B.BŞV Yargıtay Ceza Kararlarının Tebliğ Edilmeyen Kişiler Yönünden Yargıtay İlamının Mahkemeye Geldiği Tarihten İtib

Başvuru Numarası
2014/5006
Karar Tarihi
29 Eyl 2016

Yargı Kararları

Tanınmış Üye
Yönetici
Admin
Kayıtlı Üye
Katılım
13 Ocak 2018
Mesajlar
527
Beğeniler
1
Puanları
18
Konum
Ankara
Web sitesi
www.yargikararlari.net
Öne çıkan konu #1
Yargıtay Ceza Kararlarının Tebliğ Edilmeyen Kişiler Yönünden Yargıtay İlamının Mahkemeye Geldiği Tarihten İtibaren Üç Ay İçinde Öğrendiği Kabul Edilir ve Bireysel Başvuru için 30 Günlük Süre Başlar

I. BAŞVURUNUN KONUSU
Başvuru, gözaltında darp nedeniyle kamu görevlileri hakkında açılan davada beraat kararı verilmesi nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 9/4/2014 tarihinde İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/10/2015 tarihinde. başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 25/3/2016 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 24/5/2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 31/5/2016 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 15/6/2016 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular Yavuz Özgenç ve Hasan Hüseyin Erbaş 1975, başvurucu Yılmaz Yavuz ise 1967 doğumlu olup İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2005/696 Hazırlık sayılı dosyasında 30/7/1999 tarihli ve 4422 sayılı mülga Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu’na muhalefet, hırsızlık ve sahtecilik suçlarından haklarında soruşturma başlatılmıştır.

9. Başvurucu Hasan Hüseyin Erbaş ve Yavuz Özgenç 25/3/2005, başvurucu Yılmaz Yavuz ise 26/3/2005 tarihinde gözaltına alınmışlardır.

10. Polis memurları tarafından tanzim edilen 29/3/2005 tarihli tutanakta gözaltında bulunan sanıklardan Hasan Hüseyin Erbaş’ın sırtında ve omzunda tırnak iziyle uyumlu çiziklerin olduğu, Yavuz Özgenç’in sırt ve karın bölgesinde çizikler bulunduğunun görüldüğü tespit edilmiştir.

11. Başvurucu Yavuz Özgenç hakkında, gözaltına alınırken Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından 26/3/2005 tarihinde saat 02.40'ta düzenlenen raporda her iki kol posterior yüzde eskiye ait kesi skarı olduğu, sağ elinde lxl cm’lik yüzeysel sıyrık olduğu;aynı Hastane tarafından gözaltından çıkarılırken 29/3/2005 tarihinde saat 11.45'te düzenlenen raporda sırt alt ve üst bölgelerinde dermal çizikler olduğu, kesin raporun adli tabiplikçe verilebileceği; Adli Tıp Kurumu Beşiktaş Şube Müdürlüğünün 29/3/2005 tarihli saat 16.46'da tanzim olunan raporunda her iki kol dış yanlarda boydan boya eski, kesici aletle oluşturulmuş çizgi şeklinde yara nedbeleri, gövdenin sol yanında üstte ve altta, sırt iki yanında ortada ve karın sol hattında birbirine paralel üç dört adet, sırttakiler dıştan içeri, yukarıdan aşağıya olmak üzere ortalama [015 cm boyunda hiperemi ve ortalarında yer yer sıyrıklar, sağ üst bacak arkada yukarıdakilere benzer lezyonlar görüldüğü, nasıl oluştuğu sorulduğunda kaşıma sonucu oluştuğunu söylediği, sonuç olarak haricen görülebilen arızaların beş gün mutad
iştigaline engel teşkil edeceği, kişinin vücudundaki eski yara izleri ile yenilerinin benzerliğinden; yara yerlerinin lokasyonu, şekli, büyüklüğü, niteliği düşünüldüğünde ve şahsın ifadesi göz önüne alındığında bu yaraları kendi kendisine yapmasının mümkün olabileceği kanaatine varıldığı; Adli Tıp Kurumu İstanbul Şube Müdürlüğünün 18/9/2006 tarihli raporunda önceki raporlarda tarif edilen bulguların kişinin yaşamını tehlikeye sokan nitelikte olmadığı, basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olduğu, İstanbul Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun 31/12/2010 tarihli raporunda yaraların kişinin kendisi ya da başkası tarafından yapılabileceği kayıtlıdır.

