4721 sayılı Türk Medeni Kanunu

Türk Medeni Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 22 Kasım 2001’de kabul edilen ve 1 Ocak 2002’de yürürlüğe giren 4721 sayılı kanundur.

TÜRK MEDENİ KANUNU

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Kabul Tarihi: 22/11/2001 Yayımlandığı Resmi Gazete: Tarihi: 8/12/2001 Sayı: 24607 Yayımlandığı Düstur: Tertip: 5 Cilt: 41

Türk Medeni Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 22 Kasım 2001’de kabul edilen ve 1 Ocak 2002’de yürürlüğe giren 4721 sayılı kanundur.

17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’ni yürürlükten kaldırdı.

Türkiye’de medeni hukuk alanına ilişkin kuralları içeren başlıca kanundur.

BAŞLANGIÇ

A. Hukukun uygulanması ve kaynakları

Madde 1 - Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır.

Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.

Hâkim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.

GEREKÇESİ

Madde olduğu gibi korunmuş fakat gerek amaç ve içeriğini daha iyi ifade etmesi bakımından, gerek dilinin daha anlaşılır bir hâle getirilmesi yönünden yeniden kaleme alınmıştır.

Maddenin kenar başlığı "Kanunu Medenînin Tatbiki" şeklindedir. Bu kenar başlık maddenin uygulama alanıyla uyumlu değildir. Çünkü, madde sadece Medenî Kanunun uygulanmasını düzenleyen bir madde olmayıp genel olarak hukukun kaynaklarım düzenlemektedir. Maddede sayılan kaynaklar medenî hukukta olduğu kadar özel hukukun diğer dallarında da geçerli olan kaynaklardır. Bu sebeple, maddenin kenar başlığı "Hukukun uygulanması ve kaynaklan" şeklînde değiştirilmiştir.

Yürürlükteki maddede yer alan "lâfziyle veya ruhiyle" sözcükleri yerine daha anlaşılır bir ifadeyle "sözüyle ve özüyle*'; 'temas ettiği" deyimi yerine "değindiği"; "vazıı kanun" yerine "kanun koyucu"; "vazedecek" yerine "koyacak" sözcükleri kullanılmıştır. Hakim kanunu hem sözü hem de özüyle birlikte ele alarak uygulayacaktır. Sadece sözüyle veya sadece özüyle uygulaması söz konusu olmayacaktır.

Maddenin üçüncü fıkrası "Hakim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır." şeklinde daha arı bir Türkçe ile kaleme alınmış, daha anlaşılır hale getirilmiştir.

B. Hukukî ilişkilerin kapsamı

I. Dürüst davranma

Madde 2 - Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.

Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.

GEREKÇESİ

Maddenin konu başlığı "Medenî hakların şümulü" yerine "Hukukî ilişkilerin kapsamı" şeklinde değiştirilmiştir. Gerçekten de yürürlükteki Kanunun 2 ve 3 üncü maddelerinde kişilerin medenî haklarının kapsamı değil, kişilerin hukuk ilişkilerinde hakları kazanmaları ile borçlarını ifa etmelerinin kapsamı düzenlenmiştir. Bu sebeple 2, 3 ve 4 üncü maddelerin konu başlığı olarak "Hukukî ilişkilerin kapsamı" deyimi kullanılmıştır.

Yürürlükteki Kanunun 2 nci maddesinde, kişilerin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymakla yükümlü oldukları düzenlenmektedir. Gerek öğretide, gerek yargı kararlarında bu maddenin "doğruluk ve dürüstlük kurallarına" ilişkin genel ilkeyi ortaya koyduğu kabul edilmektedir. Maddenin içerik ve amacına uygun olarak kenar başlığı bu sebeple, "Dürüst davranma" olarak değiştirilmiştir. Bu deyim, bir sonraki maddede yer alan sübjektif iyiniyet ile bu maddede düzenlenen iyiniyeti birbirinden ayırt etmeye hizmet etmesi bakımından da daha isabetli görülmüştür.

Madde içerisinde de iyiniyet sözcüğü yerine "dürüstlük kurallarına uymak" ifadesi kullanılmıştır. Maddenin ifadesi Arılaştırılmak suretiyle daha anlaşılır bir şekle ölçülmüştür. Maddede, ayrıca ödevi de ifade edecek şekilde geniş anlamda "borç" ibaresine yer verilmiştir.

II. İyiniyet

Madde 2 - Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır.

Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz.

GEREKÇESİ

Maddenin kenar başlığı "İyiniyet" olarak değiştirilmiştir. Burada 1984 tarihli Öntasarıdaki düzenleme aynen benimsenerek, iyi niyetin rolü, yalnız hakların doğumu alanına indirgenmemiş, kanunun hukukî bir sonuç bağladığı durumlara teşmil olunmuştur. Ayrıca ifade düzeltilmek suretiyle birinci fıkra, kaynak İsviçre Medenî Kanununun 3 üncü maddesinin Alınanca metnine uygun hâle getirilmiştir.

III. Hâkimin takdir yetkisi

Madde 4 - Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir.

GEREKÇESİ

Maddenin kenar başlığı 1984 tarihli Öntasarıdan alınmış, maddede yer alan "hak ve nısfetle hükmeder." deyimi yerine, "hukuka ve hakkaniyete göre karar verir." deyimi kullanılmıştır. Gerçekten maddede yer alan sadece "hak ve nısfetle hükmeder" ifadesi hâkimin önüne gelen olayda, hukuku bir tarafa bırakıp sadece hakkaniyeti gözetecekmiş gibi bir kanı uyandırmaktadır. Oysa hâkim, takdir yetkisini kullanırken önce hukuka, daha sonra hakkaniyete göre karar vermek zorundadır.

C. Genel nitelikli hükümler

Madde 5 - Bu Kanun ve Borçlar Kanununun genel nitelikli hükümleri, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır.

GEREKÇESİ

Maddenin kenar başlığı "Genel nitelikli hükümler" şeklinde değiştirilmiştir. Yürürlükteki maddenin Borçlar Kanununun genel hükümlerinin sadece "medenî hukuk ilişkilerinde" uygulanabileceği kanısını uyandıran ifadesi, Medenî Kanun ile Borçlar Kanununun 1 ilâ 181 inci maddelerindeki genel hükümler ile, bunların dışında kalmakla birlikte genel nitelik arzeden diğer hükümlerin de tüm özel hukuk ilişkilerine uygun düştüğü ölçüde uygulanabilmesine olanak sağlayacak şekilde değiştirilmiştir. Gerçekten tartışmasız olarak kabul edildiği üzere, bu madde, sadece "medenî hukukun diğer kısımlarında" değil, "özel hukukun diğer kısımlarında da" uygulanabilen temel bir kural koymaktadır. Bunun açıklığa kavuşturulması bakımından "medenî hukuk ilişkileri" deyimi yerine, "özel hukuk ilişkileri" deyimine yer verilmiştir.

D. İspat kuralları

I. İspat yükü

Madde 6 - Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.

GEREKÇESİ

Madde 1984 tarihli öntasarının 6 ncı maddesinden kısmen değiştirilerek alınmış, konu ve kenar başlıkları günümüz diline uyarlanarak aynen korunmuştur.

II. Resmî belgelerle ispat

Madde 7 - Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur.

Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, her hangi bir şekle bağlı değildir.

GEREKÇESİ

Maddenin düzenlediği konulan daha iyi anlatması bakımından maddenin kenar başlığı "Resmî belgelerle ispat" şeklinde değiştirilmiştir.

Yürürlükteki maddenin birinci fıkrasında "Resmî sicil ve senetlerin doğru olmadığı sabit oluncaya kadar mündericatı ile amel olunur." şeklindeki anlaşılması güç ifade yerine, kısa ve olumlu bir cümle ile "Resmî sicil ve senetler belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur." ifadesi tercih edilmiştir.

Maddenin ikinci fıkrası da aynı amaçla sadeleştirilmiş ve daha anlaşılır bir ifadeyle kaleme alınmıştır. Maddede "kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça" deyimi, resmi sicil ve senetlerin içeriğinin doğru olmadığının ispatıyla ilgili her türlü kanunu ifade etmektedir. Bu anlamda olmak üzere, bu kanunlar usul kamudan olabileceği gibi, bunun dışındaki diğer kanunlar da olabilir. "Sicil", kayıt, şerh ve tescil gibi bütün işlemleri kapsayan bir üst kavram olduğundan, maddede "sicil" sözcüğüne yer verilmiştir.

BİRİNCİ KİTAP
KİŞİLER HUKUKU
BİRİNCİ KISIM
GERÇEK KİŞİLER
BİRİNCİ BÖLÜM
KİŞİLİK

A. Genel olarak

I. Hak ehliyeti

Madde 8 - Her insanın hak ehliyeti vardır.

Buna göre bütün insanlar, hukuk düzeninin sınırları içinde, haklara ve borçlara ehil olmada eşittirler.

GEREKÇESİ

Maddenin "A. Şahsîyet" şeklindeki konu başlığı bu maddelerde genellikle ehliyet konusu düzenlenmiş olduğundan "A. Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir. Maddenin "I. Medenî haklardan istifade" şeklindeki kenar başlığı ise "I. Hak ehliyeti" şeklinde değiştirilmiştir. Bu değişiklik 1984 tarihli Öntasarıdan aynen alınmıştır. Gerek öğretide gerek yargı kararlarında bu maddenin "hak ehliyeti", bundan sonraki maddenin ise "fiil ehliyeti" ile ilgili olduğu kabul edildiğinden "medenî haklardan istifade" yerine "hak ehliyeti", "medenî hakların kullanılması" yerine ise "fiil ehliyeti" deyimleri kullanılmıştır.

Maddenin birinci fıkrasında "Her şahıs..." sözcükleri yerine "Her insan..." sözcükleri kullanılmıştır. Gerek 1971 gerek 1984 tarihli Öntasarılarda da isabetle kullanılan bu sözcükler, maddede düzenlenen bu ehliyetin insanlarla ilgili olduğunu ve temel bir insan hakkı olmasını vurgulaması açısından amaca daha uygun düşmektedir.

Maddenin ikinci fıkrası da 1971 ve 1984 tarihli Öntasarılara uygun olarak yeniden kaleme alınmıştır. Birinci fıkrada olduğu gibi ikinci fıkrada da hak ehliyetinde eşitlik ilkesinin belirlenmesinde "Herkes" sözcüğü yerine "Bütün insanlar.." sözcükleri kullanılmıştır.

II. Fiil ehliyeti

1. Kapsamı

Madde 9 - Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir.

GEREKÇESİ

Maddenin konu başlığında "II. Medenî hakların kullanılması" ifadesi yerine, bir önceki maddede "hak ehliyetinin" düzenlendiği göz önünde tutularak "H.Fiil ehliyeti" ifadesi, kenar başlığında "1.Mevzuu" yerine "1.Kapsamı" sözcüğü kullanılmıştır. Gerçekten de bu madde, fiil ehliyeti açısından hak sahibinin hukukî konumunu ve fiil ehliyetinin hak sahibine neler tanıdığını belirleyen bir maddedir. Bu sebeple maddede, fiil ehliyetinin "mevzuu" değil, daha isabetli olarak "kapsamı" ifadesi kullanılmıştır.

Maddede yer alan "iktisaba da iltizama da ehildir" deyimi yerine "kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir" deyimi kullanılmak suretiyle fiil ehliyetinin hak sahibine kapsam itibarıyla tanıdığı hukukî durum açıklığa kavuşturulmuştur.

2. Koşulları

a. Genel olarak

Madde 10 - Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.

GEREKÇESİ

Maddenin konu başlığında yer alan "Z.Şartları" sözcüğü günümüz diline daha uyumlu ve yerleşik bir sözcük olan "2. Koşulları" şeklinde değiştirilmiştir. Maddenin kenar başlığı fiil ehliyetinin genel olarak koşullarını düzenleyen bir madde olması nedeniyle, "a. Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir. 1971 ve 1984 tarihli Öntasarılar da aynı yöndedir.

Madde fiil ehliyetinin üç genel koşulunu düzenlemeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle mevcut maddede olduğu gibi sadece rüşt ve temyiz kudretinden söz edilmesi yeterli görülmemiş, buraya fiil ehliyetinin üçüncü koşulu olan "kısıdı olmama" durumu da dahil edilmiştir.

b. Erginlik

Madde 11 - Erginlik on sekiz yaşın doldurulmasıyla başlar.

Evlenme kişiyi ergin kılar.

GEREKÇESİ

Bu maddenin kenar başlığı "Rüşt" yerine günümüz diline uygun olarak "Erginlik" şeklinde değiştirilmiştir. Maddede kullanılan "ikmal" sözcüğü yerine bunu daha iyi ifade eden "doldurma" sözcüğü kullanılmıştır.

c. Ergin kılınma

Madde 12 - Onbeş yaşını dolduran küçük, kendi isteği ve velisinin rızasıyla mahkemece ergin kılınabilir.

GEREKÇESİ

Maddenin kenar başlığında "Kazaî rüşt" yerine 1984 tarihli Öntasarıya uygun olarak "Ergin kılınma" deyimi kullanılmıştır. Maddede küçüğü ergin kılmada görevli mahkemenin asliye mahkemesi olduğuna ilişkin belirlemenin hukukumuz bakımından gereksiz olduğu kabul edilerek "mahkemesi asliyece" yerine "mahkemece" deyimi kullanılmıştır,. İsviçre'den farklı olarak Ülke genelinde geçerli Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunumuz bulunduğundan, hangi mahkemelerin bu tür işlerde görevli olduğu konusunun usul kanunlarının işi olduğu düşünülerek bu değişikliğe gidilmiştir.

Maddede yürürlükteki metin esas alınmakla birlikte, ana ve babanın muvafakati yerine rıza gösterecek kimsenin veli olması koşulu getirilerek, velayeti kaldırılmış bulunanların rızasının aranmayacağı açıklığa kavuşturulmuştur. 463 üncü maddede küçüğün ergin kılınması için vesayet makamının izni ve denetim makamının onayının alınması öngörüldüğünden, yürürlükteki maddede yer alan ayrıca vasinin dinlenilmesi hususuna yer verilmemiştir.

d. Ayırt etme gücü

Madde 13 - Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.

GEREKÇESİ

Maddenin kenar başlığı "Temyiz kudreti" yerine "Ayırt etme gücü" şeklinde günümüz diline uyarlanmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.

III. Fiil ehliyetsizliği

1. Genel olarak

Madde 14 - Ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur.

GEREKÇESİ

Maddenin konu başlığında "Medenî hakları kullanmağa ehliyetsizlik" deyimi yerine daha kısa ve Önceki maddelerle terim birliğini sağlayan "Fiil ehliyetsizliği" deyimi kullanılmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.

2. Ayırt etme gücünün bulunmaması

Madde 15 - Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukukî sonuç doğurmaz.

GEREKÇESİ

Maddenin kenar başlığı terim birliğini sağlamak üzere "Ayırt etme gücünün bulunmaması" şeklinde değiştirilmiştir. Yürürlükteki Kanunda iki fıkra hâlinde düzenlenmiş olan madde tek fıkra hâline getirilmiştir. Madde ayırt etme gücüne sahip olmayan kişinin tasarruflarının değil, fiillerinin hukukî sonuç doğurmadığını ifade etmek üzere yeniden kaleme alınmıştır. Gerçekten de ayırt etme gücüne sahip olmayan kişilerin hukukî sonuç doğurmayan fiilleri sadece tasarruf işlemleri olmayıp, bu nitelikte olmayan bütün diğer fiilleridir. Maddede bunun kanunlarda öngörülen ayrık durumların saklı olduğu ifade edilmiştir.

3. Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar

Madde 16 - Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir.

Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludurlar.

GEREKÇESİ

Maddede ayırt etme gücüne sahip olduktan hâlde küçük ya da kısıtlı olan kişilerin fiil ehliyetleri düzenlenmektedir. Kenar başlık terim birliğini sağlamak üzere "Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar" şeklinde değiştirilmiştir. Maddede kullanılan "kanunî mümessil" deyimi yerine daha güzel bir ifade tarzı olan ve dilimize yerleşmiş bulunan "yasal temsilci" deyimi kullanılmıştır, "ivazsız iktisap" yerine "karşılıksız kazanma", "münhasıran şahsa merbut haklar" yerine de "kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar" deyimleri kullanılmıştır.

IV. Hısımlık

1. Kan hısımlığı

Madde 17 - Kan hısımlığının derecesi, hısımları birbirine bağlayan doğum sayısıyla belli olur.

Biri diğerinden gelen kişiler arasında üstsoy-altsoy hısımlığı; biri diğerinden gelmeyip de, ortak bir kökten gelen kişiler arasında yansoy hısımlığı vardır.

GEREKÇESİ

Yürürlükteki metin esas alınmakla beraber,, İsviçre Medenî Kanununun 20 nci maddesinin Fransızca metni dikkate alınarak usul ve füru hısımlığının "üstsoy-altsoy hısımlığı", civar hısımlığının ise "yansoy hısımlığı" olduğu belirtilmiştir. Ayrıca üstsoy-altsoy hısımlığında usul ve füru deyimlerini karşılamak üzere "üstsoy" ve "altsoy" deyimlerine yer verilmiş, "civar hısımları" için de "yansoy" deyimi kullanılmıştır.

2. Kayın hısımlığı

Madde 18 - Eşlerden biri ile diğer eşin kan hısımları, aynı tür ve dereceden kayın hısımları olur.

Kayın hısımlığı, kendisini meydana getiren evliliğin sona ermesiyle ortadan kalkmaz.

GEREKÇESİ

Maddenin kenar başlığında kullanılan "Sıhrî hısımlık" yerine Ülkemizde halk arasında çok yaygın olan ve dilimize yerleşmiş bulunan "Kayın hısımlığı" terimi kullanılmıştır.

Madde daha anlaşılır biçimde yeniden kaleme alınmış, ikinci fıkradaki "Evlenmenin zevaliyle, sıhrî hısımlık zail olmaz." hükmü yerine amacı daha iyi ifade etmek üzere bu hısımlığı meydana getiren evliliğin sona ermesinin hısımlık ilişkisini ortadan kaldırmayacağı açıkça belirtilmiştir.

V. Yerleşim yeri

1. Tanım

Madde 19 - Yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir.

