluk, hukuki danışmanlık hakkı ve adil yargılanma gibi ceza usulüyle ilgili konular üzerinde duruldu. Terörizmin finanse edilmesine karşı alınan uluslararası tedbirler, hareket özgürlüğü ve mülkiyet hakkı hakkında da gerginlik olduğunu ortaya koydu. Teröre tahriki önleme yönündeki uluslararası girişimler, terörle mücadele ile başta ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve din özgürlüğü arasında olmak üzere yeni bir çatışma seti ekleyecek gibi görünüyor.

KARAR 1624 (2005)

Karar 1624 (2005), Londra’da, 14 Eylül 2005’te, metroda ve otobüste evinden işine giden 52 kişinin ölümüne ve 700 kişinin yaralanmasına ayrıca şehrin ulaşım sisteminde, ülkedeki nakliye sisteminde ve mobil telekomünikasyon altyapısında büyük aksaklıklara neden olan dört intihar bombacılığı eyleminin meydana gelmesinden iki ay sonra kabul edildi. 7 Temmuz 2005 saldırıları, Birleşik Krallık’ta terörle mücadele politikasında bir dönüm noktası oldu. Birleşik Krallık kolluk kuvvetleri, daha önce uzunca bir süredir, İngiltere’nin uluslararası terör destekçileri tarafından bir üs olarak kullanıldığının farkındaydı. Bununla birlikte, bu kişiler ulusal güvenlik için bir tehdit olarak görülmüyordu ve Kuzey İrlanda’daki iç teröre odaklanmaya devam ederken, zararsız görülerek faaliyetlerine devam etmek üzere bırakıldılar. Temmuz 2005 saldırılarından sonra Birleşik Krallık, aşırılık yapan Müslüman din adamlarının sınırdışı edilmesi, camilerin kapatılması, aşırılık yanlısı Müslüman grupların yasal haklardan mahrum edilmesine ve İngiltere’de yaşayan terörizm yanlılarına güvenlik tedbirleri uygulanması da dahil olmak üzere bir dizi terörle mücadele tedbirini kabul etti. Bu bağlamda Birleşik Krallık, terörü adamakıllı konuşmayı seçerek Karar 1624 (2005)’ü destekledi.

1624 sayılı kararın (2005) önsözü, terör eylemlerini körükleme ve terör eylemlerinin onaylanmasını kınıyor ve terör eylemlerine teşvikin BM’nin amaç ve ilkelerine aykırı olduğunu öngörüyor. Kararın yürürlüğe giren bölümünde, Güvenlik Konseyi

  • tüm devletlerden, gerekli ve uygun olabilecek önlemleri ve uluslararası hukuktaki yükümlülükleri uyarınca aşağıdaki tedbirleri almayı talep eder:
    • Kanunla bir terör eylemlerini ya da terör eylemi yapmak için teşviki yasaklamayı;
    • Benzer davranışları önlemeyi;


Kararda aynı zamanda; devletlerin, başka devletin egemenliğinde bulunan bölgeye girmekten suçlanmayı önlemek için birbirleriyle işbirliği yapmaları çağrısında bulunuluyor; milletler arasında diyalog ve anlayışı geliştirme çabalarını sürdürmek; ve kararı uygulamak için atmış oldukları adımlarla ilgili olarak Terörle Mücadele Komitesine (CTC) rapor vermek gibi yükümlülükler de getirilmiştir.

1624 sayılı Karar (2005), devletlerin tahrik konusunda cezai bir yaptırım uygulamasını (örneğin idari tedbirlerin aksine) açıkça benimsememiştir. Bununla birlikte, cezai yaptırım uygulanması ima edilmiştir. Kararda, devletlerin “her yolla” hareket etmeleri ve “gerekli ve uygun önlemleri alması” çağrısında bulunuluyor. Ayrıca 1624 sayılı Karar, açıkça cezai önlemler talep eden 1373 sayılı karar (2001) üzerine inşa edilmiştir. Devletlerin CTC’ye rapor vermeleri, cezai önlemlerin alınması gerektiği anlayışını yansıtmaktadır.

Kararda ayrıca, terör eylemlerine kışkırtmayı yasaklamanın, insan hakları yönüne de yer veriliyor. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde ve Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmede (ICCPR) ifade edilen ifade özgürlüğünü hatırlatmakta ve devletlerin tahriki cezalandırma yükümlülüğünü yerine getirirken alınan önlemlerin, uluslararası hukukta özellikle de uluslararası insan hakları hukuku kapsamındaki yükümlülüklerine yer veriliyor.

1624 sayılı Karar (2005), bazen ‘modern’ (hatta postmodern) olarak da adlandırılan özel bir terörizm türüyle doğrudan bağlantılıdır. 2004’te Genel Sekreterlik Yüksek Düzey Panelinin Raporunda terörizm tehdidinin daha aciliyet gerektiren iki yeni dinamiği kaydedildi. Bunlardan birisini, Birleşmiş Milletler için evrensel bir tehdit oluşturan, küresel erişime ve karmaşık yapıya sahip olan silahlı devlet dışı ağlardan oluşan El-Kaide oluşturmaktadır. Bu terör, zaman ya da yerle sınırlı değildir. Örgütsel yapısı hiyerarşik olmaktan ziyade yatay ve merkezi değildir. Bağımsızlık elde etmek veya yeni bir toplumsal düzenin kurulması gibi belirli politik veya sosyal hedefleri gerçekleştirmek için çabalayan geleneksel terörizmden farklı olarak modern terörizm, çoğunlukla dini veya yarı dinî olmakla birlikte aşırı ideolojik ideolojilerin peşindedirler. Bu ideolojiler tarafından harekete geçirilen terör örgütleri, açıkça tanımlanmış bir siyasi talep değil, çoğunlukla insan toplumunun devlet temelli bütün yapısını amaçlamaktadır.
 
Konu başlatan Benzer konular Forum Cevap Tarih
Yargı Kararları Hukuki Haberler ve Yazılar 0

Benzer konular

Üst