12. Başvurucu Yılmaz Yavuz hakkında, gözaltına alınırken Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından 26/3/2005 tarihinde saat 02.40'ta tanzim edilen raporda vücudunda darp ve cebir izi bulunmayan şahsın kulak ağrısı ve akıntısı tariflediği, KBB Servisine sevk edilerek şahsa rapor verilmesinin uygun olduğu, saat 02.45'te yapılan KBB muayenesinde her iki kulak, dış kulak yolları ve sağ kulak zarının doğal olduğu, sol kulak zarı posterior kadranda yaklaşık 2 mm’lik kulak zarı perforasyonu ve hiperemi mevcut olduğu, her iki supra ve infraorbital rimlerin palpasyonla salim olduğu, nasal dorsumda palpasyonla hassasiyet ve krepitasyon olmadığı, her iki temporomandibuler eklem ve fasial sinir fonksiyonlarının ve orofarenks muayenesinin normal olduğu; Adli Tıp Kurumu Beşiktaş Şube Müdürlüğünün 29/3/2005 tarihinde saat 1557'de düzenlenen raporunda başvurucunun Şubede dayak yediğini, sağ kulağının ağrıdığını ve az işittiğini söylediği, şahsın vücudunda herhangi bir taze lezyon görülmediği, Şişli Etfal Hastanesi tarafından verilen raporda şahsın sol kulağında yırtık olduğu anlaşılmakla şahsın kendisine sorulduğunda sağ kulağında ağrı ve işitme güçlüğü şikâyeti olduğunu söylediğinden şahsın muayene edildiği; sol kulak zarındaki yırtığın yeni olup olmadığı, sağ kulak zarında yırtık olup olmadığı, kulak zarı yırtığı yeni ise darp sonucu olup olmadığı, kulağında bahsettiği akıntının mahiyetinin ne olduğu konusu tekrar sorularak doktordan rapor düzenlenmesinin istendiği; Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 29/3/2005 tarihinde saat 17.35'te yapılan KBB muayenesinde her iki aurikula, dış kulak yolları ve sağ kulak zarının doğal görünümde olduğu, sağ kulak zarında yırtık görünümünün mevcut olmadığı, sol kulak zarı posterior kadranda yaklaşık 1,5x2 mm çaplı etrafı hiperemik düzgün kenarlı, travmatik kulak zarı perforasyonu ile uyumlu görünümde perforasyon mevcut olduğu, sekresyon görünümü bulunmadığı, her iki supra ve infra orbital rimlerin palpasyonla salim olduğu, nasal dorsumda palpasyonla hassasiyet ve krepitasyon tespit edilmediği, her iki TME ve fasial sinir fonksiyonlarının intakt olduğu, ağız, orofarenks muayenesinin salim olduğu, gelişmiş olabilecek işitme kaybının odyolojik tetkik ile belirlenebileceği, kati raporun Adli Tabiplikçe verileceği; Adli Tıp Kurumu Beşiktaş Şube Müdürlüğünün 29/3/2005 tarihinde saat 18.47'de düzenlenen raporunda 27/3/2005 tarihinde gözaltına alındığını, Şubede dayak yediğini, sağ kulağının ağrıyıp az işittiğini ifade ettiği, muayenesinde şahsın Vücudunda herhangi bir taze lezyon görülmediği, sistem muayenelerinin normal olduğu, sağ ve solunu karıştırdığı düşünülerek ağrıyan kulağını eliyle göstermesinin istenildiği, sağ kulağını göstererek ağrıdığını söylediği, sonuç olarak Şişli Etfal Hastanesi tarafından verilmiş raporda belirtilen sol kulak zarı yııtığının şahsın hayatını tehlikeye maruz kılmadığı, 15 gün mutad iştigaline engel teşkil edeceği, ısrarla tekrar sorulmasına rağmen şahsın sağ kulağında ağn ve işitme kaybından bahsettiği, bunun yırtık olan sol kulak zarı ile uyumlu olmadığı, hastanede görmüş olan doktorun karıştırmış olabileceği düşünüldüğünden şahsın tekrar muayeneye gönderildiği, raporun aynı şekilde sol kulak zarı yırtığından bahsettiği, işitme kaybı için ise tetkik istenildiği, dolayısıyla şahsın şikâyeti olan kulağı ile kulak zarı yırtığı olan kulağının farklı olmasından dolayı arızasının uyumlu olmadığı, sağ kulağındaki işitme kaybının nedeni ve derecesinin tespiti için götürüldüğü yerde tekrar KBB servisine götürülmesinin uygun olduğu; Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 29/3/2005 tarihinde saat 11.55'te tanzim edilen raporunda darp cebir izi olmadığı; İstanbul Kapalı Ceza ve Tutukevi Müdürlüğünün 30/3/2005 tarihli raporunda, testislerede subjektif ağrı tanımladığı, diğer sistemlerin doğal olduğu; İstanbul Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun 22/6/2011 tarihli raporunda yaraların kişinin hayatını tehlikeye maruz kılmadığı, 15 gün mutad iştigaline engel teşkil edeceği kayıtlıdır.