Bir kimsenin aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olamaz.

Bu kural ticarî ve sınaî kuruluşlar hakkında uygulanmaz.

GEREKÇESİ

Maddede ve konu başlığında kullanılan "İkametgah" terimi yerine günümüz diline de uygun olarak "Yerleşim yeri" terimi kullanılmıştır. Aynı şekilde maddedeki "ticarî ve sınaî müesseseler" deyimi yerine "ticarî ve sınaî kuruluşlar" deyimi kullanılmıştır.

2. Yerleşim yerinin değiştirilmesi ve oturma yeri

Madde 20 - Bir yerleşim yerinin değiştirilmesi yenisinin edinilmesine bağlıdır.

Önceki yerleşim yeri belli olmayan veya yabancı ülkedeki yerleşim yerini bıraktığı hâlde Türkiye'de henüz bir yerleşim yeri edinmemiş olan kimsenin hâlen oturduğu yer, yerleşim yeri sayılır.

GEREKÇESİ

Madde 1984 tarihli öntasarının 20 nci maddesinden alınmıştır. Maddeye göre henüz bir yerleşim yeri "dinmemiş olan kimsenin hâlen yerleşmek niyeti olmaksızın geçici olarak oturduğu yer, yani "hâlen oturduğu yer" onun yerleşim yeri sayılacaktır. Bu hüküm herkesin mutlaka bir yerleşim yeri edinmesi zorunluluğunun bir sonucudur.

3. Yasal yerleşim yeri

Madde 21 - Velâyet altında bulunan çocuğun yerleşim yeri, ana ve babasının; ana ve babanın ortak yerleşim yeri yoksa, çocuğun kendisine bırakıldığı ana veya babanın yerleşim yeridir. Diğer hâllerde çocuğun oturma yeri, onun yerleşim yeri sayılır.

Vesayet altındaki kişilerin yerleşim yeri, bağlı oldukları vesayet makamının bulunduğu yerdir.

GEREKÇESİ

Maddenin kenar başlığı velayet ve vesayet altında bulunan kişilerin yerleşim yerlerini ifade etmek üzere "Yasal yerleşim yeri" şeklinde kaleme alınmıştır. Maddede ana ve babanın birlikte velayet hakkına sahip olduğu durumlarda velayet alandaki küçüğün yerleşim yerinin ana ve babanın yerleşim yeri olduğu hükme bağlanmıştır. Ana ve babanın ortak bir yerleşim yerinin bulunmadığı, eşlerin ayrı yaşadığı, boşanma hâlinde henüz velayet hakkına sahip olmayan ana veya babanın söz konusu olduğu durumlarda çocuğun yerleşim yeri, çocuk kendisine bırakılan ana veya babanın yerleşim yeri olacaktır. Buradaki "çocuğun kendisine bırakıldığı" deyimi, fiilen çocuğu yanında alıkoyan ana veya babayı değil, bırakılmanın bir hakka dayanmasını ifade etmek üzere kullanılmıştır. Bir başka ifadeyle buradaki alıkoymak, fiilî durumu değil "hukuka uygun bırakılmayı", ifade eder.

Ana ve baba velayet hakkına sahip değiller ve çocuk bunlardan birinin korumasına bırakılmış da değilse, maddede çocuğun oturma yerini onun yerleşim yeri olarak kabul edilmiştir.

Maddenin ikinci fıkrasında vesayet alandaki kişilerin yerleşim yeri vesayet makamının bulunduğu yer olarak düzenlenmiştir.

4. Kurumlarda bulunma

Madde 22 - Bir öğretim kurumuna devam etmek için bir yerde bulunma ya da eğitim, sağlık, bakım veya ceza kurumuna konulma, yeni yerleşim yeri edinme sonucunu doğurmaz.

GEREKÇESİ

Madde günümüz diline uyarlanarak yeniden kaleme alınmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.

B. Kişiliğin korunması

I. Vazgeçme ve aşırı sınırlamaya karşı

Madde 23 - Kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez.

Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz.

Yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli mümkündür. Ancak, biyolojik Madde verme borcu altına girmiş olandan edimini yerine getirmesi istenemez; maddî ve manevî tazminat isteminde bulunulamaz.

GEREKÇESİ

Maddenin konu başlığında an bir Türkçe olarak "Kişiliğin korunması" deyimi kullanılmıştır. Yürürlükteki metin esas alınmakla beraber doktrindeki açıklamalar dikkate alınarak ve kaynak İsviçre Medenî Kanununun 27 nci maddesinin Alınanca metnine uygun olarak, kişilerin vazgeçemeyecekleri hususların "hak ve fiil ehliyetleri olduğu" açıklığa kavuşturulmuştur.

Yürürlükteki maddenin üçüncü fıkrasına 3678 sayılı Kanunla eklenen hükmün, Ülkemizde bu konu ile ilgili özel bir kanun olan 2238 sayılı "Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanun" varken, aynen korunmasının isabetli olup olmadığı tartışılabilirse de kişi haklarının korunması açısından madde metninde yer alması uygun görülmüştür.

II. Saldırıya karşı

1. İlke

Madde 24 - Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.

Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.

GEREKÇESİ

Bu madde ile bir sonraki madde kişilik haklarının "saldırıya karşı" korunmasını düzenlemekte olduğundan, "II. Tecavüz hâlinde" biçimindeki konu başlığı "II. Saldırıya karşı" şeklinde değiştirilmiş ve bu maddenin kenar başlığı "1. İlke", 25 inci maddenin kenar başlığı ise "1. Davalar" şeklinde kaleme alınmıştır.

Yakın bir tarihte 3444 sayılı Kanunla getirilen yeni düzenleme daha anlaşılır biçimde yeniden kaleme alınmıştır.

2. Davalar

Madde 25 - Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir.

Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir.

Davacının, maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır.

Manevî tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.

Davacı, kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir.

GEREKÇESİ

Madde eski Kanuna 3444 sayılı Kanunla konulmuş yeni bir hükümdür. Maddenin aslı İsviçre Medenî Kanununun 1985 tarihinde yürürlüğe giren yeni 28/a maddesidir.

Maddenin birinci fıkrasında zarar ve kusur koşullarını gerektirmeyen saldırı tehlikesinin önlenmesi, saldırıya son verilmesi ve tespit davaları düzenlenmiştir.

Maddenin ikinci fıkrasında, birinci fıkrada yer alan davalarla birlikte davacıya, mahkemece verilen düzeltmenin (tekzibin) ya da kararın "üçüncü kişilere bildirilmesi" veya "kararın yayımını" isteme hakkı tanınmıştır.

Eski kanundaki maddenin üçüncü fıkrası "Manevî tazminat talebi karşı tarafça kabul edilmedikçe devredilemez, ancak miras yoluyla intikal eder." şeklindedir. Madde bu şekliyle manevî tazminat istemlerinin hak sahibi tarafından ileri sürülmemesine rağmen ölümü hâlinde mirasçılarına intikal etmesini kabul etmiştir. Böyle bir çözüm tarzının manevî tazminat istemlerinin niteliğiyle bağdaştırılması mümkün değildir. Zira manevî tazminat istemleri ileri sürülmediği sürece kişilik hakkına yönelik saldırıdan elde edilen kazancın istem hakkının başkasına intikal etmesi düşünülemez. Böyle bir istem ileri sürüldükten sonra, malvarlığı niteliği kazanabilir ve miras yoluyla intikal edebilir. Nitekim bu gerçeği göz önünde tutan İsviçre Medenî Kanunu da 93 üncü maddesinin ikinci fıkrasında manevî tazminat isteminin ileri sürülmedikçe miras yoluyla intikal edemeyeceğini kabul etmektedir. Buna uygun olarak maddenin dördüncü fıkrası yeniden kaleme alınıp, değiştirilmiştir. Bu değişiklik sonucu olarak manevî tazminat istemlerinde iki nitelik önemle vurgulanmıştır:
a) Manevî tazminat istemlerinin bir başkasına devredilebilmesi için, bundan sorumlu olan kişi ya da kişilerin bu istemi kabul etmeleri gerekir.
b) Manevî tazminat istemlerinin miras yoluyla mirasçılara geçebilmesi için, kişilik hakları saldırıya-uğrayan kişinin tazminat istemini ileri sürmüş olması gerekir. Maddeye göre ileri sürmenin mutlaka dava yoluyla gerçekleşmesi şart olmayıp saldırıya uğrayan kişinin bunu ortaya koyan ve kanıtlanabilen hür iradesi yeterli görülmüştür. Madde bu konuda dava şartını öngören kaynak Kanundan ayrılmıştır.

III. Ad üzerindeki hak

1. Adın korunması

Madde 26 - Adının kullanılması çekişmeli olan kişi, hakkının tespitini dava edebilir.

Adı haksız olarak kullanılan kişi buna son verilmesini; haksız kullanan kusurlu ise ayrıca maddî zararının giderilmesini ve uğradığı haksızlığın niteliği gerektiriyorsa manevî tazminat ödenmesini isteyebilir.

GEREKÇESİ

Maddede ve kenar başlıklarında "isim" yerine dilimizde daha yaygın bir uygulama alanı bulan ve daha güncel olan "ad" sözcüğü kullanılmıştır.

Maddenin birinci fıkrası aslına uygun olarak Arılaştırılmak suretiyle yeniden kaleme alınmıştır.

Maddenin ikinci fıkrası da aynı şekilde aslına uygun olarak yeniden kaleme alınmıştır. Maddenin -sadece "adın gasba karşı korunmasını", yani adın başkaları tarafından haksız olarak kullanılmasını düzenlediği göz önünde tutularak, "buna son verilme davasının" zarar ve kusur koşullarını gerektirmediği, oysa tazminat davalarının kusur koşullarına bağlı olduğu ifade edilmiştir. Maddenin bu fıkrasında manevî tazminat istemi, İsviçre Medenî Kanununun 29 uncu maddesine uygun olarak sadece bir miktar paranın verilmesine yönelik olmaktadır. Bu niteliği vurgulamak üzere "manevî tazminat ödenmesini" ifadesine yer verilmiştir.

2. Adın değiştirilmesi

Madde 27 - Adın değiştirilmesi, ancak haklı sebeplere dayanılarak hâkimden istenebilir.

Adın değiştirildiği nüfus siciline kayıt ve ilân olunur.

Ad değişmekle kişisel durum değişmez.

Adın değiştirilmesinden zarar gören kimse, bunu öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde değiştirme kararının kaldırılmasını dava edebilir.

GEREKÇESİ

Madde kenar başlığı ile birlikte sadeleştirilmek amacıyla yeniden kaleme alınmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.

C. Kişiliğin başlangıcı ve sonu

I. Doğum ve ölüm

Madde 28 - Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer.

Çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder.

GEREKÇESİ

Madde kenar başlıkları ile birlikte sadeleştirilmek suretiyle yürürlükteki maddeden aynen alınmıştır.

II. Sağ olmanın ve ölümün ispatı

1. İspat yükü

Madde 29 - Bir hakkın kullanılması için bir kimsenin sağ veya ölü olduğunu veya belirli bir zamanda ya da başka bir kimsenin ölümünde sağ bulunduğunu ileri süren kimse, iddiasını ispat etmek zorundadır.

Birden fazla kişiden hangisinin önce veya sonra öldüğü ispat edilemezse, hepsi aynı anda ölmüş sayılır.

GEREKÇESİ

Maddenin "Sağlığın ve ölümün ispatı" şeklindeki konu başlığı daha anlaşılır bir ifade olarak "Sağ olmanın ve ölümün ispatı" şeklinde, "Beyyine külfeti" şeklindeki kenar başlığı, "İspat yükü" şeklinde değiştirilmiştir.

2. İspat araçları

a. Genel olarak

Madde 30 - Doğum ve ölüm, nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunur.

Nüfus sicilinde bir kayıt yoksa veya bulunan kaydın doğru olmadığı anlaşılırsa, gerçek durum her türlü kanıtla ispat edilebilir.

GEREKÇESİ

Maddenin "Ahvali şahsiye beyyineleri" şeklindeki konu başlığı kaynak Kanuna uygun olarak "îspat araçları" biçiminde düzeltilmiştir.

Maddenin birinci fıkrası sadeleştirilmek suretiyle yeniden kaleme alınmıştır.

Eski kanundaki maddenin ikinci fıkrasında, 3444 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonucu cinsiyet değişikliği sonunda nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılması öngörülmüş, bu düzeltmenin yapılabilmesi için kişinin cinsiyetini değiştirdikten sonra mahkemeye başvurarak düzeltim kararı alması hükme bağlanmıştır. Bu fıkra t hükmünün kişisel durum sicilindeki düzeltmelerle ilgili 39 uncu maddeyi izleyen aynı bir madde hâlinde düzenlenmesinin daha isabetli olacağı düşünülmüş ve 40 ıncı madde kaleme alınmıştır.

b. Ölüm karinesi

Madde 31 - Bir kimse, ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde kaybolursa, cesedi bulunamamış olsa bile gerçekten ölmüş sayılır.

GEREKÇESİ

Madde kenar başlığı ile birlikte sadeleştirilerek yeniden kaleme alınmıştır.

III. Gaiplik kararı

1. Genel olarak

Madde 32 - Ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya kendisinden uzun zamandan beri haber alınamayan bir kimsenin ölümü hakkında kuvvetli olasılık varsa, hakları bu ölüme bağlı olanların başvurusu üzerine mahkeme bu kişinin gaipliğine karar verebilir.

Yetkili mahkeme, kişinin Türkiye'deki son yerleşim yeri; eğer Türkiye'de hiç yerleşmemişse nüfus sicilinde kayıtlı olduğu yer; böyle bir kayıt da yoksa anasının veya babasının kayıtlı bulunduğu yer mahkemesidir.

GEREKÇESİ

Maddenin birinci fıkrasında "hakları ölüme muallâk kimselerin talebi" yerine "hakları bu ölüme bağlı olanların başvurusu üzerine" ifadesi kullanılmış ve fıkra böylece daha an bir Türkçeyle kaleme alınmıştır.

Yürürlükteki maddenin ikinci fıkrasında yetkili mahkemenin belirlenmesinde son çare olarak "pederinin mukayyet olduğu mahallin hâkimi" öngörülmüştür. Kadın-erkek arasındaki eşitliği zedeleyen hükümlerin Medenî Kanunumuzdan tasfiyesi amacıyla bu hüküm "anasının veya babasının kayıtlı bulunduğu yer mahkemesi" şeklinde değiştirilmiştir. Bu değişiklik sayesinde özellikle evlilik dışı doğan ve anasının nüfusuna kayıtlı olan çocuklar: ile -babası belli olmayan anasının, nüfusuna kayıtlı çocukların gaipliğine karar verilmesinde yetkili mahkemenin ananın kayıtlı bulunduğu yer mahkemesi olduğu açıklanmış olmaktadır.

2. Yargılama usulü

Madde 33 - Gaiplik kararının istenebilmesi için, ölüm tehlikesinin üzerinden en az bir yıl veya son haber tarihinin üzerinden en az beş yıl geçmiş olması gerekir.

Mahkeme, gaipliğine karar verilecek kişi hakkında bilgisi bulunan kimseleri, belirli bir sürede bilgi vermeleri için usulüne göre yapılan ilânla çağırır.

Bu süre, ilk ilânın yapıldığı günden başlayarak en az altı aydır.

GEREKÇESİ

Maddenin ifadesi Arılaştırılmak suretiyle yürürlükteki maddeden aynen alınmıştır. Maddede "gaip hakkında" deyimi "gaipliğine karar verilecek kişi hakkında" şeklinde değiştirilmiştir. Zira "gaiplik" gaipliğine karar verilecek kişi hakkındaki kurumun adıdır. Gaiplik kararı, bu kişiler hakkında verilen karardır.

3. İstemin düşmesi

Madde 34 - Gaipliğine karar verilecek kişi, ilân süresi dolmadan ortaya çıkar veya kendisinden haber alınırsa ya da öldüğü tarih tespit edilirse gaiplik istemi düşer.

GEREKÇESİ

1984 tarihli öntasarının bu maddeyle ilgili metni kısmen düzeltilmek suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Maddede "gaip olan kimse" deyimi yerine "gaipliğine karar verilecek kişi" deyimi kullanılmıştır.

4. Hükmü

Madde 35 - İlândan sonuç alınamazsa, mahkeme gaipliğe karar verir ve ölüme bağlı haklar, aynen gaibin ölümü ispatlanmış gibi kullanılır.

Gaiplik kararı ölüm tehlikesinin gerçekleştiği veya son haberin alındığı günden başlayarak hüküm doğurur.

GEREKÇESİ

Madde sadeleştirilmek suretiyle yürürlükteki maddeden aynen alınmıştır. İkinci cümledeki "tıpkı gaibin ölümü tebeyyün etmiş gibi" ifadesi "aynen gaibin ölümü ispatlanmış gibi" şeklinde değiştirilmiştir.

İKİNCİ BÖLÜM
KİŞİSEL DURUM SİCİLİ

A. Genel olarak

I. Sicil

Madde 36 - Kişisel durum, bu amaçla tutulan resmî sicille belirlenir.

Bu sicilin tutulmasına ve zorunlu bildirimlerin yapılmasına ilişkin esaslar, ilgili kanunda gösterilir.

GEREKÇESİ

Bu maddenin yer aldığı İkinci Ayırımın "Ahvali Şahsiye Sicil Kayıtları" şeklindeki başlığı "Kişisel Durum Sicili" biçiminde daha anlaşılır hâle getirilmiştir.

Madde 1984 tarihli Öntasarının 36 ncı maddesinden esinlenilerek kaleme alınmıştır.

II. Görevliler

Madde 37 - Kişisel durum sicili, Devletçe atanan memurlar tarafından tutulur. Sicil kayıtlarını tutmak ve örnek vermek bu memurların görevidir.

Yabancı memleketlerdeki Türkiye temsilcilerine, Cumhurbaşkanlığının onayı ile nüfus memurluğu yetkisi verilebilir.