13. Başvurucu Hasan Hüseyin Erbaş hakkında, gözaltına alınırken Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından 26/3/2005 tarihinde saat 0300'te düzenlenen raporda darp cebir izi olmadığı; aynı Hastane tarafından gözaltından çıkarılırken 29/3/2005 tarihinde saat 1150'de düzenlenen raporda sırtta 6-7 cm, omuzda 5-6 cm dermal ekimoz olduğu, kesin raporun Adli Tabiplikçe verileceği; Adli Tıp Kurumu Beşiktaş Şube Müdürlüğünün 29/3/2005 tarihinde saat 18.30'da tanzim olunan raporunda, gözaltında dayak yediğini, gözlerini ayaklarını bagladıklarını söyleyen kişinin muayenesinde sağ üst kolda 2 adet 1x10
cm’lik, sağ omuzda 2 adet lxlO cm’lik birbirine paralel, sırt alt ortada iki yanda yukarıda aşağıya uzanan birbirine paralel ikişer adet üzeri hafif sıyrıklı hiperemi, sol üst ve alt kol iç yanda lxlO cm’lik hiperemi, sağ dirsek iç yüzde iğne pikür izi ve etrafında ekimoz, sağ dizde ve sağ alt bacak orta yüzde ufak sıyrıklar görüldüğü, ayakkabı kenarına uyacak yerlerde ufaksıyrıklar görüldüğü, vücudunda görülen lezyonların hayati tehlikeye maruz kılmadığı, 5 gün mutad iştigaline engel teşkil edeceği, vücudundaki yara izlerinin lokasyonu, niteliği, benzerlikleri gözönüne alındığında ve eski yara izleriyle uyumlu olduğu düşünüldüğünde kollarındaki, sırtındaki yaraları kendi kendisinin yapmasının mümkün olabileceği, ayak bileklerindeki sıyrıkların ayakkabı vurmasıyla uyumlu olduğu; İstanbul Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun 31/12/2010 tarihli raporunda, lezyonların tamamının kişinin kendisi ya da başkaları tarafından yapılabileceği kayıtlıdır.

14. Başvurucuların da aralarında bulunduğu sekiz şüphelinin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2005/696 Hazırlık numaralı soruşturma dosyasında, 29/3/2005 tarihli ifadelerinde kendilerine kötü muamelede bulunulduğunu beyan etmeleri, doktor raporlarında da bunu teyit edebilecek nitelikte bulguların tespit edilmesi nedenleriyle tefrik kararı verilerek aynı yer Cumhuriyet Başsavcılığının 2005/794 Hazırlık sayılı dosyasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğünde görevli ilgililer hakkında işkence suçundan soruşturma başlatılmıştır.

15. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2005/794 Hazırlık sayılı dosyası, 8/4/2005 tarihli yetkisizlik kararıyla Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 22/4/2005 tarihli ve 2005/18682 Hazırlık sayılı kararıyla dosya, suç yeri gerekçe gösterilerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yetkisizlik kararıyla iade edilmiştir.

16. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 6/4/2007 tarihli ve 2005/25192 Soruşturma, 2007/5727 Esas sayılı iddianamesiyle başvurucuların da aralarında bulunduğu beş müştekiye karşı işkence suçu işlendiğinden bahisle on iki polis memuru hakkında İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. 17. İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/1 1/2011 tarihli ve E.2007/130, K.201 1/325 sayılı kararıyla tüm sanıkların beraatlerine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

“...sanıklar RK. ve 0.K.nin görev yaptıkları birim itibarıyle katılanlarla sık sık karşılaştıkları ve arılar hakkında adli işlem yaptıkları, bundan dolayı katılanlar tarafından bu sanıklara karşı belirgin bir husumetin bulunduğu, kaldı ki bu hususun kendi beyanları ile de açıkça ortaya çıktığı, katılanların diğer sanıkları zaten teşhis edemedikleri, katıların nezarethanede dayak yediklerine ilişkin bir takım anlatımlarının doktor raporları ile uyumlu olmadığı, anlatımların kendi içinde çelişkiler içerdiği. bunun yanında adli tıp raporlarında belirtildiği üzere katılanların vücutlarındaki bir takım legionların kendilerince tırnaklarını bastırarak meydana getirebilmelerinin mümkün görüldüğü, nitekim 29/5/2005 tarihli tutanakta bu hususun da yer aldığı, dolayısı ile tüm bu hususlar ve deliller birlikte
değerlendirildiğinde sanıkların atılı suçu işlediklerine dair katılanların beyanlarını bire bir doğrulayacak maddi deliller elde edilememiş olup şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince delil yetersizliğinden sanıklar hakkında beraat kararı [verilmiştir]."


18. Katılanlar tarafından temyiz edilen hüküm Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 20/6/2013 tarihli ve E.2013/3 1419, K2013/18703 sayılı ilamıyla onanmıştır.

19. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin ilamıyla birlikte İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesine iade edilen başvuruya esas dava dosyası 31/7/2013 tarihinde kesinleştirilmek üzere hâkim tarafından Mahkeme Kalemine havale edilmiştir.

20. Sanıklar hakkında verilen beraat kararlarıyla ilgili olarak 6/8/2013 tarihinde kesinleşme şerhi verilmiştir.

21. Başvurucular vekili Yargıtay 8. Ceza Dairesinin kararını 11/3/2014 tarihinde Mahkeme Kaleminde elden tebellüğ ettiğini bildirmiştir.

B. İlgili Hukuk

22. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 243. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Madde 243 - (Değişik: 235 s. K - 5.1.1961) (Değişik: 1. Fıkra: 4449 s. K- 26.8.1999) Bir kimseye cürümlerini söyletmek, mağdurun, şahsi davacının, davaya katılan kimsenin veya bir tanığın olayları bildirmesini engellemek, şikayet veya ihbarda bulunmasını önlemek için yahut şikayet veya ihbarda bulunması veya tanıklık etmesi sebebiyle veya diğer herhangi bir sebeple işkence eden veya zalimane veya gayriinsani veya haysiyet kırıcı muamelelere başvuran memur veya diğer kamu görevlilerine sekiz yıla kadar ağır hapis ve sürekli veya geçici olarak kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezası verilir."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 29/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

24. Başvurucular, gözaltına alındıktan sonra dört gün boyunca ikrar amacıyla işkenceye maruz kaldıklarını, kendilerine uygulanan yöntemleri Cumhuriyet savcısına verdikleri ifadelerde anlattıklarını, haklarında alınan raporlar ve diğer delillere göre işkence gördüklerinin çok açık olduğunu, buna rağmen sanıklar hakkında beraat kararı verildiğini belirterek Anayasa'nın 17. ve 36. maddelerinde düzenlenen işkence ve kötü muamele yasağı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşler; ihlalin tespiti, yargılamanın yenilenmesi ve tazminat talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