GEREKÇESİ

Eski kanundaki maddenin birinci fıkrasındaki "Devletçe mansup memurları" ifadesi yerine "Devletçe atanan memurlar" ifadesi, maddenin İsviçre aslından aynen alınmıştır. İsviçre'de "Devlet memurlarını" kilise memurlarından ayırt etmek amacıyla bu ifade kullanılmıştır. Çeviri yoluyla bize de aynen bu şekilde geçmiştir. Oysa Ülkemizde bizde kişisel durum sicilini tutan memurların tamamı Devlet memurudur.

III. Sorumluluk

Madde 38 - Kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan zararlar, kusurlu memura rücu edilmek kaydıyla, Devletçe tazmin edilir.

Tazminat ve rücu davaları, kişisel durum sicilinin tutulduğu yer mahkemesinde açılır.

GEREKÇESİ

Eski Kanunun, Devlet memurlarının verdikleri zararlardan doğrudan doğruya sorumlu olacağını öngören 37 nci maddesi hükmünün, mevcut yasal düzenlememizle bağdaştırılması güçtür. Anayasamız Devlet memurlarının görevleriyle ilgili olarak verdikleri zararlardan dolayı Devletin sorumlu olduğunu, zararı tazmin eden Devletin kendi memuruna rücu edebileceğini öngörmektedir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun düzenlemesi de, bu yöndedir. Bu nedenle madde, mevcut düzenlemeyle uyumlu hâle gelecek şekilde yeniden kaleme alınmış, 468, 469 ve 1007 nci maddelerle paralellik sağlamak üzere ve Anayasanın 129 uncu maddesine uygun olarak maddeyle kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan zararın, kusurlu memura rücu edilmek kaydıyla tazmin edileceği hükmü getirilmiştir. Maddede ayrıca tazminat ve rücu davalarında hangi mahkemenin yetkili olacağı konusuna da açıklık getirilmiştir.

IV. Düzeltme

1. Genel olarak

Madde 39 - Mahkeme kararı olmadıkça, kişisel durum sicilinin hiçbir kaydında düzeltme yapılamaz.

GEREKÇESİ

Madde sadeleştirilmek suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.

2. Cinsiyet değişikliğinde

Madde 40 - Cinsiyetini değiştirmek isteyen kimse, şahsen başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebilir. Ancak, iznin verilebilmesi için, istem sahibinin onsekiz yaşını doldurmuş bulunması ve evli olmaması; ayrıca transseksüel yapıda olup, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak resmî sağlık kurulu raporuyla belgelemesi şarttır.

Verilen izne bağlı olarak amaç ve tıbbî yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin resmî sağlık kurulu raporuyla doğrulanması hâlinde, mahkemece nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılmasına karar verilir.

GEREKÇESİ

Eski Kanunun 29 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince cinsiyet değişikliği dolayısıyla nüfus sicilinde gerekli değişikliğin yapılabilmesi için kişinin önceden cinsiyetini değiştirmesi, bu değişikliğin resmi sağlık kurulu raporuna dayandığının belgelendirilmesi yeterli görülmüştür. Madde bu şekliyle mahkemeye, kişinin cinsiyetinin değiştirilmesi sonucu nüfus sicilinde değişiklik yapma konusunda bir takdir yetkisi vermemekte, mahkemeyi âdeta bir onay makamı hâline getirmektedir. Bu durum, gelişigüzel cinsiyet değişiklikleri sonucu mahkemelerimizi, âdeta bir emrivaki ile karşı karşıya bırakmaktadır. Bu amaçla yeni düzenlemede cinsiyet değiştirmek isteyen kişinin bu değişikliğe gitmeden önce bizzat mahkemeye başvurması zorunlu kılınmış; mahkemenin böyle bir izni verebilmesi bazı koşullara bağlanmak suretiyle eski kanundaki 29 uncu maddenin ikinci fıkrasında olduğu gibi gelişigüzel cinsiyet değişikliklerinin önüne geçilmek istenmiştir.

Bu koşulların başında kişinin mahkemeye bizzat başvurması gelmektedir. Cinsiyet değişikliği şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olup, bu istemin bizzat cinsiyet değiştirmek isteyen kişiden gelmesi gerekir. Ancak bu durum kişinin böyle bir davayı mutlaka bizzat açması anlamında olmayıp, iradî temsil yolu da açıktır.

Değişiklik için aranan diğer önemli koşul, kişinin onsekiz yaşını doldurmuş olması ve evli bulunmamasıdır. Henüz cinsiyeti yönünden bir değişiklik zorunluluğu bulunmayan ya da böyle bir zorunluluğun olup olmadığı belli olmayan kişilerin bu yola başvurmasının önlenmesi bakımından en az onsekiz yaşın doldurmuş olması koşulu aranmış, bunun yanında bu kişinin evli olmaması koşulu da getirilmiştir. Toplumun temeli olan aile kurumunun cinsiyeti belirsiz kişiler nedeniyle sarsılmasını önlemek amacıyla öncelikle kişinin evli olmaması öngörülmüştür. Bu koşul, kişinin bu yandan evliliğini sürdürmesi, öte yandan bu evlilik devam ederken cinsiyet değişikliğine gitmesi, bunu eşinin ya da çocuklarının ortak yaşantıları içinde yapmasının psikolojik ve ahlâkî tersliklerinin önüne geçmek üzere konulmuştur.

Getirilen diğer önemli bir koşul, istem sahibinin transseksüel yapıda olması, ruh sağlığı açısından cinsiyet değişikliğinin zorunlu bulunması ve kişinin üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun olmasıdır. Bu yolla cinsiyet değişikliği sadece biyolojik açıdan değil, ruhsal açıdan da zorunlu olma koşuluna bağlanmıştır. Bu koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin gelişigüzel doktor raporlarına bağlanmaması için de uzmanlardan oluşan bir resmî sağlık kurulu raporu alınması öngörülmüştür.

Maddenin ikinci fıkrası, hâkimin iznine bağlı olarak cinsiyet değişikliğinin gerçekleştirilmesi hâlinde, bu hususun yine resmî sağlık kurulu raporuyla saptanması koşuluyla hâkimin cinsiyet değişikliği için nüfus sicilinde değişiklik kararı vermesini öngörmüştür.

B. Doğum kütüğü

I. Bildirme

Madde 41 - Doğumlara ilişkin bildirimler ve kimliği bilinmeyen bulunmuş çocuklar hakkındaki işlemler ilgili kanun hükümlerine göre yapılır.

GEREKÇESİ

Doğum kütüğü ve doğumun bildirilmesi konusunda 1587 sayılı Nüfus Kanunu hükümlerinin uygulanacağı göz önünde tutularak madde yürürlükteki metinden farklı bir şekilde düzenlenmiştir.

II. Doğum kütüğünde değişiklikler

Madde 42 - Kişisel durumdaki değişiklikler, özellikle evlilik dışı bir çocuğun tanınması veya hâkimin babalığa karar vermesi, soybağının düzeltilmesi, evlât edinme ya da bulunmuş bir çocuğun soybağının belli olması, ilgili kanun hükümlerine göre kütüğe işlenir.

GEREKÇESİ

Doğum kütüğünde değişiklik konusu 1587 sayılı Nüfus Kanununda ayrıca düzenlenmiş bulunduğu için, maddede diğer ilgili kanunlara yollama yapılmaktadır.

C. Ölüm kütüğü

I. Ölümün bildirilmesi

Madde 43 - Ölümlere ilişkin bildirimler ilgili kanun hükümlerine göre yapılır.

GEREKÇESİ

Eski kanundaki maddede öngörülen süreler, ilgili kanunlara yollama yapılmak suretiyle metinden çıkarılmıştır, ölümlere ilişkin bildirimlerin hangi sürelerde yapılması gerektiği konusu 1587 sayılı Nüfus Kanununda düzenlenmiştir. Bu nedenle, bu hususların Medenî Kanunda yer alması isabetli görülmemiştir.

II. Cesedi bulunamayan kişi

Madde 44 - Bir kimse, ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde ortadan kaybolursa cesedi bulunamamış olsa bile, o yerin en büyük mülkî amirinin emriyle kütüğe ölü kaydı düşürülür.

Bununla birlikte her ilgili, bu kişinin ölü veya sağ olduğunun mahkemece tespitini dava edebilir.

GEREKÇESİ

Madde sadeleştirilmek suretiyle yeniden kaleme alınmış, kaynak Kanuna uygun olarak iki fıkra hâline getirilmiştir.

III. Gaiplik kararı

Madde 45 - Gaiplik kararı, hâkimin bildirmesi üzerine, ölüm kütüğüne kaydolunur.

GEREKÇESİ

Hüküm değişikliği yoktur.

IV. Değişikliklerin kütüğe geçirilmesi

Madde 46 - Tescile esas olan bir bildirimin doğru olmadığının tespit edilmesi veya kime ait olduğu bilinmeyen cesedin kimliğinin belli olması ya da gaiplik kararının kaldırılması sebepleriyle zorunlu olan değişiklikler, ilgilinin kütükteki kaydının düşünceler sütununa yazılarak yapılır.

GEREKÇESİ

Hüküm değişikliği yoktur.

İKİNCİ KISIM
TÜZEL KİŞİLER
BİRİNCİ BÖLÜM
GENEL HÜKÜMLER

A. Tüzel kişilik

Madde 47 - Başlıbaşına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları, kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar.

Amacı hukuka veya ahlâka aykırı olan kişi ve mal toplulukları tüzel kişilik kazanamaz.

GEREKÇESİ

Maddenin kenar başlığı "Tüzel kişilik" olarak sadeleştirilmiştir. 1984 tarihli öntasarıdan farklı olarak birinci fıkradaki "kişi birlikleri" yerine "kişi toplulukları", yine aynı fıkradaki "bağımsız malvarlıkları" yerine "bağımsız mal toplulukları" terimleri tercih edilmiştir.

Birinci fıkrada, hem "tüzel kişilik" kavramının tanımı yapılmakta, hem de tüzel kişiliğin nasıl kazanılacağı belirtilmektedir. Fıkraya, tüzel kişiliğin nasıl kazanılacağı konusunda tüm özel hukuk tüzel kişileri için geçerli olabilecek genel bir hüküm koymaktan özellikle kaçınılmıştır. Çünkü yürürlükteki metin, İsviçre Medenî Kanunundan (m. 51/1) esinlenmek suretiyle kişi ve mal topluluklarının "sicillerine kayıtlarını icra ettirmekle şahsiyet iktisap edeceklerini" belirtiyorsa da, bu hüküm pozitif hukukumuzda yalnızca vakıflar ve ticaret şirketleri ile kooperatif ortaklıklar açısından teyid edilmektedir. Serbest kurulup sistemine tâbi olan demekler açısından ise yürürlükteki maddenin ilk fıkrasındaki bu hükmün işlerliği söz konusu değildir. Bu nedenle, yeni düzenleme hazırlanırken bütün özel hukuk tüzel kişileri için geçerli olması amaçlanan bir genel hükümde, her tüzel kişi çeşidinin kendisi için getirilen özel hükümlerde kabul edilen sisteme göre kurulacağını belirtmekle yetinmenin daha doğru olacağı düşünülmüştür.

Öte yandan yürürlükteki metnin "tüzel kişilik" tanımı da yeni düzenlemeye aynen alınmamıştır. Bu yapılırken, kanunda tanımlanmak istenen hukukî bir kavramın kapsamına girecek kurumlan tek tek saymaktan ziyade, bu kurumların ortak özelliklerini ortaya koyan açık bir ifade kullanılması gerektiği düşüncesinden hareket edilmiştir. Dernekler, vakıflar, ticaret şirketleri ve kooperatif ortaklıklar, kendilerini düzenleyen özel hükümlerde zaten aynı tanımlanmaktadır.

Bu sebeple maddenin birinci fıkrasında, tüzel kişiliğin nasıl kazanılacağı açıklanırken verilen tanımda tüzel kişi türleri tek tek zikredilmemiş, tüzel kişilere has olan ortak unsurlar belirtilmiştir. Birinci fıkrada yer alan bu unsurlar ise,
a. Bir kişi veya mal topluluğunun bulunması,
b. Bu topluluğun belirli bir amaç için oluşturulması,
c. Bu oluşumun hukuk düzeninde başlıbaşına bir varlığa sahip olmak üzere, bir örgütlenme ile sağlanmasıdır.

Herhangi bir kişi veya mal topluluğunun tüzel kişilik kazanabilmesi için, onun ayrıca hukuk düzeni tarafından "hak ehliyetine sahip bir varlık" olarak tanınması gerektiği de açıktır. Yukarıdakilere eklenmesi gereken bu dördüncü unsur da birinci fıkrada yer almakta ve tanımda verilen özellikleri taşıyan toplulukların ancak özel hükümlerinde yazılı şartlar uyarınca tüzel kişilik kazanabilecekleri belirtilmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasında, eski metinden ve 1984 tarihli Öntasarıdan farklı olarak "Kanuna... aykırı" yerine "hukuka ...aykırı" deyimi tercih edilmiştir. Böylece, yalnızca teknik ve dar anlamda "kanun"a değil, pozitif hukuktaki diğer yürürlük kaynaklarına aykırı amaç güden kişi ve mal topluluklarının da tüzel kişilik kazanamayacağı vurgulanmış olmaktadır. Diğer taraftan ikinci fıkrada, eski metinden farklı olarak "kanuna ve ahlâka mugayir" ifadesi yerine "hukuka veya ahlâka aykırı" ifadesi kullanılmış ve böylece "ve" yerine "veya" sözcüğü tercih edilmek suretiyle sadece hukuka aykırılığın yahut da ahlâka aykırılığın varlığının, tek başına tüzel kişiliğin kazanılmasını engellemeye yeterli olduğu vurgulanmıştır.

B. Hak ehliyeti

Madde 48 - Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler.

GEREKÇESİ

Maddenin kenar başlığında, yürürlükteki metnin kenar başlığındaki "Medenî haklardan istifade" deyimi yerine, teknik ve daha doğru bir ifade olan hem kaynak Kanunda hem de 1984 tarihli Öntasarıda kullanılan "Hak ehliyeti" terimi tercih edilmiştir.

Hüküm değişikliği yoktur; madde içerik itibarıyla yürürlükteki metnin aynıdır.

Böylece, yaradılış gereği sadece insanlara özgü olan ve maddede "...cins, yaş, hısımlık gibi..." ifadesiyle sınırlayıcı olarak sayılmayan nitelikler dışındaki bütün haklara ve borçlara tüzel kişilerin de ehil olduğu vurgulanmak suretiyle gerçek ve tüzel kişilerin ehliyet eşitliğini esas alan medenî hukuk yaklaşımı muhafaza edilmektedir. Ancak, yürürlükteki metinde kullanılan ".." bütün hakları iktisap ve borçlan iltizam edebilirler" tarzındaki ifade, "... bütün haklara ve borçlara ehildirler." şeklinde değiştirilmiştir. Nitekim, hak ehliyeti kavramı, haklara ve borçlara ehil olma şeklinde açıklandığı için kaynak Kanunda da (m. 53) aynı ifade kullanılmaktadır.

1984 tarihli Öntasarının 47 nci maddesinde yer alan "özel hükümler saklıdır." şeklindeki ikinci fıkranın maddeye alınması, kaynak Kanun da izlenmek suretiyle, gereksiz görülmüştür.

C. Fiil ehliyeti

I. Koşulu

Madde 49 - Tüzel kişiler, kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini kazanırlar.

GEREKÇESİ

İçerik itibarıyla hüküm değişikliği yoktur. Yürürlükteki metin yerine, Türkçe açısından daha sade ve teknik hukuk terimlerini daha özenli kullanan ifadeler tercih edilmiştir.

Maddenin konu ve kenar başlıkları, eski metinde yer alan "C.Medenî hakları kullanmak salâhiyeti/ I. Şartları" yerine, "C. Fiil ehliyeti/ I.Koşulu" şeklinde değiştirilmiştir. Kaynak Kanunun Fransızca metninde "exercise deş droit civils". deyimi yer almakla birlikte, Alınanca metninde "Handlungfaehigkeit", yani "Fiil ehliyeti" terimi yer almaktadır. Yeni düzenlemede Alınanca metnin çevirisinin tercih edilmesinin sebebi, bugün Türk Hukukunda, "kişinin kendi fiilleriyle haklar edinebilmesi ve borç (yüküm) altına girebilmesi" olanağı anlamında "fiil ehliyeti" teriminin yerleşmiş olmasıdır. Nitekim, 9 uncu maddede de kaynak Kanunun Alınanca metni izlenilmek suretiyle "fiil ehliyeti" terimi kullanılmış ve "Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi filleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir" ifadesine yer verilmiştir.

Diğer taraftan, madde kaleme alınırken, eski metnin kullandığı "...nizamnamelerine göre...." ifadesi yerine "... kuruluş belgelerine göre..." ifadesi tercih edilmiştir. Bunun sebebi, özel hukuk tüzel kişilerinin kurulması için düzenlenen belgelerin hepsinin "nizamname" yani "tüzük" kavramı altında toplanmasının mümkün olmamasıdır.

Eski metnin içerik itibarıyla değiştirilmemesinde ise, doğal olarak, kaynak Kanunun kabulüne temel olan gerekçelerin bugün de aynen geçerli olması gerçeğinden hareket edilmiştir. Gerçek kişiler gibi doğal bir iradeye sahip olmayan tüzel kişilerin kendi fiilleri ile haklar edinip borç altına girmelerinin mümkün olabilmesi için, bu yöndeki iradeyi oluşturacak ve fiil ve davranıştan tüzel kişiye atfedilebilecek organların varlığı gerektiğinden, tüzel kişilerin fiil ehliyetinin başlangıcından da ancak söz konusu organların kurulmasından sonra bahsedilebilecektir.

II. Kullanılması

Madde 50 - Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır.

Organlar, hukukî işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokarlar.

Organlar, kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumludurlar.

GEREKÇESİ

Eski metnin hem kenar başlığı hem de hüküm fıkraları dil açısından sadeleştirildiği gibi, metne hükmün anlam ve amacı açısından önemli olun bazı eklemeler de yapılmıştır.

Birinci fıkra, 1984 tarihli öntasarının 49 uncu maddesinde de yapıldığı gibi, eski metnin dil açısından sadeleştirilmiş ve günümüz diline çevrilmiş şeklidir.

İkinci fıkrada, eski metnin hem dil açısından sadeleştirilmesi, hem de düzenlenmek istenen konunun daha açık ifade edilebilmesi amacıyla bazı açılardan tamamlanması söz konusudur. Bu fıkrada, organların hukukî işlemleri ve diğer bütün hukukî fiilleriyle tüzel kişiyi borç alana sokabilecekleri belirtilmiştir.

Üçüncü fıkrada düzenlenmek istenen konu ise, "organ"ın sorumluluğu değil, organı oluşturan kişinin veya kişilerin sorumluluğu olduğu için, hüküm, bu açıdan tamamlanmak suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Diğer taraftan hükme, eski metinden farklı olarak, bir de "..ayrıca.." sözcüğü eklenmiştir; çünkü organı oluşturan kişilerin kişisel sorumlulukları tüzel kişinin sorumluluğunu ortadan kaldırmayan ve onun yanında yer alan bir sorumluluktur. Kaynak Kanunun 55 inci maddesinin üçüncü fıkrasında ve 1984 tarihli Öntasarının 49 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında da aynı hususlar vurgulanmıştır.

D. Yerleşim yeri

Madde 51 - Tüzel kişinin yerleşim yeri, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yerdir.

GEREKÇESİ

Hüküm değişikliği yoktur. Eski metnin "ikametgâh" şeklinde olan kenar başlığı, anlaştırılarak "Yerleşim yeri" şeklinde değiştirilmiş ve ayrıca hüküm cümlesi de sadeleştirilmiştir.

Maddede "nizamname" yerine "tüzük" terimi kullanılmayıp, bütün tüzel kişileri kapsamak üzere "kuruluş belgesi" ifadesi tercih edilmiştir.

Maddede yer alan tüzel kişinin yerleşim yerinin "kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yer" olduğuna ilişkin hüküm, tüzel kişilerin kuruluş belgesinde yerleşim yerlerinin belirtilmemiş olması hâlinde, bu eksiklik tamamlanıncaya kadar veya tamamlanmadığı sürece uygulama alam bulacak ve böylece kişiler hukukunda kabul edilen "yerleşim yerinin zorunluluğu ilkesi" açısından önemli bir işlevi yerine getirecektir.

E. Kişiliğin sona ermesi

I. Sınırlı devam etme

Madde 52 - Sona eren tüzel kişinin kişiliği, ehliyeti tasfiye amacıyla sınırlı olmak üzere tasfiye sırasında da devam eder.

GEREKÇESİ

Tüzel kişinin kişiliğinin sona ermesinin etkilerini düzenleyen hükümler, eski metinde "Şahsiyetin zevali" başlığı alanda kaleme alınmıştır. Maddenin konu başlığı "Kişiliğin sona ermesi" şeklinde ifade edilmiştir.)

"Sınırlı devam etme" başlığını taşıyan madde, sona erme sebeplerinden birinin ortaya çıkması durumunda bunun sonucunun ne olacağı konusunda, Türk Ticaret Kanununun çeşitli hükümlerinde ticaret ortaklıkları için dile getirilen ve doktrinde bütün özel hukuk tüzel kişileri açısından da geçerli olduğu kabul edilen bir ilkenin Medenî Kanunda da bir genel ilke olarak yer alması gerektiği düşüncesinden hareketle kaleme alınmıştır. Bu ilke, sona erme sebeplerinden biri ortaya çıktığında bir tüzel kişinin kişiliğinin ortadan kalkmasının hemen gerçekleşmeyeceği, tüzel kişinin kuruluş amacının yerini -tasfiye sonuçlanana kadar- tasfiye amacının alacağı ve tüzel kişiliğin de bu amaçla sınırlı olmak üzere devam edeceği ilkesidir. Sona erme sebebi gerçekleşen tüzel kişinin, tasfiye sırasında kişiliğini koruması, bu aşamada yapılacak işlemlerin kime izafe edileceğinin belirlenmesi açısından kaçınılmazdır; ancak kişiliğin yalnızca tasfiye amacı çerçevesinde devam etmesi de yeterlidir. Bu amaç, sona erme sebebi gerçekleşen tüzel kişinin malvarlığının paraya çevrilerek borçlarının ödenmesine ve alacaklarının tahsiline yöneliktir.

II. Malvarlığının tasfiyesi

Madde 53 - Tüzel kişinin malvarlığının tasfiyesi, kanunda ve kuruluş belgesinde aksine hüküm bulunmadıkça, terekenin resmî tasfiyesine ilişkin hükümlere göre yapılır.

GEREKÇESİ

Maddenin yeri, eski hükümden, kaynak Kanundan ve 1984 tarihli Öntasarıdan farklı bir sistematik izlenmek suretiyle, "malvarlığının tasfiyesi" konusu "malvarlığının özgülenmesi" konusunun önüne alınmıştır. Bunun sebebi, özgüleme aşamasının ancak tasfiyeden sonra söz konusu olabileceği gerçeğidir.

Madde içerik itibarıyla, eski metinden ve kaynak Kanundan ayrılarak, 1984 tarihli öntasarının 52 nci maddesi hükmündeki tercihi izlemiştir. Buna göre, sona erme sebebi gerçekleşen tüzel kişinin tasfiyesi, eski metinde olduğu gibi "...kooperatif şirketlere tatbik edilen hükümlere tevfikan..." değil, kanunda ve kuruluş belgesinde aksine hüküm bulunmadıkça, terekenin resmî tasfiyesine ilişkin hükümlere göre yapılır. Sona erme sebebi gerçekleşen tüzel kişinin tasfiyesinde uygulanacak olan terekenin resmî tasfiyesine ilişkin hükümler ile kasdedilen ise 632 ve 633 üncü madde hükümleri değil, 634 ilâ 636 ncı maddeleri arasında getirilmiş olan tasfiye usulü hükümleridir. Hâkim bu hükümleri doğrudan değil, ancak kıyas yoluyla uygulayabilir.

III. Malvarlığının özgülenmesi

Madde 54 - Tüzel kişinin malvarlığı, kanunda veya kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça ya da yetkili organı başka türlü karar vermedikçe, en yakın amacı güden kamu kurum veya kuruluşuna geçer.

Bu malvarlığı olanak ölçüsünde daha önce özgülendiği amaç için kullanılır.

Hukuka veya ahlâka aykırı amaç güttüğü için kişiliği mahkeme kararıyla sona eren tüzel kişinin malvarlığı her hâlde ilgili kamu kuruluşuna geçer.

GEREKÇESİ

Eski maddenin kenar başlığında kullanılan "Malların tahsisi" ifadesi yerine, günümüz diline uygun olan "Malvarlığının özgülenmesi" ifadesi tercih edilmiştir. Madde, eski metinden farklı olarak, kaynak Kanun (m.57) izlenmek suretiyle ve 1984 tarihli Öntasarının 51 inci maddesinde olduğu gibi üç fıkraya ayrılmıştır.

Maddede hüküm değişikliğine gidilmemiş ve ifade açısından ise, büyük ölçüde 1984 tarihli öntasarı izlenmiştir.

F. Saklı hükümler

Madde 55 - Kamu tüzel kişileri ile ticaret şirketleri hakkındaki kanun hükümleri saklıdır.

GEREKÇESİ

Kaynak Kanundaki kenar başlıktan esinlenen eski metnin kenar başlığı, kanun yapma tekniğine uygun olarak kısaltılarak "Saklı hükümler" şeklinde kaleme alınmıştır.

Madde, eski metinden ve 1984 tarihli öntasarının 53 üncü maddesinden farklı olarak, tek fıkraya indirilmiş ve eski metnin "iktisadî bir gaye takip eden cemiyetler, şirketler hakkındaki hükümlere tâbidir." şeklindeki ifadesi, gereksiz olduğu düşüncesiyle hükümden çıkarılmıştır. Hukuk sistemimizde dernekler, dar anlamda iktisadî amaç güdemeyecekleri ve üyelerine iktisadî yarar sağlamak yahut kazanç paylaştırmak amacıyla kurulamayacakları için, bu amaçlar için kurulabilecek ve tüzel kişiliğe sahip bulunacak kişi toplulukları da sadece ticaret şirketleridir. Bu sebeple, maddede sadece "kamu tüzel kişileri ile ticaret şirketleri hakkındaki kanun hükümleri"nin saklı olduğu belirtilmekle yetinilmiştir.

İKİNCİ BÖLÜM
DERNEKLER

A. Kuruluşu

I. Tanımı

Madde 56 - Dernekler, gerçek veya tüzel en az yedi kişinin kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları, tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarıdır.

Hukuka veya ahlâka aykırı amaçlarla dernek kurulamaz.

GEREKÇESİ

Bu maddede, 2908 sayılı Dernekler Kanununun l inci maddesinde yer alan düzenleme ve eski Kanunun 53 üncü maddesi birlikte ele alınmış; doktrinde ileri sürülen görüşlerden yararlanılarak dernek kavramı yeniden tanımlanmıştır. Böylece demek kavramının, benzer kavramlardan, örneğin adî ortaklıktan, ticaret şirketlerinden, vakıftan ve gönüllü faaliyetlerden ayırdedilmesi sağlanmıştır.

Maddede verilen tanımdan hareketle, demeğin unsurlarını şu şekilde belirleyebiliriz:
a- En az yedi gerçek kişinin bilgi ve çalışmalarım sürekli olarak birleştirmeleri,
b- Kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak amacı gerçekleştirme,
c- Tüzel kişiliğe sahip olma,
d- Örgütlenmiş kişi topluluğu olma.

İkinci fıkrada derneklerin hukuka veya ahlâka aykırı amaçlarla kurulamayacağı öngörülmektedir.

II. Dernek kurma hakkı

Madde 57 - Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir.

Dernek kurucularının fiil ehliyetine sahip olması gerekir.

GEREKÇESİ

Anayasamızda dernek kurma özgürlüğü kişinin hakları ve ödevleri başlıklı bölümde temel haklar arasında sayılmış, böylece anayasal güvence altına alınmıştır. Anayasanın 33 üncü maddesinin birinci fıkrası, birinci fıkra olarak aynen alınmıştır. Bu bakımdan anılan Anayasa hükmünün gerekçesi burada da geçerli olacaktır.

Bu maddede, demek özgürlüğünün olumlu bir görünümü olan demek kurma hakkı düzenlenmiştir.

Maddedeki "herkes" sözü ile, Anayasanın 33 üncü maddesinde olduğu gibi gerçek kişiler kastedilmiştir. Dernek kurucusu olacak gerçek kişilerin fiil ehliyetine sahip olmaları yeterli sayılmıştır. Demek kurucu üyesi olabilmek için kişinin ergin olması, ayırt etme gücüne sahip bulunması ve kısıtlı olmaması gerekir. Demek kumcusu olabilmek için kişinin mutlaka on sekiz yaşını tamamlaması şartı aranmamış; ergin kılınma (m. 12) veya evlenmeyle ergin olanların (m. 11) onsekiz yaşını tamamlamadıkları hâlde, kurucu olabilmelerine olanak tanınmıştır.

III. Tüzük

Madde 58 - Her derneğin bir tüzüğü bulunur.

Dernek tüzüğünde derneğin adı, amacı, gelir kaynakları, üyelik koşulları, organları ve örgütü ile geçici yönetim kurulunun gösterilmesi zorunludur.

Dernek tüzüğü, kanunun emredici hükümlerine aykırı olamaz.

Dernek tüzüğünde düzenlenmemiş konularda kanun hükümleri uygulanır.

GEREKÇESİ

Madde dört fıkradan oluşmaktadır. Birinci fıkrada her demeğin mutlaka bir tüzüğünün bulunması gerektiği ifade edilmiştir. Derneklerin tüzüğü âdeta onların temel yasası niteliğindedir. Tüzükte mutlaka yer alması gereken hususların neler olduğu ikinci fıkrada belirtilmiştir. Tüzükte ayrıca geçici yönetim kurulu üyelerinin de gösterilmiş olması şarttır.

Üçüncü fıkrada demek tüzüklerine konulacak hükümlerin kanunun emredici hükümlerine aykırı olmaması gereğine işaret edilmekte, son fıkrada da tüzükte baklanda hüküm bulunmayan hâllerde kanun hükümlerine başvurulacağı ifade edilmektedir.

IV. Tüzel kişiliğin kazanılması

1. Kazanma anı

Madde 59 - Dernekler, kuruluş bildirimini, dernek tüzüğünü ve gerekli belgeleri yerleşim yerinin bulunduğu yerin en büyük mülkî amirine verdikleri anda tüzel kişilik kazanırlar.

Kuruluş bildiriminin içeriği ve gerekli belgelerin nelerden ibaret olduğu, yönetmelikte gösterilir.

GEREKÇESİ

Maddede demeklerin tüzel kişilik kazanması ve özellikle tüzel kişiliğin hangi anda kazanılmış olacağı düzenlenmektedir.

Birinci fıkrada demeklerin tüzel kişilik kazanma anı, kuruluş bildirimi, dernek tüzüğü ve gerekli belgelerin yerleşim yerindeki en büyük mülkî amire verildiği an olarak öngörülmektedir. Bu itibarladır ki, demeklerin tüzel kişilik kazanmasında "normatif bildirim sistemi" benimsenmiş olmaktadır. Böylece de yürürlükteki Kanunun kabul etmiş olduğu "serbest kuruluş sistemi" değiştirilmiş olmaktadır.

2. İnceleme

Madde 60 - Kuruluş bildirimi ve belgelerin doğruluğu ile dernek tüzüğü, en büyük mülkî amir tarafından altmış gün içinde dosya üzerinden incelenir.

Kuruluş bildiriminde, tüzükte ve kurucuların hukukî durumlarında kanuna aykırılık veya noksanlık tespit edildiği takdirde bunların giderilmesi veya tamamlanması derhâl kuruculardan istenir. Bu istemin tebliğinden başlayarak otuz gün içinde belirtilen noksanlık tamamlanmaz ve kanuna aykırılık giderilmezse; en büyük mülkî amir, yetkili asliye hukuk mahkemesinde derneğin feshi konusunda dava açması için durumu Cumhuriyet savcılığına bildirir. Cumhuriyet savcısı mahkemeden derneğin faaliyetinin durdurulmasına karar verilmesini de isteyebilir.

Kuruluş bildiriminde, tüzükte ve belgelerde kanuna aykırılık veya noksanlık bulunmaz ya da bu aykırılık veya noksanlık belirli sürede giderilmiş bulunursa; keyfiyet derhâl derneğe yazıyla bildirilir ve dernek, dernekler kütüğüne kaydedilir.

GEREKÇESİ

Madde derneklerin kuruluş aşamasında yaptıkları başvurunun incelenmesi konusunu oldukça ayrıntılı biçimde düzenlemektedir.

Birinci fıkrada yerleşim yerinin bulunduğu yerin en büyük mülkî amirine, kuruluş bildirimi ve eklerinin, bu arada tüzüğün doğruluğunun, eksiklik veya kanuna aykırılıkların bulunup bulunmadığının en çok altmış gün içinde incelenmesi görevi verilmektedir.

İkinci fıkrada, bu inceleme sonucunda tüzükte, kuruluş bildirimi ve kurucuların hukukî durumunda kanuna aykırılık veya noksanlıklar tespit edildiği takdirde mülkî amirin ne yapması gerektiği açıklanmaktadır.

3. Dernek tüzüğünün ilânı

Madde 61 - (Mülga: 4/11/2004-5253/38 md.)

GEREKÇESİ

Maddede dernek tüzüğünün, en büyük mülkî amirin derneğe yaptığı yazılı bildirimi izleyen onbeş gün içinde yerel bir gazete ile ilân edilmesi zorunluluğu getirilmektedir.

4. İlk genel kurul toplantısı

Madde 62 - (Değişik: 4/11/2004-5253/38 md.)
Dernekler, 60 ıncı maddenin son fıkrası gereğince yapılan yazılı bildirimi izleyen altı ay içinde ilk genel kurul toplantılarını yapmak ve zorunlu organlarını oluşturmakla yükümlüdürler.

GEREKÇESİ

Maddede yeni kurulmuş olan bir derneğin ilk genel kurul toplantısını tüzüğünün gazetede yayımlandığı günü izleyen altı ay içinde yapması ve kanunen kurulması gerekli olan organlarını bu genel kurul toplantısında oluşturması zorunluluğu getirilmektedir. Derneğin fiil ehliyetinin başlayabilmesi, yani dernek adına hukukî işlemlere girişilebilmesi ancak bu zorunlu organların oluşturulmasıyla mümkün olabilecektir.

B. Üyelik

I. Kazanılması

1. Kural

Madde 63 - Hiç kimse, bir derneğe üye olmaya ve hiçbir dernek de üye kabul etmeye zorlanamaz.

GEREKÇESİ

Toplamı ve dernek kurma hakkı temel hak ve özgürlüklerdendir. Nitekim, Anayasanın 33 üncü maddesi bu özgürlüğü temel haklar arasında düzenlemiştir.

Madde bir derneğe üyelik konusunu bu anlayışla düzenlemekte ve bura kişinin iradesine bağlamaktadır.

2. Koşulları

Madde 64 - Fiil ehliyetine sahip bulunan her gerçek kişi ile tüzel kişiler, derneklere üye olma hakkına sahiptir.

Yazılı olarak yapılacak üyelik başvurusu, dernek yönetim kurulunca en çok otuz gün içinde karara bağlanır ve sonuç yazıyla başvuru sahibine bildirilir. Başvurusu kabul edilen üye, bu amaçla tutulacak deftere kaydedilir.

GEREKÇESİ

Madde bir derneğe üye olma koşullarını düzenlemektedir. Buna göre, derneğe üyelik için özel koşullar aranmamış, kişinin fiil ehliyetine sahip olması yeterli görülmüştür.

Maddenin ikinci fıkrasında üyelik başvurusu üzerine yapılacak işlemler belirtilmiştir.

II. Sona ermesi

1. Kendiliğinden

Madde 65 - Üyelik için kanunda veya tüzükte aranılan nitelikleri sonradan kaybedenlerin dernek üyeliği kendiliğinden sona erer.

GEREKÇESİ

Dernek üyeliğinin sona ermesi, bu ve bunu izleyen maddelerde "Kendiliğinden", "çıkma ile" ve "çıkarılma ile" kenar başlıklarıyla üç aynı maddede düzenlenmiştir.