25. Bakanlık görüşünde başvurunun kabul edilebilirliği ile ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına göre başvurucunun ya da vekilinin kesinleşmiş kararın bir örneğini elde etmek amacıyla her gün Mahkeme Kalemine gelme zorunluluğu bulunmamakla birlikte (Papageorgiou/Yunanistan, B. No: 24628, 22/10/1997, Ş 32) makul sürelerle bu amaçla girişimde bulunmanın ve kesinleşmiş kararın bir örneğini elde etmenin başvurucunun ya da avukatının görevi olduğu, ceza dairelerince verilen kararların taraflara tebliğ edilmediği durumlarda bu kararın yerel mahkemeye geldiği tarihten itibaren başvuru süresinin işlemeye başlayacağı (Yavuz ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 48064/99, 1/22005; Tepe [Aved/Türkiye (k.k.), B. No: 34786/04, 30/9/2008; Alada/Türkıye (k.k.), B. No: 67449/12, 17/7/ 2015; Emre Çalıkoğlu/Türkiye (kk), B. No: 38512/08, 13/10/2015), somut olayda Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 20/6/2013 tarihli onama kararının 31/7/2013 tarihinde Mahkeme Kalemine geldiği, bireysel başvurunun ise bu tarihten yaklaşık sekiz ay sonra yapıldığı, bu nedenle başvurunun otuz günlük süre içinde yapılmadığı belirtilmiştir.

26. Başvurucular vekili; Bakanlık görüşüne karşı beyanında, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (lçtüzük) 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvurunun başvuru yollarının tüketildiği ve buna ilişkin kararın kesinleştiği tarihten sonra yapılması gerektiğini, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin ilamını 11/3/2014 tarihinde tebellüğ ettiklerini, başvuruyu anılan tarihten itibaren 29. günde süresinde yaptıklarını, otuz günlük başvuru süresinin ihlal edilmediğini ileri sürmüştür.

27. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru usulü" kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.

Haklı bir mazereti nedeniyle süresi içinde başvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren onbeş gün içinde ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilirler...

28. İçtüzük'ün "Başvuru süresi ve mazeret" kenar başlıklı 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.

29. Bireysel başvurunun ön şartlarından biri de otuz günlük süre kuralıdır. Sürenin başvurunun her aşamasında dikkate alınması gerekir (Deniz Baykal, B. No: 2013/7521, 4/12/2013, ğ 32).

30. Bireysel başvurunun süre koşuluna bağlanmasıyla başvuruculara bireysel başvuruda bulunmak için imkân tanımanın yanında hukuki belirlilik de sağlanmaktadır. Dolayısıyla dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin öngörülmesi -bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça- hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırı değildir (Remzi Durmaz, B. No: 2013/1718, 2/10/2013, ğ 27).

31. Bireysel başvuruların 6216 sayılı Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile İçtüzük'ün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir. Anılan düzenlemelerde başvuru yolu öngörülen durumlarda bireysel başvuru süresinin başlangıcına ilişkin olarak başvuru yollarının tüketildiği tarihten söz edilmekte ise de haberdar olunmayan bir hususta başvuru yapılamayacağı dikkate alınarak bu ibarenin nihai kararın gerekçesinin öğrenildiği tarih olarak anlaşılması gerekir.
Bu öğrenme somut olayın özelliklerine göre farklı şekillerde gerçekleşebilir (A.C. ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1827, 25/2/2016,ğ 25).

32. Bireysel başvuru süresi bakımından nihai kararın gerekçesinin tebliği öğrenme şekillerinden biridir (Mehmet Ali Kurtuldu. B. No: 2013/5504, 28/5/2014, ğ 27). Ancak öğrenme gerekçeli kararın tebliği ile sınırlı olarak gerçekleşmez. başka şekillerde de öğrenme söz konusu olabilir. Bu kapsamda nihai kararın gerekçesinin dosyadan suret alınması gibi hâllerde Öğrenilmesi de mümkündür. Başvurucuların nihai kararın gerekçesini öğrendiklerini beyan ettikleri tarih de bireysel başvuru süresinin başlangıcı olarak ele alınabilir (İli/as Türedı'. B. No: 2013/1267, 13/6/2013. _Şğ 21. 22).

33. Diğer yandan nihai kararın gerekçesi öğrenilmemiş olmakla birlikte sonucunun öğrenildiği durumlar da söz konusu olabilir. Böyle bir durumda sonucu öğrenilen nihai kararın gerekçesine derece mahkemesinden kesin olarak erişilebilmesi mümkün ise bireysel başvuru süresinin sonucun öğrenildiği tarihten itibaren başlatılması gerekir. Bu kapsamda bir ceza mahkümiyetine ilişkin nihai kararın sonucunun infaz aşamasında yakalama, müddetname veya çağrı kâğıdının ya da ödeme emrinin tebliği suretiyle öğrenildiği durumlarda başvurucular, nihai kararın sonucundan haberdar olmakta ve nihai karar
gerekçesini kesin olarak öğrenme olanağına sahip bulunmaktadırlar (Aydın Selçuk, B. No: 2014/3194, 20/11/2014, & 24; Özgür Çapkın, B. No: 2014/2546. 30/12/2014, ğ 24; Halil Aslan, B. No: 2014/3038, 10/12/2014, & 38).