Bu hükümde üyeliğin, kanunda veya dernek tüzüğünde öngörülen koşulların kaybı hâlinde kendiliğinden sona ereceği belirtilmiştir.

2. Çıkma ile

Madde 66 - Hiç kimse, dernekte üye kalmaya zorlanamaz. Her üye yazılı olarak bildirmek kaydıyla, dernekten çıkma hakkına sahiptir.

GEREKÇESİ

Madde yürürlükteki Kanunun 63 üncü maddesini karşılamaktadır. Maddede derneğe girme gibi dernekten çıkma da kişinin kendi iradesine bağlanmıştır.

Dernekten çıkmak isteyen üyenin bu iradesini altı ay önceden yazılı olarak bildirmesi yeterlidir. Yazılı şekil geçerlilik koşuludur.

3. Çıkarılma ile

Madde 67 - Tüzükte üyelerin çıkarılma sebepleri gösterilebilir.

Tüzükte çıkarma sebepleri gösterilmişse, çıkarma kararına bu sebeplerin haklı sayılamayacağı iddiasıyla itiraz edilemez.

Tüzükte çıkarma düzenlenmemişse üye, ancak haklı sebeple çıkarılabilir. Bu çıkarma kararına, haklı sebep bulunmadığı ileri sürülerek itiraz edilebilir.

GEREKÇESİ

Maddede kişinin dernekten çıkarılması konusu düzenlenmiştir. Çıkarılma sebeplerinin genelde dernek tüzüğünde gösterilmesi yaygın bir uygulamadır. Tüzükte bu konuda bir hüküm yoksa, üye ancak haklı sebeplere dayanılarak dernekten çıkarılabilir. Üçüncü fıkra ile bu gibi durumlarda üyelikten çıkarılan kimseye çıkarma kararına karşı itiraz hakkı tanınmıştır.

III. Kapsamı

1. Üyelerin hakları
a. Eşitlik ilkesi

Madde 68 - Dernek üyeleri eşit haklara sahiptirler. Dernek, üyeleri arasında dil, ırk, renk, cinsiyet, din ve mezhep, aile, zümre ve sınıf farkı gözetemez; eşitliği bozan veya bazı üyelere bu sebeplerle ayrıcalık tanıyan uygulamalar yapamaz.

Her üyenin, derneğin faaliyetlerine ve yönetimine katılma hakkı vardır.

Dernekten çıkan veya çıkarılan üye, dernek malvarlığında hak iddia edemez.

GEREKÇESİ

Madde, Anayasanın 10 uncu maddesinde öngörülen eşitlik ilkesini tekrarlamaktadır. Buna göre, dernek üyeleri arasında herhangi bir ayırım yapılamayacağı ve dernek faaliyetlerine katılımda da üyelerin eşit haklara sahip olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca maddede, eski Kanunun 66 ncı maddesinde olduğu gibi, demekten çıkan her üyenin, dernek malvarlığında hak iddia edemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

b. Oy hakkı

Madde 69 - Her üyenin genel kurulda bir oy hakkı vardır; üye, oyunu şahsen kullanmak zorundadır.

Onursal üyelerin oy hakkı yoktur.

GEREKÇESİ

Maddede üyelerin oy hakkı düzenlenmiştir. Eşitlik ilkesi gereği, her üyenin bir oy hakkına sahip olacağı tabiîdir.

2. Üyelerin yükümlülükleri

a. Ödenti verme borcu

Madde 70 - Üyelerin ödenti verme borcu tüzükle düzenlenir. Tüzükte düzenleme yoksa üyeler, dernek amacının gerçekleşmesi ve borçlarının karşılanması için zorunlu ödentilere eşit olarak katılırlar. Dernekten çıkan veya çıkarılan üye, üyelikte bulunduğu sürenin ödentisini vermek zorundadır.

Onursal üyeler ödenti vermek zorunda değildir.

GEREKÇESİ

Madde eski Kanunun 64 üncü maddesini karşılamakta olup, İsviçre Medenî Kanununun 71 inci maddesinin Fransızca ve Alınanca metnine uygun olarak yeniden düzenlenmiştir. Madde, üyelik yükümlülüklerinden "ödenti verme borcu"nu hükme bağlamakta, bu borcun tüzükle düzenleneceğini, tüzükte hüküm bulunmaması hâlinde ise üyelerin dernek amacının gerçekleşmesi ve borçlarının karşılanması için zorunlu ödentilere eşit olarak katılacağını, dernekten çıkan veya çıkarılan üyenin, üyelikte bulunduğu sürenin ödentisini vermek zorunda olduğunu onursal üyelerin ödenek vermeye zorlanamayacağını öngörmektedir. Maddeye, ödenti tüzükle belirlenmemişse, üyenin derneğin tüm borçlarını ödemek zorunda olmadığı, sadece amacı ve borçlarının karşılanması için belli bir miktar ödenti vereceği konusunda açıklık getirilmiştir.

b. Diğer yükümlülükler

Madde 71 - Üyeler, dernek düzenine uymak ve derneğe sadakat göstermekle yükümlüdürler.

Her üye, derneğin amacına uygun davranmak, özellikle amacın gerçekleşmesini güçleştirici veya engelleyici davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.

GEREKÇESİ

Madde "Diğer yükümlülükler" kenar başlığı altında üyelerin manevî yükümlülüklerinin neler olduğunu düzenlemektedir. Bu yükümlülüklerin birer birer belirtilmesindeki güçlük göz önünde tutularak birinci fıkrada genel düzenlemeye yer verilmiş, ikinci fıkrada ise bu kapsamda değerlendirilebilecek bazı özel nitelikli yükümlülükler sayılmıştır.

C. Organlar

I. Genel olarak

Madde 72 - Derneğin zorunlu organları, genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kuruludur.

Dernekler zorunlu organları dışında başka organlar da oluşturabilirler. Ancak, bu organlara zorunlu organların görev, yetki ve sorumlulukları devredilemez.

GEREKÇESİ

Madde derneğin zorunlu organlarının neler olduğunu düzenlemekte ve bunlar dışında da organlar oluşturabilme olanağını tanımaktadır. Zorunlu organların görev, yetki ve sorumluluklarının oluşturulacak bu organlara devri mümkün değildir.

Zorunlu organlar dışındaki organların neler olabileceği açıklanmamış, böylece derneklere iç örgütlerini serbestçe belirleme olanağı tanınmıştır.

II. Genel kurul

1. Niteliği ve oluşumu

Madde 73 - Genel kurul, derneğin en yetkili karar organı olup; derneğe kayıtlı üyelerden oluşur.

GEREKÇESİ

Madde, eski Kanunun 57 nci maddesini karşılamakta olup, kayıtlı tüm üyelerden oluşan genel kurulun, derneğin en yetkili karar organı olduğunu hükme bağlamıştır.

2.Toplanması

a. Olağan toplantı

Madde 74 - Genel kurul, tüzükte belirtilen zamanda yönetim kurulunun çağrısı üzerine toplanır.

(Değişik ikinci fıkra: 4/11/2004-5253/38 md.) Olağan genel kurul toplantılarının en geç üç yılda bir yapılması zorunludur.

GEREKÇESİ

Maddeyle genel kurulun olağan toplanma koşulları düzenlenmiştir. Çağrı yönetim kurulunca yapılır. Olağan genel kurul toplantısının yapılma süresi en geç üç yılda bir olarak saptanmış, böylece yönetim kurulunun olağan toplantıya çağırma hak ve yetkisini kötüye kullanmasına karşı önlem alınmıştır.

b. Olağanüstü toplantı

Madde 75 - Genel kurul, yönetim veya denetim kurulunun gerekli gördüğü hâllerde veya dernek üyelerinden beşte birinin yazılı başvurusu üzerine, yönetim kurulunca olağanüstü toplantıya çağrılır.

Yönetim kurulu, genel kurulu toplantıya çağırmazsa; üyelerden birinin başvurusu üzerine, sulh hâkimi, üç üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirir.

GEREKÇESİ

Madde genel kurulun olağanüstü toplanmasını düzenlemektedir. Bazı önemli ve zorunlu durumlarda genel kurulun olağanüstü toplantıya çağrılması gerekebilir.

Birinci fıkrayla olağanüstü çağrıyı yapabilecek organlar ile üye sayısı belirlenmiştir.

İkinci fıkrayla da yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağırmaması hâlinde üyelerden birinin başvurusu üzerine sulh hâkiminin üç üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirebileceği öngörülmüştür.

c. Toplantısız veya çağrısız alınan kararlar

Madde 76 - Bütün üyelerin bir araya gelmeksizin yazılı katılımıyla alınan kararlar ile dernek üyelerinin tamamının kanunda yazılı çağrı usulüne uymaksızın bir araya gelerek aldığı kararlar geçerlidir.

Bu şekilde karar alınması olağan toplantı yerine geçmez.

GEREKÇESİ

Madde, olağan genel kurullar hariç bırakılmak suretiyle, toplantısız veya çağrısız toplantıyla kararlar alınmasını düzenlemektedir.

Birinci fıkrayla genel kurul üyelerinin tamamının bir araya gelmeksizin yazılı katılımıyla alacakları kararlar ile dernek üyelerinin tümünün kanunda yazılı, çağrı usulüne uyulmaksızın bir araya gelerek aldıkları kararlar geçerli kabul edilmiştir.

İkinci fıkrayla, olağan genel kurul toplantısı yerine geçmek üzere bu şekilde karar alınamayacağı öngörülmüştür.

3. Toplantıya çağrı

Madde 77 - Genel kurul, yönetim kurulunca, en az onbeş gün önceden toplantıya çağrılır. Bu amaçla toplantının günü, saati, yeri ve gündemi, üyelere bildirilir.

Toplantıya çağrı usulü ve toplantının ertelenmesine ilişkin konular, yönetmelikle düzenlenir.

GEREKÇESİ

Madde genel kurulun toplantıya çağrılmasını düzenlemektedir.

Birinci fıkrayla genel kurulun toplantıya çağrılmasının usul ve esasları belirlenmiş, böylece kuruldan bütün üyelerin zamanında haberdar olmaları ve katılımlarının sağlanması öngörülmüştür.

İkinci fıkrayla da toplantıya çağrı usulü ve toplantının ertelenmesine ilişkin konuların ayrıntıları, düzenlenecek yönetmeliğe bırakılmıştır.

4. Toplantı yeri ve toplantı yeter sayısı

Madde 78 - Genel kurul toplantıları, tüzükte aksine hüküm olmadıkça, dernek merkezinin bulunduğu yerde yapılır.

Genel kurul, katılma hakkı bulunan üyelerin salt çoğunluğunun, tüzük değişikliği ve derneğin feshi hâllerinde üçte ikisinin katılımıyla toplanır; çoğunluğun sağlanamaması sebebiyle toplantının ertelenmesi durumunda ikinci toplantıda çoğunluk aranmaz. Ancak, bu toplantıya katılan üye sayısı, yönetim ve denetim kurulları üye tam sayısının iki katından az olamaz.

Genel kurul toplantısı, bir defadan fazla geri bırakılamaz.

GEREKÇESİ

Madde toplantı yeri ve toplantı yeter sayısını düzenlemektedir.

Birinci fıkrayla sakıncaları gidermek amacıyla, tüzükte aksine bir hüküm bulunmadıkça, genel kurul toplantılarının demek merkezinde yapılacağı hükmü getirilmiştir.

İkinci fıkrayla toplantı yeter sayısı ayrıntılı olarak belirlenmiştir.

Üçüncü fıkrayla ise genel kurul toplantısının bir defadan fazla geri bırakılamayacağı öngörülmüştür.

5. Toplantı usulü

Madde 79 - Genel kurul toplantısının açılışından sonra, toplantıyı yönetmek üzere, bir başkan ve yeteri kadar başkan vekili ile yazman seçilir.

Genel kurul toplantısında yalnız gündemde yer alan Maddeler görüşülür. Ancak, toplantıda hazır bulunan üyelerin en az onda biri tarafından görüşülmesi yazılı olarak istenen konuların gündeme alınması zorunludur.

(Mülga üçüncü fıkra: 4/11/2004-5253/38 md.)

GEREKÇESİ

Madde toplantı usulünü düzenlemektedir.

Birinci fıkra toplantıyı yöneteceklerin kimler olacağını ve sayılarını saptamaktadır.

İkinci fıkra genel kurulun toplantılarında gündemle bağlılığını ve bunun yanı sıra toplantıda hazır bulunan üyelerin en az onda biri tarafından istenilmesi koşuluyla görüşülmesi yazılı olarak istenen konuların da gündeme alınması zorunluluğunu öngörmektedir.

6. Genel kurulun görev ve yetkileri

Madde 80 - Genel kurul, üyeliğe kabul ve üyelikten çıkarma hakkında son kararı verir; dernek organlarını seçer ve derneğin diğer bir organına verilmemiş olan işleri görür.

Genel kurul, derneğin diğer organlarını denetler ve onları haklı sebeplerle her zaman görevden alabilir.

GEREKÇESİ

Maddeyle derneğin en üst organı olan genel kurulun görev ve yetkilerinin neler olduğu düzenlenmiş, derneğin diğer organlarını denetleyeceği ve onları haklı sebeplerin varlığı hâlinde her zaman görevden alabileceği hükme bağlanmıştır. Haklı sebeplerle görevden alınan diğer organların sözleşmeden doğan haklarını kullanmaları doğal olduğundan, maddede genel kurulca haklı sebeplerle görevden alınan diğer organların, sözleşmeden doğan haklarının saklı tutulması yönünde bir hükme yer verilmemiştir.

7. Genel kurul kararları

a. Karar yeter sayısı

Madde 81 - Genel kurul kararları, toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğuyla alınır. Şu kadar ki, tüzük değişikliği ve derneğin feshi kararları, ancak toplantıya katılan üyelerin üçte iki çoğunluğuyla alınabilir.

GEREKÇESİ

Madde genel kurul kararlarının alınmasında aranacak karar yeter sayısını düzenlemektedir. Genel kurul, toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğuyla karar alacaktır. Tüzük değişikliği ile derneğin feshi kararlarının toplantıya katılan üyelerin üçte iki çoğunluğuyla alınabilmesi öngörülmüştür.

b. Oy hakkından yoksunluk

Madde 82 - Hiçbir dernek üyesi, dernek ile kendisi, eşi, üstsoyu ve altsoyu arasındaki bir hukukî işlem veya uyuşmazlık konusunda alınması gereken kararlarda oy kullanamaz.

(Ek fıkra: 30/7/2003-4963/34 md.) Tüzel kişi adına oy kullanacak kişi hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.

GEREKÇESİ

Madde bir dernek üyesinin hangi hâllerde oy kullanamayacağını düzenlemektedir. Bu hüküm sadece genel kurul görüşmelerine ilişkin olmayıp, derneğin diğer organlarında yapılan görüşmelere katılan bir Üyenin de kendisi, eşi, üstsoyu ve altsoyu ile demek arasındaki bir hukukî işlem veya uyuşmazlık konusunda alınması gereken kararlarda oy kullanamayacağını da kapsar niteliktedir.

c. Kararın iptali

Madde 83 - Toplantıda hazır bulunan ve kanuna veya tüzüğe aykırı olarak alınan genel kurul kararlarına katılmayan her üye, karar tarihinden başlayarak bir ay içinde; toplantıda hazır bulunmayan her üye kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her hâlde karar tarihinden başlayarak üç ay içinde mahkemeye başvurmak suretiyle kararın iptalini isteyebilir.

Diğer organların kararlarına karşı, dernek içi denetim yolları tüketilmedikçe iptal davası açılamaz.

Genel kurul kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlar saklıdır.

GEREKÇESİ

Madde genel kurul kararlarının iptalinin kim tarafından ve hangi koşullarda istenebileceğini ayrıntılı biçimde düzenlemektedir.

III. Yönetim kurulu

1. Oluşumu

Madde 84 - Yönetim kurulu, beş asıl ve beş yedek üyeden az olmamak üzere dernek tüzüğünde belirtilen sayıda üyeden oluşur.

Yönetim kurulu üye sayısı, boşalmalar sebebiyle üye tamsayısının yarısının altına düşerse; genel kurul, kalan yönetim kurulu üyeleri veya denetim kurulu tarafından bir ay içinde toplantıya çağrılır. Çağrı yapılmazsa, üyelerden birinin istemi üzerine, sulh hâkimi, üç üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirir.

GEREKÇESİ

Maddede dernek yönetim kurulunun nasıl oluşturulacağı konusu düzenlenmiştir. Bunun için beş asıl ve beş yedek üye yeterli görülmüştür. Bunlar asgari sayılardır. Demek tüzüğünde yönetim kurulunun daha fazla üyeden oluşacağı öngörülebilir.

2. Görevleri

Madde 85 - Yönetim kurulu, derneğin yürütme ve temsil organıdır; bu görevini kanuna ve dernek tüzüğüne uygun olarak yerine getirir.

Temsil görevi, yönetim kurulunca, üyelerden birine veya bir üçüncü kişiye verilebilir.

GEREKÇESİ

Maddede dernek yönetim kurulunun görevleri belirtilmiştir. Yönetim kurulu, demeğin yürütme ve temsil organı olarak bu görev ve yetkilerini kanun ve tüzüğünde belirtilen hükümler çerçevesinde yerine getirir. Bu görevler demek içinde demeğin yönetimi, dışarıya karşı ise demeğin temsili çerçevesindeki görevlerdir.

IV. Denetim kurulu

Madde 86 - Denetim kurulu, üç asıl ve üç yedek üyeden az olmamak üzere dernek tüzüğünde belirtilen sayıda üyeden oluşur.

Denetim kurulu, denetleme görevini, dernek tüzüğünde belirtilen esas ve usullere göre yapar; denetleme sonuçlarını bir raporla yönetim kuruluna ve genel kurula sunar.

GEREKÇESİ

Madde denetim kurulunun oluşum ve görevlerini düzenlemiştir.

Denetim kurulu, kendisini seçen genel kurul adına yönetim kurulunun hesap ve işlemlerini denetler. Denetim kurulu, derneğin işlemleri, hesapları ve durumu hakkında yönetim kurulundan her zaman bilgi ve belge isteyebilir ve yönetim kurulunun faaliyetlerini sürekli olarak izleyerek sonuçlarını bir raporla yönetim kuruluna ve genel kurula sunar.

D. Sona erme

I. Kendiliğinden

Madde 87 - Dernekler, aşağıdaki hâllerde kendiliğinden sona erer:

  1. Amacın gerçekleşmesi, gerçekleşmesinin olanaksız hâle gelmesi veya sürenin sona ermesi,
  2. İlk genel kurul toplantısının kanunda öngörülen sürede yapılmamış ve zorunlu organların oluşturulmamış olması,
  3. Borç ödemede acze düşmüş olması,
  4. Tüzük gereğince yönetim kurulunun oluşturulmasının olanaksız hâle gelmesi,
  5. Olağan genel kurul toplantısının iki defa üst üste yapılamaması.

Her ilgili, sulh hâkiminden, derneğin kendiliğinden sonra erdiğinin tespitini isteyebilir.

GEREKÇESİ

Madde yürürlükteki Kanunun 70 inci maddesini karşılamaktadır. Bu ve bunu izleyen iki maddede, derneğin sona erme sebepleri "Kendiliğinden", "Genel kurul kararı ile" ve "Mahkeme kararı ile" kenar başlıkları altında üç madde hâlinde düzenlenmiştir.

Maddede derneğin kendiliğinden sona ereceği durumlar beş bent hâlinde belirtilmiştir.

II. Genel kurul kararı ile

Madde 88 - Genel kurul, her zaman derneğin feshine karar verebilir.

GEREKÇESİ

Madde eski Kanunun 69 uncu maddesini karşılamaktadır.

Maddede bir derneğin kendi varlığına genel kurul kararıyla her zaman son verebileceği belirtilmiştir. Bu konuda tek yetkili organ genel kurul olduğundan, bu yetkinin başka organlara devri mümkün değildir.

III. Mahkeme kararı ile

Madde 89 - Derneğin amacı, kanuna veya ahlâka aykırı hâle gelirse; Cumhuriyet savcısının veya bir ilgilinin istemi üzerine mahkeme, derneğin feshine karar verir. Mahkeme, dava sırasında faaliyetten alıkoyma dahil gerekli bütün önlemleri alır.

GEREKÇESİ

Maddede derneğin amacının kanuna veya ahlâka aykırı hâle gelmesi durumunda:

Cumhuriyet savcısının veya bir ilgilinin istemi üzerine mahkemece feshine karar verilebileceği belirtilmiştir. Cumhuriyet savcısı da re'sen dava açabileceği gibi, doğrudan veya dolaylı olarak ilgili kişilerin başvurusu üzerine istemi haklı görür ve koşullar gerçekleşmişse derneğin feshine ilişkin davayı açabilecektir. Derneğin feshine karar verecek mahkemenin, dava sırasında gerekli gördüğü takdirde bir önlem olarak derneği geçici olarak faaliyetten alıkoyabileceğine kuşku yoktur.

E. Derneklerin faaliyetleri

I. Genel olarak

Madde 90 - Dernekler, amaçlarını gerçekleştirmek üzere, tüzüklerinde belirtilen çalışma konuları ve biçimleri doğrultusunda faaliyette bulunurlar.

Yasaklanan veya izne bağlı faaliyetlerle ilgili kamu hukuku nitelikli özel kanun hükümleri saklıdır.

Dernek faaliyetleri ile ilgili yasak ve sınırlamalara aykırılık hâlinde, Cumhuriyet savcısının istemiyle mahkemece faaliyetten alıkoyma kararı verilebilir.

GEREKÇESİ

Maddede derneklerin amacı dışında faaliyet gösteremeyecekleri belirtilmiştir. Derneğin amacı, tüzel kişi olarak derneğin hangi alanlarda çalışacağını gösterir. Dernek, ilke olarak bu amacın gerçekleşmesini sağlayacak her türlü faaliyette bulunabilir. Derneğin amaç ve faaliyet konularının dernek tüzüğünde belirtilmesi yaygın bir uygulamadır. Bu konular aynı zamanda derneğin hak ve fiil ehliyetinin kapsamını da belirler.

Maddenin ikinci fıkrasında, yasaklanan veya izne bağlı faaliyetlerle ilgili olarak özel kanun hükümlerine yollama yapılmıştır.

II. Uluslararası faaliyet

1. Faaliyet serbestliği

Madde 91 - (Değişik: 2/1/2003-4778/34 md.) Dernekler, tüzüklerinde gösterilen amaçları gerçekleştirmek üzere uluslararası faaliyette ve işbirliğinde bulunabilirler, yurt dışında şube açabilirler ve yurt dışında kurulmuş dernek veya kuruluşlara üye olarak katılabilirler.

2. Yabancı dernekler

Madde 92 - (Değişik: 2/1/2003-4778/35 md.) Yabancı dernekler, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle İçişleri Bakanlığının izniyle Türkiye’de faaliyette ve işbirliğinde bulunabilirler, şube açabilirler, üst kuruluşlar kurabilir ve kurulmuş üst kuruluşlara katılabilirler.

GEREKÇESİ

Maddede yabancı derneklerin Türkiye'de faaliyet göstermelerinin koşulları düzenlenmiştir.

III. Yabancıların dernek kurma hakkı

Madde 93 - Türkiye'de yerleşme hakkına sahip olan yabancı gerçek kişiler, dernek kurabilirler veya kurulmuş derneklere üye olabilirler.

Onursal üyelik için bu koşul aranmaz.

GEREKÇESİ

Maddede yabancı gerçek kişilerin Türkiye'de yerleşme hakkına sahip olmaları koşuluyla Türkiye'de dernek kurabilecekleri veya bir derneğe üye olabilecekleri belirtilmiştir.

F. Derneklerin örgütlenmesi

I. Şube açmaları
1. Kuruluşu

Madde 94 - Dernekler, gerekli görülen yerlerde genel kurul kararıyla şube açabilirler. Bu amaçla dernek yönetim kurulunca yetki verilen en az üç kişilik kurucular kurulu, şube açılacak yerin en büyük mülkî amirine şube kuruluş bildirimini ve gerekli belgeleri verir.

(Mülga ikinci fıkra: 30/7/2003-4963/35 md.)

Şube kuruluş bildiriminin içeriği ve gerekli belgeler, yönetmelikte gösterilir.

GEREKÇESİ

Madde derneklerin şube açmalarının koşul ve yöntemlerini düzenlemektedir.

2. Şubenin organları ve uygulanacak hükümler

Madde 95 - Her şubede genel kurul ve yönetim kurulu ile denetim kurulu veya denetçi bulunması zorunludur.

Bu organların görev ve yetkileri ile şubelere ilişkin diğer hususlar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanır.

GEREKÇESİ

Maddede derneklerin merkezinde olduğu gibi dernek şubelerinin de zorunlu organlar olarak yönetim ve denetim kurulları oluşturmaları, denetim kurulu olmadığı takdirde denetçi bulunmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir.

II. Üst kuruluşlar kurmaları

1. Federasyon

Madde 96 - Federasyonlar, kuruluş amaçları aynı olan en az beş derneğin, amaçlarını gerçekleştirmek üzere üye sıfatıyla bir araya gelmeleri suretiyle kurulur.

Her federasyonun bir tüzüğü bulunur.

Federasyon, kuruluş bildirimi, tüzük ve gerekli belgelerin yerleşim yerinin en büyük mülkî amirine verilmesiyle tüzel kişilik kazanır.

GEREKÇESİ

Maddede derneklerin üst kuruluşlar kurabilecekleri öngörülmüştür. Böylece derneklerin tüzüklerinde belirtilen amaç ve faaliyet alanlarında çalışan diğer dernekler ile bir federasyon çatısı altında örgütlenerek güçlerini birleştirmelerine olanak sağlanmıştır. Aynı amaca yönelik derneklerin bir araya gelerek üst örgüt oluşturmalarının, derneklerin faaliyetlerini ülke çapında birleştirme, etkinleştirme ve tek başına yapamadıkları faaliyetleri ülke düzeyinde gerçekleştirmelerini sağlayacağından kuşku yoktur. Yine bu amaçla Dernekler Kanununun 34 üncü maddesindeki, üç derneğin amaçlarını gerçekleştirmek üzere bir araya gelerek bir federasyon kurabileceklerine ilişkin hüküm değiştirilerek, daha demokratik katılımın sağlanması ve derneklerin seslerini daha iyi duyurabilmelerinin sağlanması için federasyonların bünyelerinin kalabalık olması gerekliliği göz önüne alınarak, en az beş derneğin bir federasyon kurabilecekleri öngörülmüştür.

2. Konfederasyon

Madde 97 - Konfederasyonlar, kuruluş amaçları aynı olan en az üç federasyonun, amaçlarını gerçekleştirmek üzere üye sıfatıyla bir araya gelmeleri suretiyle kurulur.

Her konfederasyonun bir tüzüğü bulunur.

Konfederasyon, kuruluş bildirimi, tüzük ve gerekli belgelerin yerleşim yerinin en büyük mülkî amirine verilmesiyle tüzel kişilik kazanır.

GEREKÇESİ

Madde kuruluş amaçları aynı olan federasyonların bu amaçlarını gerçekleştirmek üzere konfederasyon kurabileceklerini belirtmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasında, dernekler ve federasyonlarda olduğu gibi konfederasyonların da ancak bir tüzükle kurulabilecekleri öngörülmüş üçüncü fıkrada ise konfederasyon kuruluşunun yöntemi belirtilmiştir.

3. Ortak hükümler

Madde 98 - Dernekler, bağlı oldukları federasyonun; federasyonlar da bağlı oldukları konfederasyonun genel kurulunda en az üçer üye ile temsil olunurlar. Temsilci üyeler, ilgili derneklerin ve federasyonların genel kurullarınca seçilirler.

Federasyon ve konfederasyonlara ilişkin diğer hususlar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanır.

GEREKÇESİ

Maddede demeklerin federasyonda, federasyonların konfederasyonda temsil edilmelerinin usul ve esasları düzenlenmiştir.

G. Dernek gelirleri

Madde 99 - Dernek gelirleri, üye ödentisi, dernek faaliyetleri sonucunda veya dernek malvarlığından elde edilen gelirler ile bağış ve yardımlardan oluşur.

GEREKÇESİ

Maddede dernek gelirlerinin kaynakları belirtilmiştir.

H. Saklı hükümler

Madde 100 - Kamuya yararlı dernekler ve özel kanunlarla kurulan dernekler hakkındaki özel hükümler saklıdır.

GEREKÇESİ

Maddede özel bir kategori oluşturan kamuya yararlı dernekler ve özel kanunla kurulan dernekler hakkındaki özel kanun hükümlerine yollama yapılmıştır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
VAKIFLAR

A. Kuruluşu

I.Tanımı

Madde 101 - Vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır.

Bir malvarlığının bütünü veya gerçekleşmiş ya da gerçekleşeceği anlaşılan her türlü geliri veya ekonomik değeri olan haklar vakfedilebilir.

(İptal üçüncü fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 17/4/2008 tarihli ve E.: 2005/14, K.: 2008/92 sayılı Kararı ile.)

Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlâka, millî birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz.

GEREKÇESİ

Birinci fıkrada, gerçek kişiler gibi tüzel kişilerin de vakıf kurabilecekleri (vakıf kurucusu olabilecekleri) açıkça ifade edilmiş; vakfın kurulmasının, sadece mal ve hakların özgülenmesi ile değil, "yeterli" mal ve hakların özgülenmesi ile olacağı vurgulanmıştır; yine vakfın tüzel kişiliğe sahip mal topluluğu olması niteliği de, vakfın tanımında bir unsur olarak belirlenmiştir.

İkinci fıkrada, vakfedilecek malvarlığı değerleri arasında, bir malvarlığının bütünü, gerçekleşmiş ya da gerçekleşeceği anlaşılan her türlü geliri, ekonomik değeri olan haklar da sayılmıştır.

II. Kuruluş şekli

Madde 102 - Vakıf kurma iradesi, resmî senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanır. Vakıf, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanır.

Resmî senetle vakıf kurma işleminin temsilci aracılığıyla yapılması, temsil yetkisinin noterlikçe düzenlenmiş bir belgeyle verilmiş olmasına ve bu belgede vakfın amacı ile özgülenecek mal ve hakların belirlenmiş bulunmasına bağlıdır.

Mahkemeye başvurma, resmî senet düzenlenmiş ise vakfeden tarafından; vakıf ölüme bağlı tasarrufa dayanıyorsa ilgililerin veya vasiyetnameyi açan sulh hâkiminin bildirimi üzerine ya da Vakıflar Genel Müdürlüğünce re'sen yapılır.

Başvurulan mahkeme, mal ve hakların korunması için gerekli önlemleri re'sen alır.

GEREKÇESİ

Maddenin kenar başlığı, içeriğine uygun olarak, "Kuruluş şekli" olarak düzenlenmiştir. Birinci fıkrada, vakıf kurma iradesinin resmî senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanabileceği ve vakfın tüzel kişilik kazanmasının, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile olacağı esasları getirilmiştir, ikinci fıkrada, resmî senetle vakıf kurma işleminin temsilci aracılığı ile yapılması düzenlenmiş; bu çerçevede, temsil yetkisinin noterlikçe düzenlenmiş bir belgeyle verilmesi ve vakfın amacı ile özgülenecek mal ve hakların bu belgede belirlenmiş bulunması koşulu aranmıştır.

Mahkemeye başvurmanın; resmî senetle kurulan vakıflarda vakfeden tarafından ölüme bağlı tasarrufla vakıf kurmada, ilgililerin veya vasiyetnameyi açan sulh hâkiminin bildirimi ile ya da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından re'sen yapılacağı, başvurulan mahkemenin de, mal ve hakların korunması için gerekli önlemleri kendiliğinden alacağı üç ve dördüncü fıkralarda açıklanmıştır.

III. Temyiz ve iptal

Madde 103 - Mahkemenin verdiği karar, tebliğ tarihinden başlayarak bir ay içinde, başvuran veya Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından temyiz edilebilir.

Vakıflar Genel Müdürlüğü veya ilgililer, vakfın kurulmasını engelleyen sebeplerin varlığı hâlinde iptal davası açabilirler.

GEREKÇESİ

Maddenin birinci fıkrası eski Kanunun 74 üncü maddesinin üçüncü fıkrasını karşılamaktadır. Mahkemenin vereceği kararın, tebliği tarihinden başlayarak bir ay içinde, başvuru sahibi veya Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından temyiz edilebileceği öngörülmüş olmakla, yürürlükteki metinden farklı olarak, başvuru sahibi ile Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün temyiz hakkı aynı esaslara tâbi kılınmış, temyiz süresi de, Vakıflar Genel Müdürlüğü bakımından "iki ay" yerine "bir ay"a indirilmiş olmaktadır: Diğer taraftan, vakfın kurulması istemini reddeden mahkeme kararının da aynı esaslar içinde temyiz edilebileceği kabul edilmiştir. Temyiz süresinin Vakıflar Genel Müdürlüğü bakımından kısaltılması ile, vakfın kuruluşunun daha fazla geciktirilmemesi, durumun bir an önce yasal yolla aydınlığa kavuşturulması amacı güdülmüş; bu yolla, Ülkemizde yakınmalara yol açan yargılamanın uzamasına ilişkin itirazlar, genel temyiz suresi olan onbeş günün daha fazla uzatılmasının önüne geçilmesi suretiyle kısmen giderilmiştir. Vakfın kurucusu ile Vakıflar Genel Müdürlüğünün temyiz süresinin aynı olması da, bu konuda olması gereken bir eşitliğin gereği olarak düşünülmüştür.

Maddenin ikinci fıkrasında, vakfın kurulmasını engelleyen sebeplerin varlığı hâlinde, Vakıflar Genel Müdürlüğünün veya ilgililerin iptal davası açabileceği esası getirilmiştir. Böylece maddede, başvuranın ve Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün temyize başvurma hakkı ile, bundan farklı olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü ile ilgililerin vakıf kurma işleminin geçerliliğini engelleyen sebeplere dayanarak iptal davası açma hakları açıklığa kavuşturulmuştur. Ehliyetsizlik ve irade sakatlığı, iptal davası bakımından en önemli sebepleri oluştururlar. Buradaki iptal davası, vakıf kurulduktan sonra, kuruluştaki eksiklik ve hukuka aykırılıklar sebebiyle vakfın tüzel kişiliğine son verilmesi amacıyla açılacak ve verilecek hüküm 2 nci maddenin uygulanmasıyla farklı sonuçlara varılması gerekmeyen durumlar bakımından, geçmişe etkili olabilecektir.

IV. Tescil ve ilân

Madde 104 - Tesciline karar verilen vakıf, vakfın yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil edilir; ayrıca Vakıflar Genel Müdürlüğünde tutulan merkezî sicile kaydolunur.

Tescil kararı, başka bir mahkemece verilmiş ise, ilgili belgelerle birlikte tescil için vakfın yerleşim yeri mahkemesine gönderilir.

Yerleşim yeri mahkemesinin yapacağı bildirim üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğünce merkezî sicile kaydolunan vakıf Resmî Gazete ile ilân olunur.

Tescil ve ilân Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelik hükümlerine göre yapılır.

GEREKÇESİ

Madde kısmen eski Kanunun 74 üncü maddesinin birinci fıkrası ile dördüncü fıkrasını karşılamaktadır. Birinci fıkrada vakfın, hem vakfın yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile ve hem de Vakıflar Genel Müdürlüğünde tutulan merkezî sicile tescil edilmesi düzenlenmiştir, ikinci fıkrada tescil kararının başka bir mahkemece verilmesi hâlinde, ilgili belgelerle birlikte tescil için vakfın yerleşim yeri mahkemesine gönderilmesi öngörülmüştür. Vakfın tescili kararı, vakfın yerleşim yerinden başka bir yer mahkemesinde verilmiş ise, bu kararı veren mahkeme, karar ile buna dayanak olan belgeleri vakfın yerleşim yeri mahkemesine gönderecek ve geriye kalan işlemler yerleşim yeri mahkemesi tarafından tamamlanacaktır. Üçüncü fıkrada, yerleşim yeri mahkemesinin yapacağı bildirim üzerine, merkezî sicile kaydolunan vakfın Resmî Gazete ile ilân edileceği; dördüncü fıkrada, tescil ve ilânın Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelik hükümlerine göre yapılacağı açıklanmıştır.