34. Nihai kararın gerekçesinin bir şekilde öğrenilemediği veya nihai kararın sonucunun öğrenilip gerekçesinin kesin olarak öğrenilme imkânının elde edilemediği hâllerde başvuru süresinin hangi tarihten itibaren başlayacağının da belirlenmesi gerekir. Aksi hâlde sınırsız bir başvuru süresi söz konusu olabilecektir. Bu kapsamda bireysel başvuru süresinin başlangıç tarihinin tespitinde başvurucuların özen yükümlükleri ile mahkemeye erişim haklarının aşın sınırlanmaması hususları birlikte dikkate alınmalıdır (A.C. ve diğerleri, 5 28).

35. Başvurucuların bireysel başvuruda bulunmak, dava ve başvurularını takip etmek için gerekli özeni gösterme yükümlülükleri vardır. Bu yükümlülük kapsamında ilk derece mahkemesine ulaşan nihai kararın gerekçesini öğrenme konusunda gerekli özeni gösterme sorumluluğu başvuruculara aittir. Diğer bir ifadeyle başvurucular veya vekillerinin ilk derece mahkemesine ulaşan kararın bir örneğini almak için özenli davrandıklarını kanıtlamaları gerekir (A.C. ve diğerleri, $ 29; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Ölmez/Türkiye (kk), B. No: 39464/98, 1/2/2005; Refik Alpaya ve İbrahim Dağılma/Türkiye (k.k.), B. No:
34384/08, 12/3/2013, ğ 16).

36. Mevzuatta, Yargıtay ceza dairelerinin kararlarının taraflara tebliğine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ceza yargılamasında nihai kararın tebliğ edilmediği durumlarda kararın derece mahkemesine ulaşmasından ve böylece gerekçesinin erişilebilir olmasından sonra özen yükümlülüğü kapsamında makul bir süre içinde bireysel başvuru yapmak isteyen ilgililerden karara erişmeleri ve karar gerekçesini öğrenmeleri beklenir. Bu kapsamda erişilebilir olan nihai kararın en geç üç ay içinde ilgilileri tarafından bilindiği ve gerekçesinin öğrenildiği kabul edilmelidir. Aksi tespit edilmediği sürece bireysel başvuru için
Kanun'da öngörülen otuz günlük başvuru süresi başlayacaktır (A.C. ve diğerleri, ğ 30).

37. Somut olayda kamu görevlisi olan sanıklar hakkında İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/11/2011 tarihli ve E.2007/ 130, K.2011/325 sayılı kararıyla işkence suçundan verilen beraat hükmü, temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 20/6/2013 tarihli ilamıyla onanarak kesinleşmiştir.

38. Başvurucular; bireysel başvuru dilekçesinde başvuru konusu yaptığı nihai karar olduğunu belirttiği Yargıtayın anılan kararının kendilerine tebliğ edilmediğini, bu kararı Mahkeme Kaleminden 8/4/2014 tarihinde öğrendiklerini ifade etmişlerdir.

39. Başvuru konusu Yargıtay kararının İlk Derece Mahkemesine ulaştıktan sonra 31/7/2013 tarihinde kesinleşme işlemleri yapılmak üzere hâkim tarafından Kaleme havale edildiği anlaşılmaktadır.

40. Başvurucular açısından 31/7/2013 tarihi itibarıyla İlk Derece Mahkemesinin dosyasına girmiş olan nihai kararın özen yükümlülüğü kapsamında bu tarihten itibaren en geç üç ay içinde karara erişilmesi ve karar gerekçesinin öğrenildiğinin kabul edilmesi gerekmektedir. Başvuru tarihinin 8/4/2014 olduğu dikkate alındığında başvurunun süresi içinde yapılmadığı tespit edilmiştir.

41. Açıklanan nedenlerle başvurunun süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA 29/9/2016
tarihinde OYBIRLIGIYLE karar verildi.
 
Üst