V. Mal ve hakların kazanılması ve sorumluluk

Madde 105 - Özgülenen malların mülkiyeti ile haklar, tüzel kişiliğin kazanılmasıyla vakfa geçer.

Tescile karar veren mahkeme, vakfedilen taşınmazın vakıf tüzel kişiliği adına tescil edilmesini tapu idaresine bildirir.

Ölüme bağlı tasarrufla kurulan vakfın mirasbırakanın borçlarından sorumluluğu, özgülenen mal ve haklarla sınırlıdır.

GEREKÇESİ

Madde kısmen eski Kanunun 74 üncü maddesinin altı ve yedinci fıkralarını karşılamaktadır. Vakfın şekliyle ilgili olmayan bu iki fıkradaki konular, "Mal ve hakların kazanılması ve sorumluluk" başlığı altındaki bu madde içerisinde yer almıştır. Ayrıca ölüme bağlı tasarruf yoluyla kurulan vakfın, mirasçı olarak atanması ihtimali bakımından, mirasbırakanın borçlarından sorumluluğunun, özgülenen mal ve haklarla sınırlı olduğu esası getirilmiştir. Böylece vakfın kurulmasından sonra bazı mal ve haklar elde etmesi ihtimali bakımından, mirasbırakanın alacaklılarının vakfa mirasbırakandan intikal eden mal ve haklar dışında vakfı sorumlu tutması önlenmek istenmiştir.

B. Vakıf senedi

I. İçeriği

Madde 106 - Vakıf senedinde vakfın adı, amacı, bu amaca özgülenen mal ve haklar, vakfın örgütlenme ve yönetim şekli ile yerleşim yeri gösterilir.

GEREKÇESİ

Bu maddenin kenar başlığı ile birlikte tamamı arılaştırılmak suretiyle yeniden kaleme alınmıştır.

II. Noksanlıklar

Madde 107 - Vakıf senedinde vakfın amacı ile bu amaca özgülenen mal ve haklar yeterince belirlenmiş ise, diğer noksanlıklar vakfın tüzel kişilik kazanması için yapılan başvurunun reddini gerektirmez.

Bu tür noksanlıklar, tescil kararı verilmeden önce mahkemece tamamlattırılabileceği gibi; kuruluştan sonra da denetim makamının başvurusu üzerine, olanak varsa vakfedenin görüşü alınarak vakfın yerleşim yeri mahkemesince tamamlattırılır.

Tescili istenen vakfa ölüme bağlı tasarrufla özgülenen mal ve haklar amacın gerçekleşmesine yeterli değilse; vakfeden aksine bir irade açıklamasında bulunmuş olmadıkça bu mal ve haklar, denetim makamının görüşü alınarak hâkim tarafından benzer amaçlı bir vakfa özgülenir.

GEREKÇESİ

Maddede kuruluş belgesindeki eksikliklerin etkisi daha açık ve tutarlı bir şekilde düzenlenmiştir. Birinci fıkrada, kuruluş belgesinde vakfın amacı ile bu amaca özgülenen mal ve hakların yeterince belirlenmemiş olmasının tüzel kişilik kazanmaya engel teşkil etmesine karşılık, diğer eksikliklerin tüzel kişiliğin kazanılmasına engel teşkil etmeyeceği belirtilmiştir. İkinci fıkrada, tüzel kişiliğin kazanılmasını engellemeyen eksikliklerin nasıl tamamlattırılacağı açıklanmıştır. Böylece bu tür noksanlıkların, tescil kararı verilmeden önce mahkemece tamamlattırılabileceği, kuruluştan sonra da denetim makamının başvurusu üzerine mümkünse vakfedenin görüşü alınarak vakfın yerleşim yeri mahkemesince tamamlattırılacağı düzenleme konusu yapılmıştır. Son fıkrada, ölüme bağlı tasarruf yoluyla kurulan vakıflarda, özgülenen mal ve hakların amacın gerçekleşmesine yeterli olmaması ihtimali bakımından, vakfedenin aksine bir irade açıklaması olmadıkça, denetim makamının görüşü alınarak hâkim tarafından benzer amaçlı bir vakfa özgüleneceği ifade edilmiştir.

Amacı hukuka uygun olan bir vakfın, mal ve haklarının kullanılmasının hukuka veya ahlâka aykırı olması, vakfı uygun amaçlı vakıf haline getirmeyecektir. Zaten hukuka veya ahlaka aykırı koşul ve yüklemeler içeren ölüme bağlı tasarruflar, 515 inci madde gereğince geçersiz olacağından, ayrıca bir düzenleme getirilmesi gerekli görülmemiştir.

C. Mirasçıların ve alacaklıların dava hakkı

Madde 108 - Vakfedenin mirasçıları ile alacaklılarının, bağışlamaya ve ölüme bağlı tasarruflara ilişkin hükümler uyarınca dava hakları saklıdır.

GEREKÇESİ

Eski maddenin kenar başlığı aynen alınmış; maddeye, -bağışlamaya ilişkin hükümler- yanında -ölüme bağlı tasarruflara ilişkin hükümler-de eklenmek suretiyle, ölüme bağlı tasarruflarla vakıf kurulması ve saklı paylı mirasçıların saklı paylarının ihlali halinde dava hakları bulunduğu hususu, bu madde vesilesiyle de açıklanmıştır.

D. Vakfın örgütü

I. Genel olarak

Madde 109 - Vakfın bir yönetim organının bulunması zorunludur. Vakfeden, vakıf senedinde gerekli gördüğü başka organları da gösterebilir.

GEREKÇESİ

Eski kanundaki maddenin kenar başlığı, "Vakfın örgütü" şeklinde değiştirilmiş ve kenar başlıktaki "Genellikle" sözcüğü "Genel olarak" şeklinde kaleme alınmıştır. Eski kanundaki maddenin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ise alınmamıştır. Çünkü ikinci fıkrada güdülen amaç, yukarıda açıklanan 107 nci maddenin ikinci fıkrası ile, üçüncü fıkradaki durum ise 107 nci maddenin üçüncü fıkrası ile düzenlenmiş bulunmaktadır.

Ancak unutulmamalıdır ki, 101 inci maddenin son fıkrasına aykırı olarak vakıf kurulması mümkün olamayacağına göre, böyle durumlarda, benzer amaçlı vakfın varlığından ve böyle bir vakfa malların özgülenmesinden söz edilemeyecektir. Son fıkra ise, vakıflarla ilgili davalarda vakfın yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olmasına göre, gereksiz yetki kuralı getirdiğinden bu kuralın yeniden tekrar edilmesi yerinde görülmemiştir.

II. Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakfı

Madde 110 - Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakıflarının yöneticileri, yararlananlara, vakfın örgütü, işleyişi ve malî durumu hakkında gerekli bilgiyi vermekle yükümlüdürler.

Vakfa ödenti veren çalıştırılanlar ve işçiler en az yapmış oldukları ödeme oranında yönetime katılırlar ve temsilcilerini olabildiğince kendi aralarından seçerler.

Vakfın malvarlığının çalıştırılanların ve işçilerin yapacakları ödemelerle sağlanacak bölümünün işverene karşı vakfın bir alacağından ibaret olması, ancak bu alacak için yeterli güvence sağlanmış olmasına bağlıdır.

Yararlananların, vakfın edimlerinin yerine getirilmesini dava yoluyla isteyebilmeleri, ödenti vermiş olmalarına veya vakfı düzenleyen hükümlerin kendilerine bu hakkı tanımış bulunmasına bağlıdır.

Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakıflarında yararlananların yönetime katılmaları ve vakıftan yararlanma koşulları ile ilgili hükümlerde yapılacak değişiklikler, vakıf senedine göre buna yetkili organın istemi üzerine, denetim makamının yazılı görüşü alındıktan sonra yerleşim yeri mahkemesince karara bağlanır.

GEREKÇESİ

Maddenin kenar başlığı -Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakfı- olarak değiştirilmiş, eski metin esas alınmakla birlikte, maddenin ifadesi, açıklık sağlayacak şekilde düzeltilmiştir. Maddeye eklenen son fıkrada, çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakıflarından yararlanma ve yararlananların yönetime katılmaları koşulları ile ilgili hükümlerde yapılacak değişikliklerde uyulacak usul açıklanmıştır.

E. Denetim

Madde 111 - Vakıfların, vakıf senedindeki hükümleri yerine getirip getirmedikleri, vakıf mallarını amaca uygun biçimde yönetip yönetmedikleri ve vakıf gelirlerini amaca uygun olarak harcayıp harcamadıkları Vakıflar Genel Müdürlüğünce ve üst kuruluşlarınca denetlenir. Vakıfların üst kuruluşlarınca denetimi özel kanun hükümlerine tabidir.

(Mülga ikinci fıkra: 20/2/2008-5737/80 md.)

GEREKÇESİ

Maddenin kenar başlığı ve madde metni arılaştırılmak suretiyle yeniden kaleme alınmıştır, -teftiş- sözcüğü yerine dilimize yerleşmiş daha uygun bir sözcük olan -denetim- kullanılmıştır.

F. Yönetimin, amacın ve malların değiştirilmesi

I. Yönetimin değiştirilmesi

Madde 112 - Haklı sebepler varsa mahkeme, vakfın yönetim organı veya denetim makamının istemi üzerine diğerinin yazılı görüşünü aldıktan sonra vakfın örgütünü, yönetimini ve işleyişini değiştirebilir.

Mahkeme, denetim makamının başvurusu üzerine, duruşma yaparak yöneticileri görevden alabilir ve vakıf senedinde başka bir hüküm yoksa yenisini seçebilir.

GEREKÇESİ

Konu başlığı, "Yönetimin, amacın ve malların değiştirilmesi" haline getirilmiş; fıkra sayısı ikiye indirilmiştir. Yürürlükteki metin esas alınmakla birlikte vakfın yönetiminde değişiklik için, -kesin ihtiyaç- yerine -haklı sebepler- aranmıştır. Ayrıca, başvuruda bulunacaklar, vakfın yetkili organı veya denetim makamının biri olarak sayılmış ve mahkemenin başvuruda bulunmayan tarafın yazılı görüşünü alması gereği getirilmiştir. Eski metin ise, vakfın yönetim organının teklifte bulunacağı ve denetim makamının yazılı görüşünün alınacağı esasını getirmektedir. Getirilen çözüm, vakıflara ilişkin düzenlemede izlenen vakıf veya kurucuları ile denetim makamının aynı kurallara tabi olması ilkesine uygun düşmektedir. Eski kanundaki 79 uncu maddenin ikinci fıkrasının son cümlesi, yukarıda açıklandığı üzere, ilgisi itibarıyla 110 uncu maddenin son fıkrası olarak benimsenmiştir. Yürürlükteki 79 uncu maddenin son fıkrası ise, gerekli görülmediğinden metne alınmamıştır. Çünkü; aynı sonuca birinci fıkrada belirtilen haklı sebeplerle varmak mümkündür.

II. Amacın ve malların değiştirilmesi

Madde 113 - Durum ve koşullardaki değişmeler yüzünden vakıf senedinde yazılı amaca bağlı kalınması vakfedenin arzusuna açıkça uymayacak hâle gelmiş ise mahkeme, vakfın yönetim organı veya denetim makamının başvurusu üzerine diğerinin yazılı görüşünü aldıktan sonra vakfın amacını değiştirebilir.

Amacın gerçekleşmesini önemli ölçüde güçleştiren veya engelleyen koşulların ve yükümlülüklerin kaldırılmasında veya değiştirilmesinde de aynı hüküm uygulanır.

Amaca özgülenen mal ve hakların daha yararlı olanları ile değiştirilmesini veya paraya çevrilmesini haklı kılan sebepler varsa mahkeme, vakfın yönetim organı veya denetim makamının başvurusu üzerine diğerinin yazılı görüşünü aldıktan sonra gerekli değişikliğe izin verebilir.

GEREKÇESİ

Eski Kanunun 80 ve 80/A maddelerini karşılamaktadır.

Bu iki madde, -Amacın ve malların değiştirilmesi- kenar başlığı ile tek madde halinde düzenlenmiştir. 112 nci maddedeki gerekçeler, burada da geçerlidir.

G. Yıllık rapor

Madde 114 - Yönetim organı her takvim yılının ilk üç ayı içinde vakfın bir önceki yıla ait malvarlığı durumunu ve çalışmalarını bir rapor hâlinde denetim makamına bildirir ve durumun uygun araçlarla yayımlanmasını sağlar.

GEREKÇESİ

Eski maddenin "Vakfın gelirleri ve iktisap" şeklindeki kenar başlığı -Yıllık rapor- olarak değiştirilmiştir. Eski metin esas alınmakla beraber, yapılacak işlem, daha basit şekilde ifade edilmiştir. Ancak, raporun her takvim yılı başında sunulması yerine ilk üç ay içinde sunulması esası benimsenmiştir.

H. Faaliyetten geçici alıkoyma

Madde 115 - İçişleri Bakanlığı, Anayasada öngörülen hâllerde ve belirlenen usullere uygun olarak, denetim makamının da görüşünü almak suretiyle mahkemece bir karar verilinceye kadar vakfı geçici olarak faaliyetten alıkoyabilir ve derhâl mahkemeye başvurur. Hâkim başvuruyu gecikmeksizin karara bağlar.

GEREKÇESİ

Madde vakfın "faaliyetten geçici alıkoyma" hâlini düzenlemektedir. Eski Kanunda bu konuda bir hüküm bulunmamaktadır.

Ülkemizde, zaman zaman demek yerine vakıf şeklinde örgütlenme eğilimi olabilmektedir. Demeklerin idarenin yalan takibinde bulunması, genel kurul toplantılarının yapılmasındaki güçlükler, bunun yapılmaması hâlinde demeğin sona erdirilmesi gibi yasal düzenlemeler karşısında, vakıf şeklinde örgütlenme tercih edilmektedir. Bu gelişme, vakıfların da aynen dernekler gibi bir düzenlemeye tabi tutulması zorunluluğunu beraberinde getirmektedir. Maddede, bu amaçla, İçişleri Bakanlığı'nın, denetim makamının da görüşünü alarak, mahkemece bir karar verilinceye kadar vakfı geçici olarak faaliyetten alıkoyabileceği şeklinde bir düzenleme getirilmiştir.

Madde, vakıf kurma özgürlüğü ile yakından ilgili olduğundan, Anayasanın 23.7.1995 tarih ve 4121 sayılı Kanunla değişik 33 üncü maddesinin dördüncü ve son fıkraları esas alınmak suretiyle kaleme alınmıştır.

İ. Vakfın sona ermesi

Madde 116 - Amacın gerçekleşmesi olanaksız hâle geldiği ve değiştirilmesine de olanak bulunmadığı takdirde, vakıf kendiliğinden sona erer ve mahkeme kararıyla sicilden silinir.

Yasak amaç güttüğü veya yasak faaliyetlerde bulunduğu sonradan anlaşılan veya amacı sonradan yasaklanan vakfın amacının değiştirilmesine olanak bulunmazsa; vakıf, denetim makamının ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine duruşma yapılarak dağıtılır.

GEREKÇESİ

Eski metin esas alınmakla birlikte, birinci fıkraya, -amacın gerçekleşmesi olanaksız hale geldiği- deyiminden sonra 'Ve değiştirilmesine de olanak bulunmadığı" deyimi eklenmiştir. Bu fıkranın sonuna, yürürlükteki maddenin ikinci fıkrası, -ve mahkeme kararıyla sicilden silinir.- şeklinde değiştirilerek eklenmiştir. Böylece sicilden silinmenin yargısal denetim altında gerçekleştirilmesi amacı güdülmüştür.

Maddenin son fıkrasında -Yasak amaç güttüğü veya yasak faaliyette bulunduğu sonradan anlaşılan veya amacı sonradan yasaklanan vakfın amacının değiştirilmesine olanak bulunmazsa- vakfın denetim makamının veya Cumhuriyet Savcısının başvurusu üzerine duruşma yapılarak dağıtılacağı öngörülmüştür.

J. Diğer hükümler

Madde 117 - Vakıfların malları üzerinde zilyetlik yoluyla kazanma hükümleri uygulanmaz.

Derneklerin uluslararası faaliyette bulunmalarına ve üst kuruluş kurmalarına ilişkin hükümler kıyas yoluyla vakıflar hakkında da uygulanır.

Kamuya yararlı veya özel kanunlarla kurulan vakıflar hakkındaki özel hükümler saklıdır.

GEREKÇESİ

Eski metin, kenar başlığı ile birlikte, -iktisap- yerine daha an Türkçe bir sözcük olarak -kazanma- sözcüğü kullanılmak suretiyle aynen korunmuştur.

İKİNCİ KİTAP
AİLE HUKUKU
BİRİNCİ KISIM
EVLİLİK HUKUKU
BİRİNCİ BÖLÜM
EVLENME
BİRİNCİ AYIRIM
NİŞANLILIK

A. Nişanlanma

Madde 118 - Nişanlanma, evlenme vaadiyle olur.

Nişanlanma, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça küçüğü veya kısıtlıyı bağlamaz.

GEREKÇESİ

Maddedeki "evlenmek" sözcüğü yerine "evlenme" sözcüğü kullanılmak suretiyle bu fıkra Türkçe yazım kurallarına uygun hâle getirilmiştir.

Maddenin ikinci fıkrasında "kanunî mümessillerinin muvafakati" yerine "yasal temsilcilerinin rızası" kavramına yer verilmiştir. Bu yolla yasal temsilcisinin nişanlanmaya rızasının sadece izin şeklinde değil icazet seklinde de olabileceği kabul edilmiştir.

Maddenin ikinci fıkrasında Türkçemize yerleşmiş olan ve gerek yazılış gerek ifade biçimi bakımından daha elverişli bir sözcük olarak "yasal temsilci" sözcükleri kullanılmıştır.

B. Nişanlılığın hükümleri

I. Dava hakkının bulunmaması

Madde 119 - Nişanlılık, evlenmeye zorlamak için dava hakkı vermez.

Evlenmeden kaçınma hâli için öngörülen cayma tazminatı veya ceza şartı dava edilemez; ancak yapılan ödemeler de geri istenemez.

GEREKÇESİ

Madde mevcut haliyle olduğu gibi alınmış, sadece konu ve kenar başlıkları "B. Nişanlılığın hükümleri" "1. Dava hakkının bulunmaması" şeklinde değiştirilmiştir.

II. Nişanın bozulmasının sonuçları

1. Maddi tazminat

Madde 120 - Nişanlılardan biri haklı bir sebep olmaksızın nişanı bozduğu veya nişan taraflardan birine yükletilebilen bir sebeple bozulduğu takdirde; kusuru olan taraf, diğerine dürüstlük kuralları çerçevesinde ve evlenme amacıyla yaptığı harcamalar ve katlandığı maddî fedakârlıklar karşılığında uygun bir tazminat vermekle yükümlüdür. Aynı kural nişan giderleri hakkında da uygulanır.

Tazminat istemeye hakkı olan tarafın ana ve babası veya onlar gibi davranan kimseler de, aynı koşullar altında yaptıkları harcamalar için uygun bir tazminat isteyebilirler.

GEREKÇESİ

Eski metin esas alınmakla beraber açıklık sağlanmak üzere, nişanlıların dava hakları ile diğer şahısların dava hakları ayrı fıkralarda düzenlenmiştir. Diğer taraftan nişan için yapılan giderlerin de aynı esaslar çerçevesinde istenilebileceği belirtilmiştir.

2. Manevi tazminat

Madde 121 - Nişanın bozulması yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.

GEREKÇESİ

Eski maddede manevî tazminatın koşulları Borçlar Kanunumuzun 3444 sayılı Kanunla değiştirilmeden önceki hükmüne paralel olarak kaleme alındığından, manevî tazminat "şahsen fahiş bir surette mutazarrır olma" koşuluna bağlanmıştır. Oysa Borçlar Kanununun 49 uncu maddesinde 3444 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle manevî tazminatta "zararın ve kusurun ağırlığı" koşulu kaldırılmıştır. Bu değişikliğe rağmen niteliği ve amacı aynı olan bu maddedeki manevî tazminatın ağır zarar koşuluna bağlı tutulması haklı ve yerinde görülmemiştir, öte yandan maddede hükmedilecek manevî tazminatın bir miktar paranın ödenmesi şeklindeki bir tazminat olduğu açıkça vurgulanmış, burada manevî tazminatın diğer şekillerine yer verilmediği ifade edilmek istenmiştir.

Eski Kanunun 85 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen manevî tazminatın mirasçılara intikal edip etmeyeceği sorunu, 25 inci maddenin dördüncü fıkrasında hükme bağlanmış olan genel kurala bırakılmıştır. Manevî tazminatın mirasçılara intikal edip etmeyeceği, ayrıca bunun başkalarına devir edilip dilmeyeceği 25 inci maddede hükme bağlanmış olduğundan bu maddede yeniden aleme alınması yerinde görülmemiştir. 3444 sayılı Kanunla eski Kanunun 24/a maddesi hükmü kabul edilmeden önce, bu sorun eski Kanunun 85 inci maddesinin ikinci fıkrasında hükme bağlanmış idi. Bu düzenleme karşısında buradaki özel hükmün diğer manevî tazminatlar için de geçerli olup olmadığı konusunda önemli tartışmalar yapılmaktaydı. Bu konu 25 inci maddede genel hüküm olarak düzenlendikten sonra artık manevî tazminatla ilgili özel hükümlerde aynı kuralın tekrarlanması isabetli olmayacaktır.

III. Hediyelerin geri verilmesi

Madde 122 - Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir.

Hediye aynen veya mislen geri verilemiyorsa, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır.

GEREKÇESİ

Maddede nişanı sona erdiren sebeplerin tek tek (bozulma, ölüm, gaiplik kararı şeklinde) sayılması yerine "Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse" ifadesi kullanılmıştır. Böylece nişanlılık evlenme dışında her ne sebeple sona ererse ersin bu madde gereğince hediyelerin geri verilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.

Maddenin ikinci fıkrasında "hediye aynen veya mislen geri verilemiyorsa" karşılığının sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri verilmesi öngörülmüştür. Birçok hâllerde aynen mevcut olmayan hediye mislen mevcuttur. Buna rağmen eski hükme göre davalının sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre hediye yerine bir bedel ödemek suretiyle kurtulması, özellikle paranın değer kaybına uğradığı büyük oranlı enflasyonların yaşandığı dönemlerde haksız sonuçlara yol açmaktadır. Bu nedenle maddeye hediyenin sadece aynen bulunmamasının yeterli olmadığı, mislen mevcut ise yine davalının hediyeyi mislen temin edip tazmin etmesi esası eklenerek, mislen ifası mümkün olmayan bir hediye söz konusu ise, o zaman bunun yerine değerinin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre para olarak ödenmesine karar verilmesi kabul edilmiştir.

IV. Zamanaşımı

Madde 123 - Nişanlılığın sona ermesinden doğan dava hakları, sona ermenin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

GEREKÇESİ

Madde, nişanlılığın sadece bozulması hâlini değil, ölüm, gaiplik gibi diğer sona erme sebeplerini de kapsayacak şekilde kaleme alınmıştır. Böylece maddeye "Nişanlılığın sona ermesinden doğan dava hakları" ifadesi konulmak suretiyle bozma dışındaki diğer sona erme hâllerinde açılan davaların da buradaki özel zamanaşımı süresine tâbi olduğu anlatılmak istenmektedir.

Burada gerek süre gerek bu sürenin işlemeye başladığı tarih itibarıyla özel bir hüküm söz konusudur. Maddede zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması, sona erme sebebinin öğrenilmesine tabî olmayıp bu süre sona ermeden itibaren işlemeye başlayacaktır. Bu yolla tarafların "sona ermeyi daha geç öğrenmiş oldukları" iddiasıyla yıllar sonra bu tür davalarla karşı karşıya getirilmesi yerinde görülmemiştir.

İKİNCİ AYIRIM
EVLENME EHLİYETİ VE ENGELLERİ

A. Ehliyetin koşulları

I. Yaş

Madde 124 - Erkek veya kadın onyedi yaşını doldurmadıkça evlenemez.

Ancak, hâkim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir.

GEREKÇESİ

Maddenin konu başlığındaki "Ehliyet şartları" yerine amacı daha iyi ifade etmek üzere "Ehliyetin koşulları" deyimi kullanılmıştır.

Küçük yaştaki kızların evlendirilmesinin gerek biyolojik gerek psikolojik açıdan olumsuz etkiler gösterdiği günümüzde tartışmasız olarak kabul edilen bir gerçektir. Daha ortaöğretim çağında bulunan onbeş yaşındaki bir küçüğün evlenmesine izin vermemek gerekir. Ülkemizde Medenî Kanunumuzun kabul edilmesinden bu yana bu konuda halkın bilinçlendiği ve eğitildiği göz önünde tutulmak suretiyle önemli bk kurum olan aile hayatının kurulmasında kadınlar için onbeş yaşın bitirilmesi yeterli görülmemiştir. Bu konuda bu kadar küçük yaşta evlenme yaşı itibarıyla ayrım erkek ve kadın arasında yapılmasının da anlamlı olmadığı kabul edilmelidir. Bu sebeple evlenme yaşı erkek ve kadın için onyedi yaşın bitirilmesi olarak kabul edilmiştir.

Aynı gerekçelerle erken evlenme yaşının da her iki cins için hem aynı hem daha yükseltilerek onaltı yaşın bitirilmesi olarak kabulü uygun görülmüştür.

Eski maddenin ikinci fıkrasında yer alan "Karardan önce ana, baba veya vasinin dinlenmesi şarttır." hükmü bu kişilerin bulunmaması, nerede olduklarının bilinmemesi gibi hâllerde erken evlenmeye izin verilmesini engellemektedir. Bu nedenle bu kişilerin dinlenmesi maddede "mutlak bir zorunluluk" olmaktan çıkarılmış, "olanak bulundukça" dinlenmesi yönünde bir çözüm getirilmiştir.

II. Ayırt etme gücü

Madde 125 - Ayırt etme gücüne sahip olmayanlar evlenemez.

GEREKÇESİ

Eski maddenin birinci fıkrasındaki "mümeyyiz" sözcüğü yerine "ayırt etme gücü" sözcüğü kullanılmıştır.

Eski maddenin ikinci fıkrasında yer alan "akıl hastalarının" asla evlenemeyeceği hükmü metinden çıkarılmış, 133 üncü maddede ayrı bir madde hâlinde düzenlenmiştir. Bu maddede, akıl hastalarının evlenmelerinde tıbbî sakınca bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla belgelendirilmesi hâlinde evlenmesi olanaklı hâle getirilmiştir.

III. Yasal temsilcinin izni

1. Küçükler hakkında

Madde 126 - Küçük, yasal temsilcisinin izni olmadıkça evlenemez.

GEREKÇESİ

Maddenin "Kanunî mümessilin rızası" şeklindeki konu başlığı, iznin, rızanın önceden verilmesini ifade etmesi sebebiyle, "Yasal temsilcinin izni" şeklinde değiştirilmiştir.

Maddede "Ana ve babasının veya vasisinin" şeklindeki sayma yerine, bunların tamamını ifade etmek üzere "yasal temsilcisinin" deyimine yer verilmiştir.

Eski maddenin ikinci cümlesi gereksiz bir hükümdür. Evlenmenin ilânı esnasında ana ve babadan yalnız biri velayete sahip ise, velayete sahip olan kişi "yasal temsilci" olduğundan ve birinci cümlede de bu kişinin izni arandığından, ister ana isterse baba velayet hakkına sahip olsun, bu durumda velayet hakkına sahip olan bu kişi yasal temsilci kavramı içerisinde zaten yer aldığından ikinci cümle metne alınmamıştır.

2. Kısıtlılar hakkında

Madde 127 - Kısıtlı, yasal temsilcisinin izni olmadıkça evlenemez.

GEREKÇESİ

Eski maddenin kenar başlığında ve metninde kullanılan "mahcur" terimi yerine daha isabetli ve an Türkçe bir sözcük olan "kısıtlı" sözcüğü tercih edilmiştir. Ayrıca maddede kullanılan "rıza" yerine buradaki anlamına uygun olarak "izin" sözcüğü kullanılmıştır.

Eski maddenin ikinci fıkrası, aşağıdaki 128 inci maddede, yasal temsilcilerden her ikisinin de, yani hem velilerin hem de vasilerin izin vermemesi halini kapsayacak şekilde kaleme alınmıştır.

3. Mahkemeye başvurma

Madde 128 - Hâkim, haklı sebep olmaksızın evlenmeye izin vermeyen yasal temsilciyi dinledikten sonra, bu konuda başvuran küçük veya kısıtlının evlenmesine izin verebilir.

GEREKÇESİ

Kanun koyucunun öngördüğü evlenme yaşı, kişilere tanınmış bir temel hak olan evlenme hakkının kazanılmasını sağlar. Henüz normal rüşt yaşına ermemiş olmaları sebebiyle bu kişilerin evlenmesinde kanun koyucu yasal temsilcilerin de izninin bulunmasında yarar görmüştür. Ancak, uygulamada yasal temsilcilerin, evlenme yaşına erişmiş kişilerin evlenmelerine hiç de haklı olmayan sebeplerle karşı çıktıkları görülmektedir, özellikle kırsal kesimde evlenme yaşına erişmiş olmalarına rağmen yasal temsilcilerin "tarafların mutlu bir yuva kurma özlemi" dışındaki sebeplerle evliliğe karşı çıktıkları, bu durumun ise "kız kaçırma, aile kavgaları gibi" arzu edilmeyen sonuçlar doğurduğu görülmektedir. Bu sebeple maddede yasal temsilcilerin haklı bir sebep göstermeksizin evlenmeye izin vermemeleri hâlinde, arzu edilmeyen sonuçları önlemek üzere hâkimin, yasal temsilcinin karşı çıkmasına rağmen evlenmeye izin vermesi imkân dahiline sokulmuştur.

B. Evlenme engelleri

I. Hısımlık

Madde 129 - Aşağıdaki kimseler arasında evlenme yasaktır:

  1. Üstsoy ile altsoy arasında; kardeşler arasında; amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri arasında,
  2. Kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile, eşlerden biri ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında,
  3. Evlât edinen ile evlâtlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi arasında.

GEREKÇESİ

Maddenin "Maniler" şeklindeki konu başlığı "Evlenme engelleri" şeklinde değiştirilmiştir.

Maddenin (1) numaralı bendi kısaltılmak suretiyle daha anlaşılır şekilde kaleme alınmıştır. Maddede sahih ve gayrısahih nesep aynım yapılmaksızın "üstsoy ile altsoy arasında" evlenme yasağı olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca kardeşlerin ana ve baba bir ya da ana bir baba ayrı, baba bir ana ayrı ayrımı yapılmaksızın bütün bunları kapsayan bir ifade olarak "kardeşler arasında" denmek suretiyle evlenme yasağı ortaya konulmuştur.

Maddenin (2) numaralı bendi kısaltılarak kaleme alınmıştır.

Maddenin (3) numaralı bendindeki evlenme yasağı, evlât edinen ile evlâtlığı veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi arasında olmak üzere genişletilmiştir.

II. Önceki evlilik

1. Sona erdiğinin ispatı
a. Genel olarak

Madde 130 - Yeniden evlenmek isteyen kimse, önceki evliliğinin sona ermiş olduğunu ispat etmek zorundadır.

GEREKÇESİ

Maddenin konu ve kenar başlıktan arılaştırılmıştır.

Maddede yeniden evlenmek için önceki evliliğin sona erme sebeplerinin tek tek sayılması yerine "önceki evliliğin sona ermiş olduğunu ispat etmek" şeklinde bir ifade tercih edilmiştir. Bu ifade sayesinde önceki evliliğin sona erme sebebi ne olursa olsun bunu kanıtlayan kişinin yeniden evlenebileceği ortaya konulmuştur.

b. Gaiplik durumunda

Madde 131 - Gaipliğine karar verilen kişinin eşi, mahkemece evliliğin feshine karar verilmedikçe yeniden evlenemez.

Kaybolanın eşi evliliğin feshini, gaiplik başvurusuyla birlikte veya ayrıca açacağı bir dava ile isteyebilir.

Ayrı bir dava ile evliliğin feshi, davacının yerleşim yeri mahkemesinden istenir.

GEREKÇESİ

Madde üç fıkra hâlinde düzenlenmiştir.

3444 sayılı Kanunla yürürlükteki 94 üncü maddeye evliliğin sona erdirilmesi hususunda getirilen yeni bir sebep "gaiplik kararını alan eşin bunu kendi istediği zamanda götürüp nüfus idaresine vermesi"dir. Bu yöntem Medenî Kanunumuzun sistemine yabancıdır. Zira Medenî Kanunumuza göre evlilik ya kendiliğinden sona erer (ölüm); ya da mahkeme kararıyla sona erdirilir (boşanma, iptal, evliliğin feshi).

Bu sebeple 3444 sayılı Kanunla yapılan değişikliğin isabetli olmadığı oy çokluğuyla kabul edilmiş, madde yeniden kaleme alınmıştır.

2. Kadın için bekleme süresi

Madde 132 - Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün geçmedikçe evlenemez.

Doğurmakla süre biter.

Kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının anlaşılması veya evliliği sona eren eşlerin yeniden birbiriyle evlenmek istemeleri hâllerinde mahkeme bu süreyi kaldırır.

GEREKÇESİ

Maddenin "2. Müddetler" "a. Kadın için" şeklindeki konu ve kenar başlıktan "2. Kadın için bekleme süresi" şeklinde tek başlık hâline getirilmiştir. Zira bunu takip eden eski 96 ncı madde 3444 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmış olup, artık boşanan kadın için bir cezaî bekleme süresi söz konusu olmadığından, madde bir tek bekleme süresiyle sınırlı hâle getirilmiştir.

Maddenin birinci fıkrası yeniden ve daha uygun bir ifadeyle kaleme alınmıştır.

Yürürlükteki 95 inci maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ikinci fıkra hâline getirilmiştir.

Maddenin son fıkrasında kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının anlaşılması veya önceki eşiyle yeniden evlenmek istemesi hâlinde hâkime süreyi kısaltma yetkisi verilmemiş, hâkimin bu süreyi kaldırması öngörülmüştür. Zira bu iki hâlde de kadının evlenmesini engelleyen süreyi kısaltmanın bir anlamı yoktur. Bu gibi hâllerde mahkemece sürenin tamamen kaldırılması gerekir.

III. Akıl hastalığı

Madde 133 - Akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbî sakınca bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemezler.

GEREKÇESİ

Akıl hastalığının evlenme engeli oluşturmasına ilişkin hüküm, eski Kanunda, evlenme şartlarından temyiz kudretini düzenleyen 89 uncu maddede yer almaktadır. Bu durum, akıl hastalığının, temyiz kudretini kaldırması sebebiyle evlenmeye engel oluşturacağı gibi bir anlam çıkarılmasına müsaittir. Oysa doktrinde isabetle belirtildiği üzere, temyiz kudreti açısından akıl hastalığının ayrıca belirtilmesine ihtiyaç yoktur.

Akıl hastalığı, temyiz kudretini devamlı olarak kaldırmasa ve evlenme merasimi sırasında akıl hastası ayırt etme gücüne sahip bulunsa bile, neslin sağlığı açısından akıl hastalığının bir evlenme engeli oluşturması gerekebilir. Bu sebeple akıl hastalığının evlenme engeli oluşturması, evlenmenin ayırt etme gücü (temyiz kudreti) koşulundan bağımsız olarak ayrı bir maddede düzenlenmiştir. Ancak resmî sağlık kurulu raporu ile evlenmelerinde tıbbî sakınca bulunmadığı tespit edildiği takdirde akıl hastalarının evlenmesine izin verilecektir.

ÜÇÜNCÜ AYIRIM
EVLENME BAŞVURUSU VE TÖRENİ

  • Yayınlanan
    3 Haz 2019
  • Sayfa görüntüleme sayısı
    490

Yargı Kararları Uygulama

Android Uygulama

Çevrimiçi üyeler

Şu anda çevrimiçi üye yok.

Forum istatistikleri

Konular
696
Mesajlar
726
Kullanıcılar
167
Son üye
ruzgar